X
https://imgyukle.com/f/2021/08/30/qErB0.jpg
Tolga Yarman yazdı: Emperyal hormonla tahrif edilmiş inanç

Tolga Yarman yazdı: Emperyal hormonla tahrif edilmiş inanç

ABONE OL
21 Eylül 2021 12:15
Tolga Yarman yazdı: Emperyal hormonla tahrif edilmiş inanç
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu satırların yazarı bir teolog (ilahiyatçı) değildir… Teknik bir hocadır… Nedir ki, hemen hepimiz gibi, göreneklerimizin ve topraklarımızın çocuğu olarak yetişmiştir.

Mahkeme-i Kübra, niye var o zaman, Görenekte? Ya “Sırat Köprüsü”? Ya, bu Dünyada karşı karşıya bulunduğumuz imtihan? Görenekte değil mi, bunlar? Allah Günah Yaratmaz!.. “Şer olan fiili Allah yaratır” diyorsan, o zaman “Allah’a Günah Ciro Ediyorsun”, demektir, Arsız Allahsız!..

Depremde, bina göçmüş, bina sakinleri sizlere ömür… Yapımda feci biçimde demir çalındığı ortaya çıkmış… “Hırsızlık”, değil, fıtrat1

Dere yatağına bilmem kaç katlı binalar dikilmiş… Tuhaf olan, yapan memnun, yaptıran memnun… Sel felaketi ortaya çıkmış… Binaları sökmüş temelden, süpürmüş…

Hadi, “örgütlü cürüm”, ya da “salaklık” demeyelim, “öngörüsüzlük” diyelim, bu olmayacak, ya ne: fıtrat…

Maden göçmüş, asgari ücretle çalışan canım delikanlılar, bilmem kaç yüz metre derinlikteki galerilerde göçük altında kalmışlar… Televizyona çıkartılan ilahiyatçı bozuntusu, “eceli” anlatıyor, Kuran-ı Kerim’den, “Allah’ın emri” demeye getiriyor, şeref özürlü… İhmal değil, suistimal değil, gaddarlık değil, giderek cinayet katiyen değil… Ya ne: fıtrat…

Öyleyse kapat mahkemeleri, emniyeti, polisi… Cinayetleri, canileri, yargılama… “Fıtrat” de, hâşâ, “Allah’ın emri” de, çık işin içinden…

Mahkeme-i Kübra,2 niye var o zaman, hödük? Ya “Sırat Köprüsü”? Ya, bu dünyada karşı karşıya bulunduğumuz imtihan? Görenekte değil mi, bunlar?

O halde, anla beyinsiz münafık:3

  • Allah günah yaratmaz!..

Bunu diyeceksin!

Neden:

  • Yanıt basit… Yaratsa, yarattığı günahtan dolayı kulunu hesaba çekmez…

O zaman bütün şu cürümlere, “fıtrat” demek suretiyle, sen ne yapmış oluyorsun:

  • Yaradan’a, “cürüm” ciro ediyorsun, utanmaz, ahlaksız!

Mühendislik derslerimde öğrencilerime bu dediklerimi aşılamak sorumluluğunda buluyorum, kendimi:

  • Öğrencilerim olarak, yaptığınız hataya, yüzünüz kızarmadan “fıtrat” der, işin içinden böylece sıyrılmaya kalkarsanız, karşıma gelmeyin, derim…

Bu bir…

Allah’la Aldatmak, Görenekte “Büyük Günahtır”!..

İkincisi, olmadık yerde “fıtrat” demek suretiyle, imansızlar, utanmadan Allah’la aldatıyorlar… Oysa göreneğimiz bizi bu konuda uyarıyor (Yaşar Nuri Öztürk, 12 Mayıs 2000, Hürriyet):

  • Allah ile aldatma” fiilini kavrayamayan toplumların rahat yüzü görmeleri mümkün değildir. Bu böyle olduğu içindir ki, Kutsal Kitabımız, insanlığı, “Allah ile aldatma’’ zulmüne karşı ısrarla uyarmaktadır.4 Bu uyarıyı ilk yapan Kitabımız’dır. Allah ile aldatmaya giden yolları tıkamak, yani inancımızın, saltanat ve siyaset aracı yapılmasını durdurmak, mutlu ve huzurlu bir dünya kurmanın temel koşuludur.

Göreneğinde “Allah ile aldatılmak”, ayrıca “alarm” niteliğinde tanımlı olduğu halde, Allah ile, bizim kadar çok aldatılmaya tevessül olunan, giderek biteviye aldatılan, başka bir topluluk” var mıdır; toplumbilimciler, çalışmalı, açıklamalıdırlar… Memleketin yüzde doksanı Müslüman;5 birbirimizi habire Allah’la aldatıyoruz!..

Tavırsız inanç” olmaz…

Yatkalktan” ibaret bir “şekil inancı”, göreneğimizde yoktur…

Diğer yandan, “tavırsız inanç” olmaz… Yatkalktan ibaret bir şekil inancı, göreneğimizde yoktur…

  • Allah bana öyle yazmış ben zenginim, Allah sana öyle yazmış sen fakirsin, diyorsan, yandı gülüm keten helva…

O zaman, hakkaniyet ve adalet için mücadele etmekten kaçacak ölçüde hamurlaşmışsın, demektir… Ya da, çalıp çırpıp zengin olmaya, ötekini fukara kılmaya, kılıf yontuyorsun demektir…

Görenek:

  • Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder,6

düsturunu, baş bir temel ittihaz eder.

Sen kim oluyorsun da, Allah’a yardım edecekmişsin?”, demez… “Yaradan, senin gibi bir acizin, yardımını ne için, davet edecekmiş?”, demez… Tersine, belli bir yolda, belli bir tavır buyurur… O yolda mücadeleyi emreder… “Hak yolunda” mücadele edersen, “yaradılışın” seni, esenliğe taşıyacaktır, ödüllendirecektir, mesut edecektir.7

Ilımlı İslam”, kurgulanmak üzere, görenekteki tavır, gerektiğinde hakkaniyetsizliğe, adaletsizliğe başkaldırı ahdi, hasır altına süprülmüş, kişi her koşulda biata icbar edilmiştir.

Aklı Öne Çekmeyen İman, Göreneğimizle Bağdaşmaz…

Diğer önemli bir nokta, şudur ki, “aklı” öne çekmeyen iman, göreneğimizle bağdaşmaz… Göreneğimiz en önce “Okumamızı” ister… Okumak, bilgisizliğe karşı öğrenmek içindir. Şu ki, düşünmeden öğrenilmez. Bilmeden düşünmek ise, abestir…

Öğreneceğiz, bileceğiz, düşüneceğiz…

Öğrenirken düşünmek, akıl yürütmek, esastır… Öğrenmek, nakli (nakledileni) hıfz etmek katiyen, değildir. “Akıl” ve “nakil” arasındaki kavga, “şahsiyetli olmakla”, “köle olmayı kabul etme” arasındaki fark kadar, keskindir… Nakil olmadan salt akılla, eyvallah, olmaz… Ne var ki; akıl yoluyla, sorgulamadan, özümsemeden, düşünce geliştirmeden, maruz bulunan nakil; insanı “ezberciden” beter “ebleh”, şabalak, eder… Ki, bu, başından beri dikkate taşıdığımız emperyal projelerin baş bir maksadıdır… Onlar düşünen, akıl sahibi olan, aklı naklin önüne çeken, dik, hakkaniyetsizliğe ve adaletsizliğe karşı mücadele azmiyle, imanıyla, bilenmiş bireyler istemezler. Ebleh, şabalak bireyler isterler…

Komşusu açken tok yatan; bunun bu terkipte, “yukarıdan” böyle geldiğini sanacak, omurgasız; ameli, Yaradan’a varmaya çalışmakla alakası olmayan, yatkalktan ibaret, bencil tâbiyetçiler, isterler…

Laiklik = İnanç Özgürlüğü = İnanç Barışı = İnançta Aklilik

Tahmin ederim ki, birçok okur, “Ya, Tolga Hoca ne yapıyor, böyle, “laikliğimizle” bağdaşmaz biçimde, gidip gidip, Ayetler’e atıfta bulunuyor? diyebilecektir… Gerçi, dikkat edin lütfen, metin içinde “Görenek” dedim, bir tek… Ayetlere, evet göreneğimizin temel hatlarını belirginleştirmek üzere, o da dipnotlarda atıfta bulundum…

“Laiklik” konusunda yaptığım tartışmalarda, saygıyla ifade ediyorum, şu ki, çok sayıdaki sevgili arkadaşımın Cumhuriyet’in laiklikten ne anladığını (en azından benim gördüğüm kadarıyla), anlamadığını, esef ederek, görüyorum…

Olabilir, saygı duyarım, ama, açık söyleyeyim, beraber yol alamayız…
Onlar “Batı vari” bir “laiklik” düşünüyorlar… Saygıdeğer elbette… Ancak Cumhuriyet’in âyârları farklıdır… Batı vari laikliğin özü bizde elbette var… Ancak bakın, imamlar, müezzinler, devletten maaş alırlar… Şehitlik bir devlet payesidir… Gazilik de öyle… Dinî bayramlar resmî tatildir… 

Cumhuriyetimiz’in laikliğini kısaca şöyle anlatayım: 

  1. Laiklik, bir defa yönetimde, sorgulama, tartışma, akıl yürütme ve farklı önergelerin oylanması sonucu bir hareket tarzı belirlemek demektir ki, bu düstur, TBMM’nin alnında “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”, düsturunda sübut bulur. 
  2. “Laiklik”, öte yandan, “inanç barışı” ve “inanç özgürlüğü” demektir, ancak bu sözcüğü Türkçe’ye, hala daha çevirememis olmamız, bir “aydın ayıbıdır”…
  3. Diğer bir taraftan, aydınımızın hala daha ve maatteessüf anlamadığı ya da özümseyemediği şekliyle, “Diyanet İşleri Başkanlığı, bir Cumhuriyet Kurumu’dur” ve her ne kadar önceki satırda söylediklerim geçerli ise de, “Cumhuriyet’in laikliği”, “İnançta aklilik”, demektir, ayni zamanda… İnancında aklî olmayan, inanç özgürlüğüne, giderek inanç barışına omuz veremez… Dayatmacı, giderek ve maatteessüf kan dökücü olur. “Sizin dininiz size, benim dinim bana”, diyemiyorsa, bir defa, münkir (kâfir), olur.8 Göreneğe göre ne oldu demek ki: Mezhep Savaş yapıp, kan dökenler, münkirdirler…

Burada bir durayım…  Rahmetli Prof. Mümtaz Soysal’la canlı bir TV Programı’nda tartışıyoruz… Mümtaz Hoca, “Laiklik” deyince sözünün bir yerinde, araya girdim… Sizin gibi koca  bir hocaya böyle yabancı sözcüklerle konuşmak yakışıyor mu, diye ) … Lise’den de büyüğüm ya, oradan cesaretlenip… Şaşırdı… Bunlar evrensel sözcüklerdir, Tolgacığım diyecek oldu… Onun üzerine, pekiyi  o zaman, “elhamdülillâhi rabbül alemin”, bunun da Türkçesini merak etmeyelim, dedim… Durakladı… “Pekiyi ne diyeceğiz?” diye sordu… “Hamd evrenler sahibi Yüce Allah içindir”, budur Türkçesi, dedim… “Pekiyi laikliğe ne diyeceksin?, dedi… “Aklilik”, dedim… Yönetimde aklilik, inançta aklilik… Bunun üzerine, fevkakade kıvrak zekasıyla, “Ya, çok haklısın,  “laik”, l, a, i, k, “aklî”, a, k, l, i, “bunlar ayni harflerden oluştukları kadar aynılarmış meğer”, deyiverdi….

Cumhuriyet’in özü, işte, yönetimde akıldır, inançta akıldır…

“Allah Allah” nidalarını, Kurutuluş savaşımızdan, Çanakkale Savaşları’ndan, ya da başka destanlarımızdan, asla soyutlamayazsınız… Soyutlamaya kalkan “laiko faşisttir”…

Atatürk’ün ve Silah Arkadaşları’nın egemen kılmak istediği, yönetimde akıl yanı sıra, inançta “fanatikliği, hurafeyi, bağnazlığı, yobazlığı”, defedecek “akliliktir”…

Biraz daha açacağım…

“Fanatizma” ya da Türkçesi “bağnazlık”, sözcüğü ile (yukarıda, Bölüm 3’de, değindim), şunu kastediyorum:

 –  Tartışmayı, sorgulamayı, düşünmeyi reddeden, aslında bilmeyen ve ezberinden, “dediğim dedik öttürdüğüm düdük” dediğini, karşısındakinin beynine, ona, hiçbir söz hakkı tanımadan, üstüne üstlük onu aşağılayarak, “itfaiye hortumu” ile ve hınçla zerk etme saplantısı, giderek cürmü…  

  “Fanatik” ya da “bağnaz”, o zaman, o saplantının ve cürmün faili oluyor… Öyle…

  “Fanatik” yalnızca bizde değil, Dünya’nın her tarafında var… İnanın, işaret ettiğim şekliyle, bilim dünyasında da var… Hatta, biliyorum, benden duyunca çok şaşıracak, büyük ihtimalle de yadırgayacaksınız… Olsun… Yine de ifade edeceğim… Pek çoğu da, bilim dünyasında var… Oraya girmeyeceğim… Şu kadarını söyleyeyim, yalnız, onlar “adam” olsalar, millet, bağnaza, taassuba, hurafeye, teslim olmazdı…

  Bu çerçevede, “Fanatizma’yla mücadele, Cumhuriyet’i ve O’nun inanca bakışını, anlamaktan geçer”…

  Yalnızca bu sözün hakkını vermek, ciltlerle kitap çalışmasına baliğ olacaktır.

  O çerçevede, burada; herhangi başka bir olumsuzluk karşısında; veballerini göz ardı etmek üzere, önümüze, “kaderi”, “yazgıyı”, Allah’a, hâşâ, “günah ciro ede ede”, koyanlarla; mücadele ederken; inanan kitleleri yanımızdan uzaklaştırmamaya özen göstermek üzere,  Cumhuriyet’in kuruluş tılsımlarına tutunmanın önemini belirtmek, istiyorum.

Bu bağlamda şu hususu vurgulamamız, gerekiyor: 

–  Cumhuriyet’in, inananlarla değil, bağnazlıkla sorunu vardır.

Diyanet İşleri Başkanlığı – günümüzdeki yönetim unsurları, Kuruluş İlkeleri’nden ne denli uzaklaşmış olurlarsa olsunlar – altını çizmeliyim, bir Cumhuriyet Kurumu’dur. “İnanç özgürlüğünün”, “inanç barışının” olduğu kadar, “inançta aklın”, öncülüğünü üstlenmiş bir Cumhuriyet Kurumu… Yoksa, “mezhebî taassubun” giderek “hurafenin”,  işbirlikçi siperi  olacak bir kurum, değil…

  Bize; her türlü melaneti, “kader”; her türlü edepsiz ihmalin, kusurun, taksirin, sebebiyet verdiği, cinayetten farksız kazalarla vukua gelen ölümleri, “Allah’ın takdiri” gibi, gösteren patolojik zihniyetin müdafileriyle mücadele ederken; onlara, onların anlayacağı dilden, Cumhuriyet Diyaneti’nin Kuruluş İlkeleri’yle, yanıt vermemekle, inanın, çok “basiretsiz” davranıyoruz.

Hatta o ilkelere, her nasıl oldu ise, sırtımızı dönerek, cevap yetiştirmeye, girişiyoruz…

Hatta hatta, “Siyasal İslam” diyebiliyoruz, söz konusu “illetli saptırmayı” betimlemek üzere… Hayır!.. Uhreviyet ya da ilahiyat boyutu bir tarafa, “siyasal olmayan İslam” olmaz. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır, bir defa… Toplumsal olan her şey siyasidir, çünkü…

 Aslında, demek istediğimiz budur: 

– Egemene, yalakalaşıp, onunla birlikte, utanmadan, Allah’ı öne sürerek, başta inananlar, kamuoyunu aldatan, mezhebî taassup… Budur ve bu, Emeviyye ile beraber şımarmanın doruğuna ulaşmıştır. Aklı iptal eder; “Hesap gününü” unutturup, “uydurma bir kader” icat eder. Yoksul yoksulsa, bu onun yazgısıdır… Varsıl varsılsa, bu da onun yazgısıdır… Allah varsıla verecektir, varsıl yoksula… Bu yutturmacayla beyinleri ütüler… Ama, ne İslam’ın özüdür, bu… Ne de, o özü öne çekmeye ahdetmiş, Cumhuriyet Diyaneti’nin, kuruluş safiyetinin… 

Maden göçükleri altında kalanlardan başlayarak, bozuk yemekten zehirlenenler dahil, her türlü can kurbanımızı, ayrıca, “gıda şehidi” gibi, orijinalitede Oscar ödüllülere taş çıkartacak, “en eksantrik, şehitlik mertebeleriyle” güya ödüllendirip, acılarımızın müsebbiplerini, “Takdir-i ilahi” diyerek aklamaya yeltenen alçaklara, ne diyeceğiz pekiyi?

Yukarıda dediğimi diyeceğiz:

 –  Bre imansız, Allah günah yaratmaz… Bütün şu sayıp döktüğün melanet, Allah’tan sadir oluyorsa, o zaman “Hesap Günü” niye var?.. Her şey Allah’tansa; bırakalım bir kenara, davaları, duruşmaları, soruşturmaları, adliyelerin kapılarına kilit vuralım!..

  Bunları, Diyanet Görevlileri’nin söylemesi gerekir… Söylemiyorlarsa, o zaman, biz söyleyeceğiz… En önce de, o görevlilere söyleyeceğiz…

  Bunu yapmaz; ortadaki inanç yozlaşmasına, “Siyasal İslam” dersek, ne denli iyi niyetli ve haklı olursak olalım, siyasî anaforlarda, “ılımlı islam”, ya da “zorba islam”, tezgahlayan emperyallerin oyununa geliyor ve inanan kitleleri yanımızdan, hiç istemeden de olsa, uzaklaştırıyor oluyoruz; kaybediyoruz…

 Bu topraklarda, hurafeyle, bağnazlıkla mücadele; Cumhuriyet’i ve O’nun inanca bakışını, anlamaktan geçiyor. Etrafımızı saran her türlü melanetle mücadele; çünkü, en önce; “mezhebî taassupla”, inancımızda, görenekte katiyen yeri olmayan, hurafe ile, mücadeleden geçiyor…

Hurafe ile, göreneğin özünü ortaya koyup, geniş cepheli bir mücadele başlatmamız, önem taşıyor… Tam da bu noktada Emperyal İngiliz Muhibi (meftunu) İskilipli Atıf’larla Kuvva-yı Milliye’nin inanç önderi Börekçizade Rıfat’lar, birbirlerinden, muhakkak ayrıştırılacaklardır… “Laikiz” diye göreneğin özüne sırtımızı dönmeye kalkarsak, ortalık görenek diye, “İşbirlikçi İskilipliler’e” kalıyor… Demek istediğim tam da, budur.9 

Atatürk’e ve silah arkadaşlarına karşı çok edepsiz ve çok hakkaniyetsiz bir kavga yürütülüyorsa, bu kavgaya cepheden müdahalede bulunmak önem taşıyor… Şunu ifade etmezsem eksik bırakırım:

– Ben bir Atatürk papağanı değil, bir Atatürk hayranıyım… O’nun yaptıklarını uygulayacağız, başka da bir şey yapmayacağız… Yok öyle bir şey…  Bize emanetine dikkatlice tuğlalar ilave edeceğiz elbette…

1 Eşyanın doğasında olan özellik.

2İmtihan için geldiğimiz ve ölüm ile terk edeceğimiz dünya hayatını, güzel amellerle geçirmemiz gerekir ki ölümden sonra Mahkeme-i Kübra’da yüzümüz ak olsun”, Ankebut Suresi, 57. Ayet… “Mahkeme-i Kübra”, Yüce Mahkeme, demek oluyor…

3 Küfrünü gizleyerek kendini mümin gösteren veya imanla küfür arasında bocalayan kişi…

4 Fâtır Suresi 5. Ayet, Lukman Suresi 33. Ayet, Hadid Suresi 14. ve 15. Ayetler.

5 https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clkelere_g%C3%B6re_M%C3%BCsl%C3%BCman_n%C3%BCfusu

6 Muhammed Suresi, 7. Ayet.

7 T. Yarman, Yaradan’a Varış: Bütünsel Bir Ahlak Öğretisi (http://www.egitisim.gen.tr/tr/index.php/arsiv/sayi-31-40/sayi-33-insan-haklari-egitimi-ocak-2012/709-yaradan-a-varis-butunsel-bir-ahlak-ogretisi), “Un Système de Croyance Cosmique” Kitabı’nın (https://www.amazon.com/Syst%C3%A8me-Croyance-Cosmique-French-ebook/dp/B004CLYE1Y), Türkçe bir özeti.

8 Kâfirun Suresi, 6. Ayet. https://acikkuran.com/109/6

9 Bu alt bölüm şuradan derlenmiştir: Prof. Tolga Yarman ile Röportaj, Gülbin Aybar, Özgür İfade, 25 Nisan 2021, https://ozgurifade.com.tr/2021/gundem/prof-dr-tolga-yarman-ile-roportaj-25723/

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.