ÜÇÜNCÜ YILINDA TARIK AKAN'I ANIYORUZ...

  • DOLAR
    5,7122
    % -0,30
  • EURO
    6,3051
    % -0,01
  • ALTIN
    275,9364
    % -0,03
  • BIST
    101.033
    % -1,52
“Taviz vermeyince, yalnız oluyorsunuz”

“Taviz vermeyince, yalnız oluyorsunuz”

Türkiye’nin en tartışmalı figürlerinden olan Yılmaz Güney ölümünün 35. yılında anılıyor.

 

Yılmaz Güney Türkiye’de bazı kesimler için mitleşmiş bir isim. Sinema alanındaki başarılarının yanında siyasi eğilimleriyle de çok konuşulan bir isim olan Güney’in filmleri, kadınlarla ve çocuklarıyla olan ilişkileri hala tartışma konusu. Bugün ölümünün 35. yıl dönümü olan ünlü sinemacının eşi Fatoş Güney ise artık mücadeleden yorulduğunu ve köşesine çekilmek istediğini söylüyor. Fatoş Güney ile hem eşini hem de eşinin ölümünden sonraki hayatını konuştuk.

– 35 yıl geçti. Hisleriniz nedir. Neler değişti, ya da değişmedi?

En zor soruyla başladın. Buna cevap vermek zor. Duygularım da karmaşık. Artık Türkiye’de Yılmaz Güney’in oto sansürden kurtulmasını diliyorum. 2014’te TRT’ye başvuruda bulunduk, olumlu dönüş yaptılar. Fakat filmler gösterilmedi. Bir de kopyası ortadan kaldırılan 114 film var. “Faili meçhul”, ama 12 Eylül Cuntası tarafından yok edildiler. Geride 15 film kaldı. Kültür Bakanlığı bize bu konuda destek verdi. Umut, Bakanlık tarafından restore edildi, Sürü Groupama Sigorta tarafından. Seyithan ve Yol’u da biz restore ettik. Restorasyonu yapılmayan filmler için de destek bekliyoruz. Filmlerin gösterimi için de imza kampanyası başlatacağım. Kampanyayı kendi sitemizde başlatmayı düşünüyorum.

– Cumhurbaşkanı’na da çağrıda bulunmuştunuz…

Ama cevap alamadım. Bir de müze ve film projelerim var. Ancak görüşmelerimizde orada da uzlaşmaya varamadık.

– “Çirkin Kral Efsanesi” isimli belgeselden çok şikayetçi olmuştunuz.

Hüseyin Tabak’In yaptığı belgeselde bana doğru gelmeyen şeyler vardı. Yılmaz Güney kadınlara şiddet uyguluyordu, gibi göstermesi de belgeseldeki yanlışlardandı. Güney, filmlerinde kadın konusuna parmak basmış bir insandır. Bir kadının çıkıp da “Yılmaz Güney beni dövdü” diyebileceğine (o belgeselde söylenen dışında) inanmıyorum.

– Yılmaz Güney, sizinle tanıştıktan sonra değişmiş olabilir mi?

Hayatı boyunca değişime uğramıştı. Çünkü öz eleştiri yapardı. Büyük hataları da olmuştur. Ancak bunun bilincine varıp, kendini baştan yaratmaya gayret gösterdi.

– Yılmaz Güney’in dışında Fatoş Güney’i de merak ediyorum. Biraz da kendinizi anlatsanız.

Ölümünden sonra hayatımı yaşadım. “Rahibe okulunda okudum, ama rahibe olmadım” diyebilirim. Yılmaz’ın ölümünden sonra da rahibe hayatı yaşamadım. Birlikte olduğum insanlar oldu. Vakıf kurdum. Bugün olduğu gibi hiç destek alamadım. Taviz vermeyince, yalnız oluyorsunuz.

– Ne gibi tavizler isteniyor?

Siyasi görüşlerde tavizler istendi. Belli oluşumlarda yer alabilirdim, görüşleri çerçevesinde, ona müsade etmedim.

– 2013’te HDP ile isminiz bir araya gelmişti.

İlk meclise girdiklerinde teklif geldi. Fakat ben siyaseti kişiliğimle uyumlu görmedim. Bugün de iyi ki girmemişim diye düşünüyorum. 40 yıldır “Yılmaz’la başlayan” bir mücadele içindeyim, manzara iç açıcı değil. Hep “umudumuzu kaybetmeyelim” diyoruz, ama yoruldum. Yılmaz’ın filmlerini özgür kılıp, kitaplarını bastırmadan mücadeleyi bırakmayacağım. Sonra inzivaya çekilmeyi bile düşünüyorum.

– Sanırım siyasetten çok insanlar sizi yormuş.

Her konuda, insanlar yordu. Dost dediğimiz, içimizden bizi vuranlar oldu. Yılmaz Güney’in tasvip etmediği insanların “arkadaşıyız” diyerek ortaya çıktıklarını görüyorum. Herkes kendi yorumuyla bir şeyler anlatıyor. Yüzde 80’i doğru değil.

– “Yılmaz Güney PKK’ya karşıydı” dediniz. Ancak o çizginin temsilcisi olarak gösteriliyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Evet, ne yazık ki, bu yapılıyor, ama Yılmaz Güney teröre, insanların, çocukların öldürülmesine karşıydı. Kitlesel oluşumla, siyasal iktidar hedefliyordu. Düşüncesini silahlı mücadele olarak görmek yanlış olur.

– 1984’te “birleşik Kürt devleti ile ilgili” yaptığı konuşması, çok eleştiriliyor. Siz ise ülkesini ne kadar sevdiğinden bahsediyorsunuz. Kast ettiğiniz ülke hangi ülke?

İran’da, Irak’ta, Suriye’de, Türkiye’de Kürtler var. Dört ülkeye yayılmış durumdalar. Bunlar devletleri olmayan bir halk. Bu halkın hak ve özgürlükleri, kimlikleri tanınmadı, yakın zamana kadar. Yılmaz Güney de buradaki Kürtlerin birlikte mücadele etmelerini öneriyordu. Bana sorarsanız o ulusal demokratikleşme mücadelesidir. Herhangi ülkeden toprak alınsın da Kürtlere verilsin, anlamında söylememişti.

– Nasıl bir model vardı kafasında?

Kendi kendilerini idare edecekleri, otonomi mi deniyor ona?

– Federatif yönetim de deniyor.

Federasyon, otonomi, kimse devlet hakkı, şu hakkı, bu hakkı veremez, onu gelişen siyasi konjonktürler belirler. Yılmaz Güney de orada, ezbere Kürt devleti kurulsun demiyor. Diyor mu?

– Ben dediklerinize yorum yapma pozisyonunda değilim şu anda.

Hayır demiyor, “kürt devleti kurulsun” demek istemiyor, ama “demokratik hak ve özgürlüklere bağlı bir yapı dört ülkenin halkları tarafından bir araya gelerek kurulsun” diyor.

– Peki… Kızıyla olan ilişkinizi konuşalım. Elif Güney, babası hakkında bir kitap yazdı, Güney Filmcilik’teki hakları sebebiyle davalık oldunuz. Sonrasında iletişiminiz oldu mu?

Oldu tabii. Ne hissettiğini ona sorsanız daha iyi olur. Çünkü payının azaltılması ya da imzasının kullanılarak hakkının yenilmesi gibi bir durum söz konusu değil.

– Kitabını okudunuz mu?

Tam olarak okumadım, çünkü o kadar üzüldüm ki, o kadar anlaşılamamış ki babası.

O düğünü istemiştim

– “Ben ait olduğum sınıfın insanı değilim” demiştiniz. Aileniz ve çevrenizle aranızda ne gibi zıtlıklar vardı?

Ben bir sanayicinin kızıyım, fakat burjuva özelliklerini taşımıyorum. Küçüklüğümden beri kendi sınıfım dışındaki kişilere ilgi duydum.

– Yılmaz Güney’i tanımadan önce filmlerini izlemiş miydiniz?

Hiç. Filmleri o zaman büyük şehirlerde vizyona girmiyordu.

– Rol aldığı filmlerde sıkı bir burjuva ahlakı eleştirisi vardı. Çevrenizde gördüğünüz yaşam biçimleriyle Güney’in filmlerini eşleştirdiniz mi?

Sonradan oldu tabii. Tanıştığımızda “Boynu Bükük Öldüler” isimli bir kitap vermişti. Bir kitap okudum hayatım değişti derler ya. O kitap, benim için o kitaptı. Bir filmi Yeldeğirmeni’nde oynuyordu. Ben Moda’da oturuyordum, ama Yeldeğirmeni neresi bilmiyordum. Gittim, sinemayı buldum ve Seyithan filmini izledim. Yılmaz’a “oradaki gibi düğün istiyorum, üç gün, üç gece” demiştim, ama şartlar izin vermedi. O ukde olarak kaldı.

Botoks devrimci bir eylem

– Sizin için botokslu devrimci diyorlar.

İnsanların zamana karşı kendilerini korumaları gerektiğine inanıyorum. Ufak tefek, yaptırıyorum ve hiç beis duymuyorum. Yılmaz derdi ki, “sabah kalkıyoruz, dişimizi fırçalıyoruz, sakalımızı traş ediyoruz, saçımızı tarıyoruz, bunlar hayata direniştir.” İnsan yüzünün sarktığının gördüğünde, imkanı varsa ufak rötuşlar yapabilir. Tabii ki tamamen çevresini değiştirerek değil. Hiç de o devrimcilerin söylediği şeylere takılmıyorum.

– Bir yönüyle “botoks devrimci bir eylemdir” diyebilir miyiz?

Botoks, kendine güvenenler için, tabii ki öyledir. İşin esprisi tabii…

Deniz Ülkütekin/Cumhuriyet

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM