• DOLAR
    $1.384,6000
  • EURO
    $0,3035
  • ALTIN
    $37.093,0000
  • BIST
    $162,1600
  Sonra ne olacak?

  Sonra ne olacak?

İnsan kendi başına eve kapandıkça münzevi olmaya başlıyor. Yalnızlığın tadına varıyor sanki. Geçenlerde evden çıkmamı gerektiren bir durum oldu ama hiç içimden gelmedi yerimden kıpırdamak. Bu beni ürküttü doğrusu.

 

İnsan kendi başına eve kapandıkça münzevi olmaya başlıyor. Yalnızlığın tadına varıyor sanki. Geçenlerde evden çıkmamı gerektiren bir durum oldu ama hiç içimden gelmedi yerimden kıpırdamak. Bu beni ürküttü doğrusu. Şu pandemi döneminde insanı dışarıya davet eden cazip bir hayat yok ama yine de bir hayat var işte. Sonbahar kültür, sanat demekti eskiden. Geçmiş yıllarda pek çok etkinlik bu dönemde gerçekleşmiş; bir baktım da kitap fuarları, sergiler, konserler, şiir festivalleri, konferanslar, tiyatrolar hep bu aylarda yoğunlaşmış daha normal zamanlardayken. Özellikle Kıbrıs’ta yazın kavurucu sıcaklarının ardından doğa da daha davetkar olmuş sonbahar aylarında.

Bu zor dönemi elimden geldiğince iyi geçirmeye, kendimi verimli ve iyi tutmaya çalıştım hep. Kişisel bir şikâyetim olması şımarıklık olurdu zaten. Bütün mesele dünyanın hali ve kendi kozandan başını çıkardığın zaman yüzüne çarpan kötülük ve acı iklimi. Dışarıdan gelen ölüm ve adaletsizliğe dair haberler sürekli…

En “muhteşem” hayatları süren yüksek sosyetenin bile eve kapanmış olmasını, virüsün o mekanlara kadar ulaşmasını bir eşitlik hali gibi algılayanlar oldu ama eşitlik motorları maviliklere sürdüğümüzde bile mümkün olmayacak bir durum. Dünyadaki bütün eşitsizlik durumları sınıfsal, etnik, ülkesel, toplumsal cinsiyetle ilgili vb. eşitsizlikler ortadan kalksa bile zekâ, güzellik, bedensel güçlülük, yaş gibi özellikler yine bir hiyerarşi oluşturmaya devam edecektir. Önemli olan hiyerarşik değil heterarşik bir yaklaşıma sahip olup bütün farklılıkların bir armoni içinde değerini bulabileceği, her birimin kendi gücünü mümkün olduğu oranda katabileceği bir sistem belki de.
Bir başkasını değersizleştirerek kendini değerli kılmak yaygın olan anlayış. O çirkin ben güzel, ben alemin kralıyım o bir sürüngen, ben enlerin eniyim o kim ki, benim şiirim en iyisi, en güzel romanları ben yazdım, en güzel filmleri ben çektim vs.  Bu yarışma sürdükçe kötülüğün yenik düşmesi imkânsız.

Geçenlerde kendimle ilgili bir durum fark ettim. Acı veren rekabetlerden kaçınmak için önce kendimi yarışma dışı bırakma numarası çekiyorum, sonra yapabileceğimin en iyisini yapıyorum ama hep bir kusur bırakıyorum yaptığım şeyde. Bu kusur beni kıskançlıktan koruyor. Bu kusur sayesinde başkaları için bir tehdit oluşturma durumum ortadan kalkıyor  ve yaratımın kibrinden kurtuluyorum. Ne alemim!

Başarı sözü beni geriyordu uzun zamandır. Bu “post-hakikat” çağında başarı öyle kirlenmiş bir kavram ki… En iyi pazarlanan, en çok sahtelik içeren başarılı sayılıyor pek çok durumda. Popüler olmanın kodlarını doğru çözen bir biçimde öne çıkıyor. Ne olduğun, kim olduğundan çok kendini nasıl sunduğun, hangi doğru strateji ile pazarladığın önemli. Gerçek başarılar da var kuşkusuz. Hem zekâ ve yaratıcılığın hem de emek, güzel bir kalp ve yüce gönüllülüğün eşlik ettiği başarılar bunlar. Işığını çağlar ötesine bile iletebilir böyleleri.

Şu an Üniversite’deki öğrencilerim 2000 yılından sonra ya da hemen öncesinde doğmuş gençler. Benim gençliğimde popüler kültüre ait olan her şey onlar için birer antika. John Lennon’un kim olduğunu sınıfta bir kişinin bile bilmemesine hayret etmiştim. Sonra bir baktım Zuckerberg’i bile bilmiyorlarmış. Bilmek değil bulmak çağı bu. Bilmezsin ama hemen telefonuna bakıp öğrenirsin anında. Bilmenin, bilgi için emek harcamanın değerini epey azaltan bir durum bu. Teknolojiyi etkin kullanma becerisi bilmekten daha önemli çoğu zaman. Bilmek önemsenmiyor çünkü bilmediğine ulaşman için 5 saniye yeterli.

Bir gün evlerimizden rahatça çıkabildiğimizde, dünya bir anlamda normalleştiğinde bu süreçten neler öğrenmiş olacağımızı, nelerin değişeceğini merak ediyorum doğrusu. Daha sorumluluk sahibi bir insanlığa, daha adil bir dünyaya ulaştırabilecek mi bizi bu başımıza gelenler yoksa yeni bir kötülük çağı daha mı başlayacak?

Thanatos ve Eros arasındaki çekişme gibi bu. Biri tek başına var olamıyor. Ölüm olmasa yaşama tutkusu da bu denli güçlü olamazdı. Kötülük olmasa iyilik ışımazdı böyle. Hayat bir sonsuz keşifler alanı. Serin tutalım kalplerimizi. Neyle karşılaşırsak karşılaşalım çağlar ötesinden bugüne akan o adalet ve iyilik nehri kurumayacaktır kolay kolay.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
neşe yaşın

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM