• DOLAR
    7,9701
  • EURO
    9,4633
  • ALTIN
    487,38
  • BIST
    1,1861
Sarıhan’a göre CHP’nin seçim kazanamama nedeni Atatürk!..

Sarıhan’a göre CHP’nin seçim kazanamama nedeni Atatürk!..

Zeki Sarıhan, 18 Eylül tarihli, “herkesin bildiği sır: CHP neden seçim kazanamıyor?” başlıklı yazısında Kılıçdaroğlu’nun, ”CHP uzun süredir iktidara gelemiyor. Ama bunun sorumlusu halk değil biziz” sözüne itiraz ediyor ve sorumluyu açıklıyor.

 

Zeki Sarıhan, 18 Eylül tarihli, “herkesin bildiği sır: CHP neden seçim kazanamıyor?” başlıklı yazısında Kılıçdaroğlu’nun, ”CHP uzun süredir iktidara gelemiyor. Ama bunun sorumlusu halk değil biziz” sözüne itiraz ediyor ve sorumluyu açıklıyor.

Bu ‘biz’ kavramıyla kendisi de içinde olmak üzere CHP’nin muhalefette olduğu yıllardaki yönetici kadrolarını kast ettiği anlaşılıyor… Sayın Kılıçtaroğlu, gerek kendisine, gerek CHP kadrolarına haksızlık ediyor. CHP’nin iktidara gelemeyişinin nedeni, Kılıçtaroğlu ve çalışma arkadaşları olmadığı gibi, çok partili dönemde kendisinden önceki kadrolar da değildir… CHP yöneticileri, siyasetten anlamayan, tembel insanlar değildir. Seçim kazanan diğer partilerin kadroları gibi canla başla çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar. İçlerinden çoğu siyasette pişmiştir ve deneyimli insanlardır. CHP’nin serbest seçimlere geçildiği 1950’den sonra bir daha iktidara gelemeyişinin nedeni, Tek Parti döneminde uyguladığı politikalardır…”

Daha sonra mealen, “bazıları suçu İnönü dönemine (1938-1950) atarak Atatürk’ü sorumluluktan kurtarmak istemektedirler. Oysa gerçek suçlu Atatürk’tür” diyor. Hatta daha da ileri gidiyor ve “CHP’nin içinden çıktıkları için DP döneminin sorumlusunun da Atatürk olduğunu” savunuyor.

Bundan sonra 7 yazı yazarak, CHP’nin iktidar olamayışının sorumlusu gördüğü Atatürk’ün, yaptığını öne sürdüğü yanlışların dökümünü yaptı. O kadar ki adını görmeden yazdığı kara çalmaları okumuş olsaydım, yazarının Kadir Mısıroğlu ya da bir benzeri olduğunu düşünürdüm. Örneğin, “diktatör” olduğunu, “şovenist milliyetçi” olduğunu; “bir an önce zenginleşme tutkusu ile burjuvazi ve toprak ağaları ile işbirliği yaptığını ve kısa zamanda çiftlik ve banka sahibi olabildiğini…” yazabilecek kadar karalamaktan çekinmiyor. Devrimlerin de yanlış olduğunu savunuyor. “Soyadı Yasası” çıkarmasını şovenist milliyetçiliğine örnek olarak gösteriyor. “Herkesin zaten bir soy (sülale) adı vardı” yalanını söyleyip, “yasanın amacı, bunları bırakarak öz Türkçe birer soyadı almak, böylelikle mevcut kültürle bağı koparmak” olduğunu öne sürüyor. Daha neler, neler…

Sonraki yazılarında CHP’nin seçim kazanamama nedenini, Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar götürüyor ve o yıllarda yapılmış, kendisine göre, yanlışları anlatıyor…

***

Atatürk’ü, “burjuva devrimcisi” ya da “üst yapı devrimcisi” olarak niteleyip eleştiren, yapabilecek gücü olduğu halde “komünist bir düzen kurmamış olması” nedeniyle ona saldıran sosyalistler var. Bunların çoğu, daha sonra liberalizmin tatlı sularına yelken açıp kapitalist emperyalistlerin övgücüsü oldular. Bununla birlikte hala solcu olduklarını iddia etmekteler. Bunlardan bir grup, 1996 yılında Habitat toplantısı nedeniyle İstanbul’a gelmiş olan Fidel Castro’ya saygı ziyaretinde bulunmuş, kendisine ve Küba devrimine hayranlıklarını bildirmişler. “Bizim şanssızlığımız” demişler, “sizin gibi bir lidere sahip olamayışımız!..” Castro, tokat gibi bir yanıt vermiş: “Atatürk var ya! Biz ondan esinlenerek, onun başarısından cesaret alarak emperyalizme başkaldırdık. O, bizden daha büyük bir devrimcidir. Biz, onun yaptıklarını yapamazdık. O varken başka lider aramanıza gerek var mı?..” Bunlara, Sevgiyle andığımız İlhan Selçuk da 27 Ekim 1998’de, “GEL DE ŞAŞMA” başlıklı bir yazı yazarak yanıt vermişti. Klasik olan, bu yazıyı da bulup okumanızı öneririm.

Biz, Zeki Sarıhan’ın böyle sosyalistlerden olmadığını düşünüyorduk. Kitaplarından ve yazılarından kendisini “Kuvvacı, ulusalcı” bilirdik. Ulusal Eğitim Derneği’nin Samsun şubesini kurmak üzere kentimize geldiğinde, tanışma fırsatımız da olmuştu.

O halde Zeki Sarıhan bu yazıları nasıl ya da neden yazdı?..

Bu yazıları nedeniyle bayram yapan, “eski Kemalist yazar Atatürk’ün ipliğini pazara çıkardı” diyerek göbek atan gericilere ya da AKP’ye yaranmak gibi bir düşüncesi olamaz. Çünkü bu yazılarında “Erdoğan’ın da Atatürk gibi diktatör olduğundan” söz ediyor!..

O halde neden?

Bence tek bir nedeni var: Zeki Sarıhan Y-CHP milletvekili olmak istiyor!..

Eşinin yaşadığına tanık olduğu milletvekilliği zevkini, son demlerinde kendisi de tatmak istiyor, gibi geliyor bana!..

Belki de kendisi için değil de bir dönem daha milletvekili olmak isteyen eşi için kulis yapıyordur!..

Zaten bundan önceki yazılarında da hep Kemal Kılıçdaroğlu’na göz kırpıyordu!..

Son yazılarında, özellikle devrimleri de eleştirerek Atatürk’e saldırması, CHP içinde etkili olan Sorosculara hoş görünmeye çalışmasına bağlanabilir. Ki bu yazılarından birinde, Canan Kaftacıoğlu’nun “Mustafa Kemal Paşa” ifadesini, destek anlamında alıntılıyor. Hemşerisi Kaftancıoğlu, Ermeni- Taşnaklardan yana tavır koymuştu, Sarıhan da bir yazısında Pontus Rumları ile 15 Mayıs 1919’da Kordon’a çıkan palikaryaları takdis edip, “ne kadar çok Türk kanı içerseniz, sevabınız o kadar artacak diyen İzmir- Rum Metropoliti Hrisostomos’dan yana tavır koyuyor.

***

Aslında Zeki Sarıhan, bu yazıları ya da başkalaşımı ile CHP’nin neden iktidar olamadığını kanıtlıyor.

Siyasal Partiler Yasası parti liderlerini tek adam, daha doğrusu parti içinde diktatör yapmaktadır. Parti içinde yükselmenin tek yolu lidere yaranmak, liderin gözüne girmektir. Kendini sevdirirsen, lider “yürü ya kulum!” der; sen de hızla yükselir, milletvekili, belediye başkanı, bakan vs. olabilirsin…

Ancak lideri eleştirirsen, lidere ters düşersen, dünyanın en büyük siyaset bilimcisi de olsan, ya da partiyi uçurup iktidara getirecek siyaset cambazı da olsan, parti üyesi bile olamazsın; eğer üye isen kapının önüne atılırsın!…

Diğer partilerde olduğu gibi, CHP’de de durum bu…

Zeki Sarıhan bu nedenle, partinin başarısızlığı konusunda Kılıçdaroğlu’na toz kondurmuyor. Fakat onun, “1930’ların CHP’si değiliz” dediğini bildiği için, 1930’ların mimarı Atatürk’ü eleştirerek ona yaranmaya çalışıyor…

***

Menderes’in ünlü bir sözü vardır: “hafıza-i beşer nisyan ile maluldür”. Türkçesi, “insan belleği (hafızası) unutma engellidir”. “Özgürlük” sözü vererek iktidara geldikten sonra tam bir diktatör olan kendisinin, günümüzde “demokrasi kahramanı” olarak anılması, sözünün doğruluğunu kanıtlamıştır.

Unutmak için bu kadar uzun zaman geçmesine de gerek yok. Çok yakından bir örnek verelim.

Ergenekon, Balyoz vd. kumpaslarla TSK çökertildikten sonra AB-D’nin desteği ile AKP, “Çözüm Süreci”ni başlatıp PKK ile masaya oturdu. TRT, Kürtce yayına başladı. Kürtce eğitim serbest oldu. Güneydoğu’da asker kışlaya, polis karakola kapatılıp meydan PKK’lı teröristlere bırakıldı. Onlar da belediyelerin iş makinelerini kullanarak kentlerde hendekler, tüneller kazıp gerilla savaşı hazırlığı yaptılar. Masada müzakereleri yürütenler, İmralı ve Kandil’e kuryeler göndererek Terörist Başı ile elebaşlarının onayını alıyor, hatta Kandil’den devletin radyosu ve haber ajansı naklen yayın yapıyordu. Erdoğan Diyarbakır’da Barzani ile şölen havasında buluşuyor, düet yapıp “megri, megri” türküsünü okuyan Şivan Perver ile İbrahim Tatlıses’in arasına girerek, hep birlikte halkı selamlıyorlardı.

Sonunda müzakereler mutlu(!) sona kavuştu ve 28 Şubat 2015’de açıklanan “Dolmabahçe Mutabakatı” ile taçlandırıldı! Mutabakatın açıklanmasına, AKP Grup Başkan Vekili ve İçişleri Bakanı da katılmış, metni müzakerelerin eşbaşkanı olan Sırrı Süreyya Önder okumuştu…

7 Haziran 2015 seçimlerine bu bahar havasında gidildi. AB-D’nin de desteği nedeniyle, 1-2 cılız sesin dışında tüm medyanın, burjuvazinin ve Anadolu’yu tarayan yüzlerce “AKİL(!)”in beyin yıkamasına karşın, AKP’li seçmenin yüzde 10 kadarının beyni yıkanamamış olacak ki seçimi kaybeden AKP, iktidardan düştü. AKP’nin kaybettiği oylar, Sürec’e karşı çıkan MHP’ye gitmiş, Sürec’i destekleyen, hatta sürece katılmak isteyen CHP’nin kazanımı olmamıştı.

Dolmabahçe mutabakatının açıklandığı gün, “bu, hasretle beklediğimiz bir çağrıdır” açıklaması yapmış olan Erdoğan, hızlı bir dönüş yaparak “mutabakata karşı olduğunu” bildirdi. Mutlu(!) sonla noktalandığı sanılan Süreç bitirildi. Yandaş medya “yerli ve milli (!)” yayına geçti. Güneydoğu’da teröristlere karşı savaş başlatıldı. PKK’nın hendek ve tünellerle oluşturmuş olduğu “kurtarılmış” bölgeler, hatta kentler geri alındı. Yapılmış olan yanlışların bedelini, asker ve polis, 800 kadar şehidimiz ödeyerek, bölge teröristlerden temizlendi.

Güneydoğu’da bu olaylar yaşanırken Ankara’da, Bahçeli’nin işbirlikçiliği Kılıçdaroğlu’nun beceriksizliği ile birleşince AKP, usta manevralarla hükümet kurulmasını engelledi ve erken seçime gidildi. 1 Kasım’da yapılan erken seçimi, yerlileşmiş ve millileşmiş AKP kazandı ve yeniden tek başına iktidar oldu…

Bu sonuç gösteriyor ki 4 yıl kadar süren Çözüm Süreci içinde yaşananlar, halkımızın belleğinden 4 ayda silinmiş ve bu 4 ay içindeki yaptıklarına bakarak AKP’yi yeniden, tek başına iktidar yapmıştır.

Durum böyle iken CHP’nin günümüzdeki başarısızlıklarının sorumluğunu 100 yıl önceye yüklemek, ancak Fesli paranoyak Mısıroğlu’na yakışabilecek bir kara çalma, Osmanlıca “BÜHTAN”dır. Aradan dört ay değil, 4-5 kuşak geçmiş; insaf be!..

Sarıhan’ın yazısında öne sürdüğü, “iktidara gelmek için, CHP’lilerin canla başla çalışmakta oldukları” iddiası da palavradır. CHP’liler Ecevit’in başta olduğu dönemde canla başla çalışmış ve oylarını yüzde 42.5’a çıkartarak bunun ödülünü almışlardır. Bugünkü seçim sistemi olsaydı, 1977’de CHP tek başına iktidar olurdu. Hem de AB-D ve işbirlikçi büyük sermayeye, Sarıhan’ın deyimiyle burjuvaziye karşın

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
süleyman çelik

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM