“Sahne bizim aşkımız, bağımlılığımız…”

“Sahne bizim aşkımız, bağımlılığımız…”

Komedyen Deniz Özturhan, 2020’de insanlık olarak geliştiğimizi, farkındalığımızın arttığını düşündüğünü belirt

 

Deniz Özturhan yıllardır hem kalemiyle hem de gösterileriyle komedi alanında üretimini sürdürüyor. Özturhan ile pandeminin damga vurduğu 2020’yi, podcast programında dinleyicilere aktardığı “olumlama” meselesini, gelecek yıllarda komedi alanında nelerin beklendiğini ve otosansürü konuştuk…

Sizin açınızdan 2020 nasıl geçti?

Bu soruya “İspanyolcamı epey ilerlettim ve ertelediğim tüm kitapları okudum” diye cevap vermek isterdim. Ama ben de pek çok insan gibi, gündelik hadiseler ve coğrafya/yönetim bazlı sinir harbiyle mücadele etmek durumunda kaldım. Genelde yalnız olduğum, kendime döndüğüm bir yıldı. Yeni sanatsal üretim şekilleri üzerinde düşünmemi sağlayan ve artık İstanbul’da yaşamanın acıtıcı anlamsızlığını yüzüme vuran bir yıl oldu ayrıca. Bu yılın en güzel yanı benim için, başladığım “Olumlu Dünya” adlı podcast ve ona gelen sevgi dolu tepkilerdi. Her bir dinleyicim için ayrı ayrı müteşekkirim.

Sahnelerden uzak kalmak neler hissettirdi?

Sahne bizim sadece ekmeğimiz değil, aşkımız ve bağımlılığımız. Önce bir mola rahatlatır gibi olsa da, birkaç ay içinde özlem çok daha ağır bastı. Şu anda hem yeniden sahnede olmayı iple çekiyorum hem de performansa dair her şeyi unuttuğumdan endişeleniyorum. Seyirciyi, güldürmeyi, beraber olmayı ve bu anları paylaşmayı çok özledim. Tekrar sahneye çıktığımda ağlayabilir ya da tüm seyirciye sarılabilirim. Öyle bir hal.

Pandemi nedeniyle birçok gösteri iptal edildi, gösteri merkezleri kapatıldı, AVM’ler açık kalmaya devam etti. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gösterilerin iptal edilmesi bence sağlık açısından gerekliydi. Ama parkları kapatıp AVM’leri açtılar ya, o noktada artık küçük bir cinnet geldi bana. Şaka bir yana, mevcut iktidarın sanatı ve sanatçıyı, ayrıca eğlence sektörünü ve farklı yaşam tarzlarını nasıl canı gönülden desteklediğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Şaşırmadım.

DELİRENE DEĞİL DELİRTENE BAKACAKSIN DEMİŞTİM

Yine podcast programınızda sosyal ilişkilerimize dair birçok konuyu ele alıyorsunuz. “Her şeye rağmen delirmemek” için hangi dertleri aşmamız gerekiyor sizce?

Yıllar önce Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği’ni yazarken çok sevilen sözlerimden biri: “Delirene değil delirtene bakacaksın” idi. Yaş aldıkça kendimle bu konuda aynı fikirde olmamaya başladım. İnsanın en temel derdi kendi algısı ve egosu. Hayatı ve ilişkileri nasıl algıladığımız, olaylara nasıl cevap verdiğimiz, dahası bazen de hiç cevap vermeme, kaale bile almama seçimini yapmamız, delirmemek konusunda belirleyici oluyor. Bu dünyadaki milyon tane kötülüğe gözlerini kapatıp, “Good vibes only” şımarıklığına düşmek değil. Her şeye rağmen kendi içimizde bir barış, bir denge arayışını sürdürmek. Ve bunu her gün, istikrarla yapabilmek.

Dijital mecrada birçok gösteri, program, şov izledik. Sizce aynı tadı verdi mi?

Elbette vermedi. Bir konserin veya gösterinin tüm enerjisi sahnede oluşmuyor. Seyirci de bu akışın vazgeçilmez bir parçası. Ama elimizde olanla mutlu olmak, en azından böyle bir pandemiyi bu yüzyılın şartlarında, yani birbirimize dijitalden dokunarak atlatmak da bir avantajdı. Ben en azından buradan bakmayı tercih ediyorum.

Birçok kişi 2020’nin önümüzdeki döneme dair üretimlere büyük katkısı olacağını düşünüyor. Komedi dünyasında nasıl bir yer edinecek sizce bu yıl?

Comedy Loves Misery diye bir belgesel var. Pek çok komedyen, mizahın acıdan ve yokluktan beslendiğini anlatıyor. Bu bakış açısıyla, güzel bir beslenme yaşanmış olmalı 2020’de. Ben de heyecanla bu etkileri bekliyorum açıkçası.

Bu yıl stand-up dünyasında davalar da gündemdeydi. Sizin bu konuya karşı bakışınız nedir? Her şeyin şakası yapılır mı, bu noktadaki eşik nedir?

Davaların odağındaki iki isim de sahne arkadaşım ve yaşananlar bizim açımızdan oldukça üzücü ve korkutucuydu haliyle. Emre’yi (Günsal) hapse attıkları gece bir sokakta tek başıma, hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum. Mizahın sınırı konusuna gelince; her şeyin mizahı zaten yapılıyor. Örneğin South Park 20 yıldır yapabiliyor bunu. Benim nasıl baktığımın bir önemi yok. Bu ay ışığında oturup, “Ay olmalı mı?” diye tartışmaya benziyor zira.

sahne-bizim-askimiz-ve-de-bagimliligimiz-823908-1.

MÜDANASIZ BİR EKİP GELİYOR

Komedi programı hazırlarken otosansürle ilgili çok ciddi endişeler olduğunu görüyoruz. Yıllardır komedi alanında üretim yapan birisi olarak bu otosansüre dair ne söylersiniz?

Sansürün hiçbir türlüsünün destekçisi değilim. Öte yandan ben bu coğrafyada yetişmiş, 40 yaşında bir kadınım. Otosansür hücrelerime işlemiş durumda. Ve ben bu hücresel deformasyona maalesef öncelikle hayatta kalmak için ihtiyaç duyuyorum. “Bugün nasıl davransam da öldürülmesem ya da taciz edilmesem” diye endişelenen bir insan, komedide otosansür uygularken zannetmiyorum ki elini korkak alıştırsın. Ben bu konuda yeni nesilden umutluyum. Müdanasız bir ekip geliyor ve bize özgürlük konusunda öğretecekleri şeyler var. Ben sadece bu dersleri almak için sabırsızlanabilirim.

EĞİTİLDİK 2020’DE

“Olumlu Dünya” isimli Podcast programınızda 2020’yi olumlama konusunu ele aldınız. Nasıl olumlarız 2020’yi?

Her zorluğun öğretici bir yanı var. Bu yıl hayatta kalma yılıydı ve hayatta kalma güdüsü zaten tüm canlılarda evrimin nedeni. Şu an etkisini tam kavrayamasak da insanlık olarak geliştiğimizi, farkındalığımızın arttığını düşünüyorum. Ayrıca gerçekten zor zamanlarda hayatımızda kimler olduğunu, en yakınımızın kim olduğunu ve onların desteğinin hayatımızı nasıl daha anlamlı hale getirdiğini anladık. En müzminler bile beraber olmanın, en basitinden bir konserde birlikte dans etmenin güzelliğini idrak ettiler. Bir kafede oturmak ya da birine sarılmak gibi basit lüksler kıymetlendi. En önemlisi de her şeyin başının sağlık olduğunu gördük. Az buz ders değil bunlar. Eğitildik 2020’de.

Sercan Meriç/ Söyleşi/ Birgün

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
deniz özturhan sahne

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM