COVİD 19'DA SAC AYAĞI: MASKE, SOSYAL ARALIK, TEMİZLİK...

  • DOLAR
    7,5575
  • EURO
    8,9826
  • ALTIN
    474,07
  • BIST
    1,1843
Polikistik over sendromunun (PKOS) nedir?

Polikistik over sendromunun (PKOS) nedir?

Kanser, obezite, depresyon, diyabet gibi önemli hastalıkları beraberinde getirebilen PKOS, diğer ülkelere göre Türkiye’de çok sık görülüyor.

 

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Avrupa Endokrinoloji Derneği Yöneticisi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, PKOS hakkında detaylı bilgiler verdi.

Polikistik over sendromunun (PKOS) Türkiye çok sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, tanı koymadaki sorunlara dikkat çekti. Tıp dünyasında önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. Yıldız, PKOS ile ilgili çok fazla yanlış bilginin dolaştığını da vurguladı. Peki PKOS nedir, belirtileri nelerdir, tedavisi var mı? PKOS’u olan kadınlar hamile kalabilir mi? PKOS ile kanser arasında bir ilişki var mı? Prof. Dr. Yıldız cevapladı…

Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız

Polikistik over sendromu (PKOS) çok önemli bir sağlık sorunu; dünyada ve ülkemizde milyonlarca kadını ilgilendiriyor. Halk arasında çokça konuşulan bu hastalıkla ilgili özellikle internet ortamında ve sosyal medya mecralarında yanlış ve eksik bilgiler mevcut. Farkındalığın artırılması ve doğru bilgilendirme için polikistik over sendromu konusunun daha çok gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

Polikistik over sendromunda kafa karıştırıcı ve önemli sorunlardan biri hastalığın adı. Yumurtalıklarda birden fazla kistin bulunması anlamına gelen “polikistik over” ifadesi hastalığın sanki yalnızca bir yumurtalık problemi olduğu algısını yaratıyor. Oysa PKOS vücutta bütün organları etkileyen bir hormonal ve metabolik bozukluk. Ayrıca yumurtalıklarında kistleri olan her kadın PKOS hastası olmadığı gibi PKOS hastalarının bir kısmında yumurtalıkta kist görüntüsü bulunmuyor. Tüm bu nedenlerden, dünyada bu konuda uzman bilim insanları olarak “sendromun ismini değiştirmeli miyiz?” konusunu tartışıyoruz.

PKOS tanısı koyabilmek oldukça zor. Çalışmalar bir hastanın ortalama 4 doktora başvurduktan sonra doğru tanı aldığını gösteriyor. Hastalar tanı sürecinden ve tıbbi izlemlerinden genel olarak mutsuz ve doktorlarının kendilerini anlamadığından yakınıyor.

HANGİ BELİRTİLER DEĞERLENDİRİLİYOR?

Polikistik over sendromunda şikayetler genellikle ergenlik döneminde başlıyor. Hastalarda ilkinden itibaren adetler düzensiz olmaya başlıyor. Her ay adet görmenin yerine altı aya kadar hiç adet görülmeyen dönemler oluyor. Beraberinde vücutta erkek tipi tüylenme artışı, saç dökülmesi, ciltte yağlanma ve sivilcelenme gibi kozmetik problemler de ortaya çıkıyor. Böylelikle daha gençlik yıllarından itibaren psikolojik etkilenme ve duygudurum bozuklukları görülebiliyor.

TANI KOYMAK ZOR

Tanıda kullandığımız üç kriter var. Birincisi erkek tipi hormonların kanda yüksek olması ve bununla birlikte yüzde ve vücutta istenmeyen tüylenme artışı. Hem klinik hem de laboratuvar olarak bu kriterin belirlenmesinde güçlüklerimiz var. Vücutta istenmeyen erkek tipi tüylenmenin derecesini belirlemek için standart bir skorlama sisteminin kullanılması gerekiyor. Çünkü bu oranı belirlemek, Türkiye’de ve Doğu Akdeniz bölgesinde sık görülen ve hormonal bir bozuklukla ilişkisi olmayan yapısal tüylenmeden ayırt edilmesi açısından çok önemli. Ayrıca hormon ölçüm metotları ne yazık ki henüz her merkezde standart ve güvenilir degil. Yanlış sonuç verebiliyor. Bu nedenlerle gerçekte hasta olmayan birine hormonal hastalığı olduğu söylenebilirken bazı PKOS’lu hastalarda da doğru tanı koyulamayabiliyor.

İkinci tanı kriteri adet düzensizliği. Bu durum yumurtlama bozukluğuna işaret ediyor. Erken yaşta adet düzensizliği ile ortaya çıkan yumurtlama bozuklukları doğurganlık çağında kısırlık ile de kendisini gösterebiliyor.

Üçüncü tanı kriteri ise yumurtalıklardaki polikistik over görüntüsü. Ultrasonografide polikistik over görüntüsünü çatlamamış yumurta içeren kistler oluşturuyor. Bizim bu görüntüyü polikistik over sendromunun bir parçası olarak kabul etmemiz için bu kistlerin bir kısmının belli çapta ve sayıda olması ya da yumurtalıkların hacminin artmış olması gerekiyor. Ancak yapılan her görüntülemede yumurtalıklar bu şekilde değerlendirilmiyor. Dolayısıyla gerçekte PKOS olmayan kadınlar sadece bir ultrasonografi görüntüsü nedeniyle PKOS’lu hasta olarak gereksiz etiketlenebiliyor.

Bu üç tanı kriterinden en az ikisinin bulunması tanı için yetiyor. Ancak kesin tanı koymadan PKOS’u taklit edebilecek diğer bozuklukların da ekarte edilmesi gerekiyor. Bunlar arasında tiroid bezinin az çalışması, prolaktin isimli süt hormonunda yükseklik ya da bazı böbreküstü bezi enzim bozukluklarını sayabiliriz. Bununla birlikte vücutta erkek tipi tüylenme artışı olan kadınların yüzde 40’ında adetler aydan aya düzenliymiş gibi görünürken aslında yumurtlama problem olabilir. Bu nedenle hirşutizm yani erkek tipi tüylenme artışı olan her kadında sağlıklı yumurtlama olup olmadığına bakmak gerekiyor.

Prof. Dr. Yıldız, PKOS’da en önemli sorunun tanı koymak olduğunu söyledi.

En son yayınladığımız uluslararası tanı ve tedavi kılavuzunda altını çizdiğimiz önemli bir husus 12-13 yaşlarında ilk adet sonrası adet düzensizliği olan her genç kıza hemen PKOS tanısı koyulmaması. Bu konuda bir risk olduğunu belirterek kesin tanının 18 yaşına kadar takip sonrasında adet düzensizliğinin devam etmesi durumunda koyulmasını öneriyoruz.

Tanı koymanın bu derece kompleks olması ile birlikte, PKOS konusunda özelleşmiş, sendromun yaratabileceği tüm problemlere yönelik çok disiplinli çalışan merkez sayısı tüm dünyada ve Türkiye’de sınırlı olduğu için hastaların doğru tanı alması ve uzun dönem uygun takip ve tedavilerinde güçlükler yaşanıyor.

TÜRKİYE’DE GÖRÜLME ORANI YÜKSEK

PKOS Türkiye’de her 5-7 kadından birini etkiliyor. Bunun yanı sıra bizim yaptığımız çalışmalar 3 tanı koyma kriterinden biri olan “ultrasonografik olarak polikistik over görüntüsü”nün Türkiye’de yüzde 30’larda olduğunu gösteriyor. Bu rakam dünyada diğer ülkelerdeki rakamların üzerinde. Bunun dışında toplumda birçok kadının polikistik over sendromu olduğunun farkında olmadığını da biliyoruz. Yıllarca doktor kontrolü olmaksızın epilasyon merkezlerine gidip istediği sonucu alamayan ve sonrasında bize başvuran hastalarımız var.

PKOS VE OBEZİTE

PKOS ve obezite ilişkisi hakkında gerek A.B.D.’de gerekse Türkiye’de yürüttüğümüz çalışmalar bize kilo alımı ile birlikte bir PKOS hastasında insülin direncinde artış, erkek tipi hormonlarda yükseklik, tüylenme artışı ve adet düzeni bozuklukları daha şiddetli hale geldiğini gösteriyor. Obezitenin PKOS görülme şansını artırdığını ve PKOS hastası olanlarda da obezitenin daha fazla görüldüğünü söyleyebiliriz. İyi haber, sadece yüzde 5-10 civarında bir kilo kaybı ile bile obez PKOS hastalarında yumurtlama bozuklukları başta olmak üzere birçok problem kendiliğinden çözülebiliyor.

PKOS VE DİYABET

PKOS’lu kadınlarda insulin direnci ile ilişkili olarak tip 2 diyabet riski 4 kata varan oranlarda artıyor. Ayrıca gebelikte gebelik şekeri de daha fazla görülüyor. Bunun yanısıra yağlı karaciğer, kalp ve damar hastalığı risk faktörleri ve kolesterol bozukluklarının arttığını biliyoruz. Ayrıca dünyada ilk kez bizim gösterdiğimiz ancak sonrasında başka merkezlerin çalışmalarıyla da teyit edilen şekilde diş eti hastalıkları da PKOS’da daha fazla karşımıza çıkıyor.

PKOS VE KANSER RİSKİ

PKOS rahim zarı kanseri riskini belirgin olarak artırıyor. Fazla miktarda kadınlık hormonu (östrojen) salınımı beraberinde, uzun süre adet görememe, rahim zarında kalınlaşma ve sonrasında rahim zarı hücrelerinin biyolojik davranışının değişimiyle rahim zarı kanseri gelişmesine yol açabiliyor. Bu nedenle PKOS hastalarının doğal yollarla ya da ilaç kullanarak belirli aralıklarla adet görmelerinin sağlanması son derece önemli.

PKOS VE DEPRESYON

PKOS’lu kadınlarda duygudurum değerlendirmesi önemli ve genellikle atlanabilen bir husus. Türkiye’deki verilerimiz PKOS’ta duygudurum bozukluğu ve depresyon riskinin 7 kata varan oranda arttığını gösteriyor. Hastalarda uzun dönem tedavide kullanılan doğum kontrol hapları da sentetik kadınlık hormonu içerdikleri için duygu durumunu değiştirebiliyor. Dolayısıyla hem sendromun kendisi depresyona meyil yaratıyor, hem de doğum kontrol hapları sürekli kullanımda iştah değişikliği, kaygı bozukluğu ve depresyonu tetikleyebiliyor. Ayrıca hem depresyon hem de doğum kontrol hapları insülin direnci ve metabolik bozukluk riskini artırdığı için hastalarımızı bu yönden de takip etmemiz gerekiyor.

TEDAVİSİ VAR MI?

PKOS’un yol açtığı bütün sağlık problemlerine çözüm üretmek mümkün. Tanı aldıktan sonra ilk olarak hastayı rahatsız eden tüylenme artışı gibi kozmetik yakınmalar ve adet düzensizliği için yaşam tarzı değişiklikleri beraberinde ilaç tedavileri kullanıyoruz. Çok küçük yaşlardan itibaren adet düzensizliği nedeniyle uzun süre doğum kontrol hapı kullanan hastalar var. Bu ilaçların sigara ile birlikte kesinlikle kullanılmaması gerekiyor. Çünkü beyin ya da başka bir organa pıhtı atma ihtimalini artırıyor. Ayrıca uzun dönem kullanımda olumsuz ve istenmeyen yan etkileri olabileceği için bu yönden düzenli doktor kontrolü gerekli.

PKOS mutlaka kısırlık anlamına da gelmiyor. Çocuk sahibi olmak isteyen hastalarımızın bir kısmı sadece sağlıklı yaşam tarzı ile gebe kalabilirken bir kısmında ilaç tedavisi ve yardımcı üreme tekniklerinin kullanım ihtiyacı oluyor. Bu yöntemlerle yüzde 100’e varan oranlarda gebelik sağlamak mümkün.

PKOS’lu kadınlar doğru tedavi ile çocuk sahibi olabiliyor.

PKOS’ta diyabet başta olmak üzere uzun dönem sağlık risklerinin de dikkatli bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Bu anlamda sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite ön plana çıkarken gizli şeker, tip 2 diyabet ciddi obezite ve kilo verememe durumlarında ilaç tedavilerini de kullanmamız gerekebiliyor.

NELER YAPILMALI?

Tanıda yaşadığımız zorlukları aşabilmek için uluslararası kılavuzlar hakkında daha fazla bilgilendirme ve eğitim gerekiyor. PKOS’un yol açtığı değişik problemlerle ilgilenen birçok uzmanlık dalının birbirleriyle ilişkili ve koordine çalışması gerekiyor. Bu hastalığı olan kadınların bireysel tecrübelerini akran gruplarında birbirleriyle paylaşmaları önemli. Ayrıca sendrom hakkında bilmediğimiz pek çok konunun aydınlatılmasına yönelik daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç var.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM