Yeni Muhalefet

escort bolu escort adiyaman escort aydin escort agri escort kirsehir escort aksaray escort amasya escort erzurum escort bartin escort batman

Öğretmen Okulları 171 Yaşında

Öğretmen Okulları 171 Yaşında
Zeki Sarıhan
Zeki Sarıhan( zekisarihan@gmail.com )
88 views
14 Mart 2019 - 18:31
CAHİT KÜLEBİ’NİN HUYSUZLUĞU
19. Yüzyılın başlarında, böyle giderse Osmanlı Devletinin kurda kışa yem olacağı anlaşıldığından, devleti yönetenler Avrupa’ya bakarak devleti yenilemeye karar verdiler. 1939 Tanzimat’ının 11. yılında (16 Mart 1848) ortaokullara öğretmen yetiştirmek amacıyla Darulmaallimât’ı kurdular. Nerdeyse o tarihten yakın zamana kadar devletin ve milletin kurtuluşu için öğretmenlere bel bağlandı. Eğitimin ve öğretmenin kurtarıcı rolünü anlatan yazılar yazıldı, şiirler düzüldü.
Gene de nedense bu şiirlerin bir kitapta toplanması oldukça geç bir tarihi buldu. Ulaşabildiğimiz kaynaklara göre ilk öğretmenlik şiirleri derlemesi Osman Özbek’e aittir ve 1958 tarihini taşımaktadır.
1958’de girdiğim Akpınar İlköğretmen Okulunda Türkçe öğretmenimiz Mustafa Şahin, 25 Şubat 1961 günü, sınıfımızdan bir grup öğrenciyi toplayarak yeni bastırdığı Öğretmenlik Şiirleri Antolojisi kitabındaki yanlışları göstererek bunları bize tek tek düzelttirdi. Kitap Samsun’da basılmıştı ve anlaşılan son denetimden geçmeden bir hayli dizgi yanlışıyla çıkmıştı. Bu konuda hiç bir dizgiciye, hatta kendine bile güvenmeyeceksin. Daha sonraki yıllarda öğretmenimin kitabı 4 baskı yaptı, bu konuda başka derlemeler de yayımlandı.
1983’te meslekten atılıp da öğretmenler için yayınlar yapacak bir yayınevi kurduğumuzda, yayımlamayı düşündüğümüz kitaplar arasında en güzel öğretmenlik şiirlerini toplayan bir “güldeste” (antoloji) de vardı.
Daha önce yayımlanmış antolojileri arayıp buldum. Varlık, Türk Dili gibi edebiyat dergilerini taradım. Kaynağı gösterilmemiş şiirlerin ilk nerede yayımlandıklarını saptayarak şiirlerin altına yazdım.
Bizde pek âdet değildir ama bir şiiri veya metni bir kitaba alıyorsanız, yazarı veya şairinden izin almalısınız. Bu hem yasal bir zorunluluktu, hem de bir incelik gereğiydi.
Bu nedenle yaşadıklarını tahmin ettiğimiz şairlerin telefonlarını bularak onları arayıp şiirini antolojiye koymam için izinlerini istemeye başladım. Hiç biri itiraz etmediği gibi bundan memnun da oldular. Biri dışında.
O şair 20. Yüzyılın en büyük şairlerinde biriydi.
Biz öğretmenler ve elbette bütün okurları onu çek severdik. Buram buram memleket kokuyordu. Su gibi akan bir dili vardı.
Ben daha öğretmen okulu yıllarında ileride kendileri gibi olmak istediğim üç kişiden biriydi. Biri Varlık dergisini yayımlayan Yaşar Nabi, biri halk bilgisi derlemecisi Cahit Öztelli, üçüncüsü de O, yani Cahit Külebi…
Bütün öğretmenliğimiz sırasında sınıflarda onun şiirlerini okumuş, okutmuştuk. Köy Öğretmenleri adlı şiiri ders kitaplarına da alınmıştı.
Üstelik onunla dosttuk da. Bu dostluk, ben 1967-1970 yıllarında Gazi Eğitimde öğrenciyken eşi bir ara tarih dersimize geliyordu. Milli Eğitim Müfettişi olan Külebi beni eşinin okuldan götürdüğü haberlerden tanıyordu.
“BEN MARKSİST DEĞİLİM!”
Kapatılan Türk Dil Kurumunun son genel sekreteri olduğu dönemde (1982), ara sıra onu Kurumda ziyaret ederdim. Külebi, beni mahcup edecek bir tarzda karşılar fakat daha sohbete başlamadan ilk sözü şu olurdu:
“Zeki Bey, bak ben Marksist değilim!”
Niçin söze böyle başladığına hep hayret ederdim. Ben onu bir Marksist olduğu için değil, iyi, halkçı bir şair olduğu için seviyordum. (Gene de laf aramızda ben onun Marksist olduğuna eminim…) Sonra Kurumun yeni çıkan kitaplarından vererek beni uğurlardı. Köyümden gönderdiğim atasözleri, deyimler ve köyde kullanılan araçların adlarını derleyip gönderdiğim için Karumun yardımcı üyeliği gibi bir sıfatım da vardı. (Ömer Asım Aksoy’un Atasözleri Sözlüğü ve Deyimler Sözlüğü kitaplarında bunlar yer almıştı.)
Külebi’nin bu Marksizm takıntısını yalnız bana değil âleme de duyurma isteğini 1985’te Cumhuriyet Kitap Kulübü’nün Ankara’da düzenlediği bir kitap fuarında yaptığı uzun konuşmada şu sözleri de açığa vuruyordu: “Biz sosyal demokratlar, Marksistlere hizmet ediyoruz.” Bana da ona teşekkür etmek görevi düşmüştü…
Yaşayan en büyük ozanlarımızdan biri olan Külebi’yi okul’a davet etmek, sınıfta öğrencilerle tanıştırmak istedim. Okul müdürü bunun için Millî Eğitim’den izin almamız gerektiğini söyledi. Milli Eğitim ise izin vermedi! Kenan Evren’in hot zotçu Atatürkçülüğü ve Turgut Özal’ın gericiliği eğitimi çoktan bitirmişti!
Yeniden 1984’e dönmek üzere, şu bilgiyi de sunmalıyım. Onu 1994’te Öğretmen Dünyası’na getirerek bir sanat şöleni yaşadık. Hastalığının arttığı 1997 yılının Mayıs ayında onu derginin kapak konusu yaptık. 20 Haziran 1997’de aramızdan ebediyen ayrıldı. Ankara dışında olduğum için sevgili Külebi’yi uğurlayanlar arasında olamayışıma üzülür dururum. Temmuz 1997 tarihi sayımızda onu anlattım.
NEDEN İZİN VERMİYORDU?
Külebi’nin Öğretmenlik şiirleri antolojisine şiirini basmamıza izin vermeyişinin nedeni, telif hakkı istemek falan değildi. Derginin bir ara yazı işleri müdürlüğünü yapmış olan Satı Erişen’le Türk Dil Kurumunda birlikte çalıştıkları yıllardan kalan bir hesaplaşmaydı. Neden birbirlerin dargınlardı bilmiyorum. Fakat kitap Öğretmen Dünyası’nın değil, Öğretmen Yayınlarının kitabı olacaktı. Doğruyu söylemek gerekirse Satı Erişen de çok değerli bir eğitimciydi ve çok da kibardı.
Fakat Külebi, Nuh diyor, peygamber demiyor, Satı Erişen’i ileri sürerek şiirini basma iznini vermiyordu. Onun o güzel iki şiirinin bulunmadığı antoloji çok eksik olurdu.
Bir hayli uğraşmalardan sonra, ikna olmamış da olsa, hatır gönül bu izni verdi. Kitaba onun Köy Öğretmenleri-1 ve Köy Öğretmenleri-2 şiirlerini aldım. Kitap 1984’te, 1991 ve 2007’de üç baskı yaptı. Öğretmenlik ruhu kalmadığı için artık 30 yıldır yeni öğretmenlik şiiri yazılmıyor. Kitabın da alıcısı kalmadı. Yeni hükümetimiz de zaten 16 yıldır memleket evladını ve milletin geleceğini imamlara havale etti. (15 Mart 2019)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -

Olaylara ayrı bir bakış, ayrı bir yorum