• DOLAR
    $1.230,2500
  • EURO
    $0,2807
  • ALTIN
    $36.207,0000
  • BIST
    $144,8400
Nelere uymak için uğraş vermiyor ki halk…

Nelere uymak için uğraş vermiyor ki halk…

“Aldırmıyorum, ne yaşanırsa susacağım” diyenlerin bile dost söyleşilerinde başkaldırdıklarını, eleştirdiklerini, olanlara tepki gösterdiklerini düşünüyorum!
Covid 19 “sistemin oyuncağı” diyenler olduğunda, “bakın işler oldukça ciddi” diyenlerin tutumlarını görmeyen var mı?

 

“Aldırmıyorum, ne yaşanırsa susacağım” diyenlerin bile dost söyleşilerinde başkaldırdıklarını, eleştirdiklerini, olanlara tepki gösterdiklerini düşünüyorum!

Covid 19 “sistemin oyuncağı” diyenler olduğunda, “bakın işler oldukça ciddi” diyenlerin tutumlarını görmeyen var mı?

Maskede elleri-ayakları/ çıkarlarıyla ters düşünce ne yaşattılarsa, şimdi aşı konusunda aynısı yaşanıyor!

Aşıya “o denli” sıcak baktığımdan değil, verdikleri sözün/ öngörülerinin yerine gelemeyişini, allı-pullu gün verip/ gelmesine “beş kala” kurdukları “sudan” gerekçeler akıl alır gibi değil!

Birileri “aşı umut” deyişinizi benimsemiş, verdiğiniz günü özlemle beklemiş, kendince çıkarımlarını/ hangi dönem kullanabileceğini planlamış…

Peki, halkın büyük çoğunluğu, dağlarına “yorucu korkular” indirilip, böylesine yüz-üstü bırakılması, beklenti enflasyonuna uğratılması “maske” gibi; hoş mu?

Fırında ekmek kuyruğunda bekleyenlerin sızlanışlarına tanık oldum bugün…

“Hiçbir şeye aldırmayacağım diyorum da, söylediklerini dinlemeyeyim mi, duymayayım mı” diyor, bir diğeri “aşıda gecikme olacakmış” dediğinde!

Günün istedikleri saati karşımıza çıkan, istediklerini söyleyen, istedikleri gibi korkuyu veren, istedikleri uygulamayı yaşama geçirenler “dinlenmeyip” de kim dinlenecek ki?

Her saat karşımızda olanlara değil de “kime” kulak verilecek ki?

Nelere uymak için uğraş vermiyor ki halk…

Hes, deniyor “tamam” diyor! Aç bekle, deniyor “tamam” diyor! Kodlan, deniyor “tamam” diyor! Kurallara uyun, deniyor “tamam” diyor! Dar alanlarınızda kalın, deniyor “tamam” diyor! İşten çıkarıldın, deniyor “tamam” diyor! Karnın doymadan uyu, deniyor “tamam” diyor! Açlıkla sınıyorsun, deniyor “tamam” diyor!

Zamanı geldiğinde tepki göstermesin mi “gerçekleşmeyen” öngörülere…

Halkın beklentisine, bekleyip da zamanında yaşamında yer bulamayışına üzülüyorum!

***

Daha dün, aralık başlarından bu yana görüşmeleri süren “asgari ücret belirleme komisyonu”nun önümüzdeki yıl için “belirlediği” rakam belli oldu!

Her gün alın gücü yiten, her gün gereksinmelerine biraz daha uzaklaşan emekçinin beklediği an…

İşçi, işveren, hükümet temsilcileri “önerileri” değerlendirilmiş, işçi/ işveren korunmuş, çalışma barışını güçlendirici erekler öncelik olmuş, asgari ücret belirlenirken!

Ne güzel “şey” hem işçiyi/ hem de işvereni korumak, hem işçinin/ hem de işverenin yaşamsal gereksinmelerine ulaşmalarını sağlamak; ne güzel…

Açıklamanın özeti şöyle:

İkibinyirmi yılında verilen asgari ücret, ikibinyirmibir de yüzde yirmibir nokta ellaltı oranında artırılması bunun kanıtı sayılmış! İkibinsekizyüzyirmibeş lira olmuş!

Bakan bir yandan “çalışanlarımızı sevindirecek rakam”, işveren “enflasyonun yedi puan üzerinde bir refah payı” diyerek ikibinsekizyüzyirmibeş liranın sevindiriğine kapılmış olsa da, işçinin sesi daha başka…

Bakanı önceki açıklamalarından da çok iyi tanıyoruz!

Ülkemizde yoksulluğu bitirdiklerini, asgari ücretin birçok ülkeden daha iyi olduğunu ileri sürmüştü!

Halkın içerisinde belli sınıfların, belli katmanların, belli ekonomik yapıların olması kapitalizmin özelliği… Ancak bunlar arasındaki makas aralığı asıl üzerinde durulması gereken konu! “Asgari ücret”, nüfusun yüzde üçü/ yüzde beşi için gerçekleştiği düşünülmüş olsa, toplum bunun üzerinden kalkar da/ “asgari ücret” ülkenin yarısı için gereli olduğunda oturup uzun uzun düşünmek gerektiği bilinmesi gerek!

“Asgari ücreti” açlık sınırıyla yarıştırırsanız/ “asgari ücretle” emekçinin karnını doyurabilmesi bile olanaksızsa/ ülkemizdeki kapitalizmin de, hukukun da, ekonominin de,  demokrasinin de, eğitimin de, piyasanın da, politikanın da, bilimin de geleceği düşündürücü…

Piyasayı canlandıran işveren mi sizce? Sözüm ona, işveren hem üretiyor, hem de tüketiyor mu; yapmayın! Dinlencelerinde dış gezileri, çocuklarının eğitiminde yabancı ülkeleri, giyimde yabancı markaları kullanmayı yeğlerken mi?

“Asgari ücretin” temel gereksinmeleri karşılamaktan uzak olması, kapitalizmin işine de gelmeyeceği, kapitalizmi oluşturan öğeleri da zor duruma koyacağı öngörülmemesi bakış/ duruş erozyonu…

Çalışanın “ne” istediği sorulurken, bir yandan “ne versen doymazlar” diyen “anaparadar açlar” olduğu da unutulmamalı!

Yaşamları boyunca ekmeği bulsalar katığını, katığını bulsalar ayranını, ayranı bulsalar konumunu bir arada görmeyen emekçi için “doymazlar” sözcüğü anlamlı olabilir!

Böyle “eksik” yaşamayı isteyen emekçi miydi, yoksa sistemin “emekçiye” uygun bulduğu yaşama biçimi mi?

Bu halk çalışmaktan, üretmekten kaçmıyor ki hiç.

Hep bir yaşamda kalmak için “kurtuluş uğraşı” veriyor!

2021 yılı için “uygun bulunan”, üstelik işçiyi/ işvereni koruduğu belirtilen “asgari ücretin” bugünle/ yaşamla/ gereksinmelerle/ mutlulukla/ sevinçle yakınlığı bağı yok; söylenenler “algı” oluşturmaktan başka bir anlam taşımıyor!

291220

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
oktay erol

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM