• DOLAR
    5,7706
    %-0,06
  • EURO
    6,3570
    %-0,22
  • ALTIN
    269,73
    %-0,14
  • BIST
    104.306
    %1,15
NATO, Barış Pınarı Operasyonu ve yaptırımlar

NATO, Barış Pınarı Operasyonu ve yaptırımlar

Berlin Duvarı’nın yıkılışının 30. yılında Transatlantik ilişkilerin geleceği tartışıldı.

 

Berlin Duvarı’nın yıkılışının 30. yılında Transatlantik ilişkilerin geleceği tartışıldı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un başlattığı tartışmanın,

3-4 Aralık’ta Londra’da NATO Zirvesi’nde de gündeme gelmesi bekleniyor…

*

Macron, İngiliz ” The Economist “e verdiği röportajda;

“NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti.

Stratejik kararlarda ABD ile NATO’daki müttefikleri arasına hiç bir şekilde eşgüdüm kalmadı.

ABD, Avrupalı müttefiklerine sırtını döndü” dedi.

*

Bir süredir AB’nin iki güçlüsü Almanya ve Fransa, NATO üzerinden Transatlantik ilişkilerin geleceğini tartışıyor.

Fransa AB Ordusu’nun kurulması için çaba harcıyor.

*

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cuma günü Brüksel’de NATO karargahında konuştu.

Modern dünyanın meselelerine uyum sağlayamadığı takdirde NATO’nun “eski” olabileceğine dikkat çekti.

“Eğer milletler NATO’ya ihtiyaç duydukları kaynakları sağlamadan güvenlik yardımı alabileceklerine inanıyor ve taahhütlerini yerine getirmiyorlarsa;

NATO’nun etkisiz kalması veya eski hale gelmesi riski vardır” dedi.

*

Macron, aynı zamanda NATO üyesi Türkiye’nin “eşgüdümsüz ve agresif” olduğunu da söyledi.

Örnek olarak Suriye’nin kuzeyine düzenlenen askeri operasyonu gösterdi.

*

Gerçekten Türkiye, son zamanda “eşgüdümsüz ve agresif” bir ABD müttefiki ve NATO üyesi olarak görülüyor.

Ama işte;

6 Ekim’de Erdoğan, ABD Başkanı D. Trump ile bir telefon görüşmesi yaptı.

Türk kuvvetlerinin, IŞİD’le mücadelede ABD müttefiki olan Kürtlere saldırmak için Suriye’yi işgal edeceğini bildirdi.

ABD’nin Kürtleri terk edip-etmeyeceğine yönelik bir tartışmayı başlattı.

*

7 Ekim’de, Trump olağanüstü bir uyarı yayınladı.

“Daha önce de belirttiğim gibi eğer Türkiye harika ve eşsiz bilgeliğim çerçevesinde çizgiyi aştığını düşünürsem,

Türkiye ekonomisini tamamen yok edeceğim, daha önce yaptım” dedi.

ABD’nin büyüklüğüne atıfta bulundu.

Türkiye’de alaya alındı!

*

Aslında Başkan Trump çok öncesinde;

Rusya ile ortak menfaatler alanı bulunmasını,

Birlikte çalışma kabiliyetini test etme alanı olarak Suriye’nin seçilmesini,

İki ülkeye de tehdit teşkil eden IŞİD veya diğer terör örgütlerinin birlikte yenilmesi amacını kurgulamıştı.

*

Nitekim müdahale etmeyeceğini, bölgeden uzaklaşacağını söyledi

9 Ekim’de, Türkiye “Barış Pınarı” operasyonuyla Suriye’ye girdi…

*

11 Ekim’de, Türk Topçusu Kobani yakınında bir ABD birliğine ateş açtı.

Kimseye bir zarar olmadı ve Pentagon bunun bir kaza olmadığını açıkladı.

Türkiye kasabanın yeni şerifi olduğunu ilan etmişti!

Ama ABD’de Türkiye’nin ne ABD ne de NATO’nun bir müttefiki olmadığı düşüncesi yayıldı…

*

Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı V.Putin’le bir araya gelmek için Soçi’ye uçtu.

İkisi Suriye’de kimin kontrol edeceği konusunda anlaşmaya vardı.

Yaptıkları ilk değildi, yılın başlarında Erdoğan NATO müttefiklerinin çok kuvvetli itirazlarına rağmen Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın almıştı.

Karşılığında “Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlar Yasasıyla Mücadele Etme- CAATSA” yaptırımlarını tetikledi.

Türkiye’yi çok rollü bir uçak olan F-35’ten mahrum etti!

*

Erdoğan’ın Barış Pınarı Operasyonu’nun öngördüğü resmi hedefin aksine;

Kısa sürede Suriye’de iç barışın inşasına ve Esad’ın egemenliğini genişletmesine yol açtığı görüldü.

*

Aslında Trump operasyonla birlikte bölgedeki güçlerini çekerken, Suriyeli Kürtlerde himayesiz kaldıklarının duygusunu yaratmıştı..

Kürtler Suriye’nin bir parçası olduklarını fark ettiler ve Rusya’yı aracı kılarak Şam’la anlaştılar.

Suriye rejimi de halkının bir kesimi olan Kürtler ile yeniden devlet- vatandaş ilişkisi kurdu.

*

Bir kaç gün içinde Barış Pınarı operasyonu, Suriyeli Kürtlere yeniden devlet, Suriye devletine de yeniden vatandaşlar armağan etti.

Operasyon sayesinde Esad hükümeti beklendiğinden çok daha kısa sürede egemenliğini Türkiye sınırındaki topraklarda yaydı.

Suriyeli Kürtler ise bağımsızlık veya federasyon gibi gerçekçi olmayan hedeflerinden tamamen uzaklaşmış olsa da;

Suriye’de başka hiçbir azınlığa nasip olmayacak siyasi imtiyazlar elde ettiler.

*

Arap Birliği, Türkiye’ye karşı Suriye’nin yanında yer aldı.

ABD çekildiği Menbic ve Kobani’yi Türkiye’ye değil, Rusya’ya dolayısıyla Suriye ordusuna bıraktı.

2011’de Türkiye ile birlikte Suriye’ye karşı olan ne kadar devlet veya uluslararası örgüt varsa,Türkiye’ye karşı saf tuttu…

Tüm bu alanlarda Kürtler meşruiyet kazandı.

Doğrusu Trump, “Bilgeliğini” göstermişti!

*

Zaten NATO’nun Türkiye’ye güveni sarsılmıştı.

Nitekim 27 Ekim’de İŞİD’in lideri El Bağdadi öldürüldüğünde ABD operasyonla ilgili Türkiye’ye bilgi vermemişti.

Bağdadi, Türkiye sınırından 5 km. ötede Barisha köyünde saklanıyordu.

ABD kuvvetleri, operasyona Irak Kürdistan’ının başkenti Erbil yakınlarındaki bir hava üssünden 70 dakikalık tehlikeli bir uçuşla geldiler.

Hedefe çok daha yakın olan İncirlik Hava Üssü’nü kullanmadılar.

Bağdadi baskınında ABD gizliliği, NATO’nun Türkiye’ye güvensizliğini gösterdi…

*

10 Ekim’de Erdoğan, Avrupa’ya sert bir mesaj verdi.

“Ey Avrupa Birliği, bizim ordumuzu işgalci olarak nitelerseniz kapıları açarız, 3,6 milyon mülteciyi size yollarız” dedi.

Buna rağmen, birçok AB ülkesi Türkiye’ye silah ambargoları dayatarak Barış Pınarı operasyonuna yanıt verdi.

Ayrıca bir grup AB ülkesi BM Güvenlik Konseyi’ne, Türkiye’nin Barış Pınarı Hakekatı’nın kınanması teklifinde bulundu ama ABD ve Rusya onay vermedi.

*

NATO, 1949’da II. Dünya Savaşı sonrasında Soğuk Savaş’ın başlangıcında oniki ülke tarafından kuruldu, şimdi 29 üyesi bulunuyor.

Bir toplu savunma ittifakıdır.

Aynı zamanda felsefi veya politik olarak başlangıç demokrasisi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine kurulu;

Halkların özgürlüğünü, ortak mirasını ve medeniyetini koruyor.

*

Ama Erdoğan, Müslüman Kardeşler’in “Batı Medeniyetine Cihadizm” ideolojisinin siyasi lideridir.

Bu ideoloji onda Müslüman Kardeşler’in dünya çapında meşruiyeti için Türkiye’nin bölgesel bir oyuncu değil,

Büyük bir güç olarak ele alınması gerektiğine dair bir yükleme yapıyor!

*

Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı bir darbe girişimi oldu.

Kim başlattı? Kim sorumluydu?

Bu bir zaman önce başka bir yerde yaşanmış olan çok ve ilginç tartışmaların konusudur.

Ama Erdoğan her halükarda darbe girişimini “Tanrı’dan bir hediye” olarak kabulle “yeni bir Türkiye”yi ilan etti.

Türkiye’de milliyetçilik ve İslamcılık unsurlarını birleştiren kötü bir otoriter rejim kurdu

*

Şimdi Erdoğan, Batı ağının bir parçası olmak yerine serbest bir sürücü gibi davranıyor.

Soğuk Savaş’ın ardından çok kutuplu bir uluslararası sistemi inşa edenlerden biri olmayı hesaplıyor.

Türkiye’nin Lozan Anlaşması ya da NATO ittifakının belirlediği statüsünden çok daha fazlasını istiyor.

Ama Türkiye’nin bütün değerli müttefikleri Erdoğan’ın askeri provokasyonları, güvenilmezliği ve tahmin edilemezliği ile uğraşıyor!

*

Türkiye; Avrupa ile Asya arasında Arap dünyasını, İran’ı, Karadeniz’i, Ege’yi ve Akdeniz’i çevreleyen bir köprü olarak büyük bir stratejik öneme sahiptir…

Müslüman bir ülke olarak uluslararası anlaşmazlıklarda çok yararlı olma potansiyelindedir.

Türkiye’de yaklaşık 2 bin Amerikan askeri ve İncirlik Hava Üssü’nde ABD nükleer savaş başlıkları bulunuyor.

*

Her şeye rağmen Türkiye büyük bir güçtür.

NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahiptir.

Resmi olarak Türkiye, standart bir NATO üyesi olmaktan hâlâ gurur duyuyor…

*

Ancak Erdoğan, müttefikleri ve özellikle ABD’nin endişelerine saygı duymadığını ve kendisine dost olarak davranmadığını düşünüyor.

Çok geç olmadan Washington’ın tek taraflılık ve saygısızlık eğilimini tersine çevirmesini aksi taktirde Türkiye’nin kendisine yeni müttefikler arayacağını söylüyor.

*

Bu tavır ABD kongre üyeleri, AB bakanları ve diğer yetkililerin, Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınması ya da kovulması çağrısında bulunmasına yol açıyor.

Bununla birlikte, NATO Anlaşmasının 13.Maddesi; “Antlaşma 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir Taraf,

Ayrılma bildirimini ABD Hükümeti’ne vermesinden bir yıl sonra Taraf olmaktan çıkabilir” hükmü dışında,

NATO’nun bir üyesini askıya alması ya da kovması için bir mekanizması bulunmuyor.

*

Birçoğu Türkiye’nin çıkıp gideceğini umuyor.

Birçok kışkırtıcı sorular soruluyor.

Mesela, Esad rejim ordusu Türkiye’ye saldırırsa, NATO’nun diğer 28 ülkesi 5. madde de belirtildiği üzere Türkiye’nin savunmasına katılmalı mıdır?

Bu sorunun yanıtı resmen “evet”tir.

*

Ama Türk kuvvetleri ve bağlı Özgür Suriye Ordusu milislerinin Suriye Kürtlerine karşı operasyonlarında,

NATO’nun 5.maddesini işletecek, bunu sağlayacak araçlarının olmadığı görülmüştür.

Tam tersi üye ülkeler istihbarat paylaşımını durdurmuş, teknolojiyi paylaşmayı bırakmış ama Türkiye’yi de marjinalleştirmişlerdir!

*

Çünkü Türkiye’nin NATO üyeliğini dondurmak demek, Türkiye’nin ittifaktaki getirisini değiştirmek anlamını taşıyor.

NATO, istenen pozisyonda başka bir hava üssünü nereden bulacaktır?

Nükleer silahlarını nerede saklayacaktır?

Liman kolaylıkları ya da keşif ve gözetleme yetenekleri nasıl sağlanacaktır?

*

Birçoğu da Erdoğan’ın sonsuza kadar buralarda olmayacağına inanıyor.

Bu noktada uluslararası düzenin kilidini oluşturan  “güvenlik” konusu gündeme geliyor.

ABD dünyanın en büyük askeri gücüdür ama kıyamete yol açacak dünya silah gücünün karşısında,

Dört ana açmaz yaşıyor:

*

Düşük başarı olasılıklı askeri merkezli stratejiler seçme eğiliminde olması gerekiyor.

Bilişsel engeller, iç sorunlar ve ev sahibi ülke hükümetindeki kullanıcı-müşteri zorluklarıyla kaybedilen ya da etkisiz olan stratejileri değiştirmekte yavaş kalıyor.

Savaştan yorulduğu için çekilmeyi seçtiğinde, pazarlık asimetrileri başarılı geçişleri ya da müzakereleri engelliyor.

Birçok kriz oyalanmaya ve gecikmeye bırakılıyor.

*

Bu yüzden şimdilerde ABD, NATO müttefiklerine;

Stratejik nükleer silahların büyük ölçüde aşağı çekilerek projeksiyondan ayrılması,

Dünyada giderek artan nükleer silah tehditlerine karşı nükleer silahların yayılmasını önleme ve nükleer silah sayısını azaltma,

Ama düşük verimli, daha kullanışlı nükleer başlıkların konuşlandırılması çağrısında bulunuyor.

*

Başka bir ifade ile ABD; ekonomik, politik, teknolojik ve askeri alan eğilimleriyle insani çabanın büyük ölçüde arttığı, mekanın devrildiği bu süreçte;

Stratejik karar vermeyi  “Uzay’dan Alan Kontrolüne ” taşımaktadır…

*

Bu arada, mesela Türkiye’nin Barış Pınarları operasyonunun oluşturduğu krizi;

Oyalama, geciktirme ama mutlaka kendine yarar sağlayacak seçeneklere sürüklüyor.

Bu yüzden ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, modern dünyanın meselelerine uyum sağlayamadığı takdirde NATO’nun “eski” olabileceğine dikkat çekiyor..

“Eğer milletler NATO’ya ihtiyaç duydukları kaynakları sağlamadan güvenlik yardımı alabileceklerine inanıyor ve taahhütlerini yerine getirmiyorlarsa;

NATO’nun etkisiz kalması veya eski hale gelmesi riski vardır” diyor.

*

Bu yüzden ABD Savunma Bakanı Esper, Türkiye’nin yanlış yönde ilerlediğini belirtiyor.

Ama “NATO müttefiki Türkiye ile savaşacak değiliz. Hep beraber Türkiye ile ortaklığımızı güçlendirmek için çalışmalıyız.

Türkiye’nin eskiden olduğu gibi güvenilir ve güçlü bir müttefik olmasını sağlamalıyız “diyor.

  1. 11. 2019

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM