Tarım News
İstanbul
DOLAR18.6349
EURO19.4274
ALTIN1059.1
Osman Selim Kocahanoğlu

Osman Selim Kocahanoğlu

Mail: [email protected]

VİCDANIN EN YÜCE DEĞERİ ADALET DUYGUSUDUR?!

Rafımda gördüğünüz şu kitap, Prof. Ahmet Mumcu Hocanın kadı sicillerine inerek Türk hukuk tarihi üzerine yaptığı bir çalışma. Doçentlik takdim tezi. Hoca şimdi emekli günlerinde olmalı. Biliriz ki Osmanlının Askeriye, Mülkiye ve İlmiye denilen üç bürokrasi sınıfı vardı. Literatür karıştıran herkes bilir ki bunların üçü de koyu rüşvetçiydi.

Örneğin Yıldız denilen halife Sarayı rüşvetçi takımın merkezi sayılırdı. Abdülhamid iktidarını korumak için hem rüşvetçilere göz yumar, hem kendisi bizzat rüşvet dağıtırak adam tavlardı. Mecelle Müslümanı Cevdet Paşa'nın Bebek yalısı tarihin en büyük en namlı rüşvetidir. Midhat Paşa'nın idamı için... İzzet Holo ve Eğribozlu Ragıp deveyi hamuduyla yutan rüşvetçilerdi. Moda ve Beyoğlu'nun yarısı Eğribozlu'nun apartmanıydı.(Cumhuriyete Sarıca ailesi olarak intikal etti).

Kitabın daha önemli bölümü ise din eğitimli ilmiye sınıfıdır. Yani Allah adına, Kur'an ve Şeriat adına topluma adalet dağıtan medrese çıkışlı Kadılar sınıfıydı. Kadı sicillerine göre öyle bir sınıf ki, küflü vicdanında adalet kavramının zerresi bile oluşmamış ortaçağ kalıntıları. Bu takım rüşvet alınca kesinleşmiş hükmü bile değiştirirlermiş. Bir toplumu çürüten bundan daha büyük ahlaksızlık yarası olur mu? Rüşvet bunlar nezdinde hediye kabilinden görülüyordu.

Gelmek istediğimiz nokta şurası; namaz -niyaz, kitap - sünnet denilen İslam inancında, toplum için en yüce en kutsal bir değer olması gereken hak ve adalet duygusu, bunların vicdanına asla yerleşmemişti... Bu kültür için ibadet mekanları ve tekkeler, sanki boş zaman etkinliğinin Allah ile aldatma provası dışında bir anlam taşımıyordu...

Bu kitabı yeniden okurken zihnimde sade hilafet sarayına değil uygarlığa yenilmiş tüm İslam dünyasına kadar uzanayım istedim. Sosyal medyadan okuyoruz ki, Cazim Gürbüz kardeşimizin bir kitabında geçen objektif bir bilgiden dolayı "dini aşağılama" faslından hakaret davası açılmış. Dosyasını görmüş değilim. Ancak ister istemez iddia ve hüküm makamının vicdanında oluşacak adalet ve hakaret duygusunun zerafeti ve kesişme noktasını düşündüm. Hakaret ile eleştiri arasındaki çizgi medrese kafası ile çağdaş kafada aynı noktada kesişmez. Arası kıldan incedir.

Vicdan denilen o gelişmiş olgu, o yüce değer, öyle hassas ve nazik, öyle kutsal ve özel bir mahremiyet alanıdır ki, oraya ancak hak ve adalet girebilir. Öyle kutsal bir alan ki, yargılayan da yargılanan da hükümden önce zihindeki dış örtüleri kapatmış, kendi özünde arınmış olmalıdır. Aksi halde adalet denilen o yüce o kutsal değer, mülkün de inancın da vicdanın da temeli olamaz...İktidar ve siyasetin aleti olur... Kaş yapayım derken göz çıkarılır. Adaletten felaket de çıkabilir...

OSK/31 Mayıs 2022

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar