İstanbul
DOLAR17.9695
EURO18.322
ALTIN1024.8
Ali Rıza Özkan

Ali Rıza Özkan

Mail: [email protected]

TÜRKİYE'NİN DİRLİĞİNE VE BİRLİĞİNE KASTEDİYORLAR!

Türkiye, çok kritik bir dönemece girdi. Siyasetin dizayn edilmesi amaçlı olarak toplum mühendisliği projelerinin temel hedefi ülkede iç karışıklık, hatta mümkünse iç savaş çıkarmak.

Ancak, herkesin gördüğü bu genel tabloya karşı yönetim makamlarında oturanların zaaf ve acz içinde oldukları izlenimi giderek güçleniyor.

Türkiye toplumunun iki büyük parçasından birisi olan Alevi yurttaşlarımıza karşı yeni bir oyun sahneleniyor.

Gün geçmiyor ki, Cumhuriyet kurulduğu günden bu güne kadar “Türkiye Halkı”nın kopmaz bir parçası olduğunu her fırsatta ispatlamış olan Alevi inanlı yurttaşlarımıza yönelik bir nefret söylemi veya ayrımcılık içeren bir ifade veya ötekileştirici bir eylem medya organlarına yansımasın.

Yine, son olarak, Akşam yazarı Hüseyin Besli’nin pazar günü gazetesindeki köşesinde dile getirdiği ifadeler, bırakalım Alevileri, sadece insanlık değerleri hassasiyeti olan bir kimsenin dahi kabul edemeyeceği ifadeler içeriyor.

Besli diyor ki;

alevi bir anne baba daha doğumdan itibaren çocuklarına kimliklerini gizlemeyi yani yalan söylemeyi öğretmek durumundaydı...

alevi Kürt bir aile çocuklarına alevi kimliğini gizlemeyi öğrettiği/öğütlediği kadar Kürt kimliğini de saklamayı öğretmek mecburiyetinde kalmaktadır.

Yani söz konusu çocuklar 'çifte kavrulmuş yalancı' olmak durumundadırlar. Ve ne kadar maharetle yalan söyleyebiliyorlarsa o kadar aferin alarak yetişmişlerdir.

Şimdi tam burada İbn-i Haldun'un “adetler zamanla karaktere dönüşür” deyişini hatırlayabiliriz.” (Akşam gazetesi, 14 Kasım 2021)

Eski AK Parti milletvekili, Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde basın danışmanı ve AK Parti Genel Başkan Danışmanı gibi siyasi görevleri de üstlenmiş bir kişinin, toplumun bir kesimini toptan, sistematik olarak ahlaki zaaf içerisinde yetiştirilen insanlar olarak nitelemesi, çok acıdır.

Ve özellikle de politikacıların üzerinde düşünmesi icab eden ibretlik bir derstir.

Öte yandan, Türkiye’de toplumun nereye sürüklenmek istediğini açıkça işaret etmesi bakımından da uyarıcıdır.

Sadece toplumsal tepkileri yönlendirmek hedefi olan bir ajan-provokatörün kullanacağı bu ifadeler üzerine özellikle de güvenlik bürokrasisinin düşünmesi gerekir.

Türkiye nereye götürülmek isteniyor?

KARAMAN VE BESLİ’NİN HEDEFİ NEDİR?

Tam da, Cumhurbaşkanı Erdoğan Alevi inançlı vatandaşların sosyal statüleri ile ilgili yeni bir çalışma yapılacağını duyurmuşken, önce Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın ve ardından eski AK Parti milletvekili ve yöneticisi Hüseyin Besli’nin Alevileri hedef alan, ötekileştiren ve daha da ileri giderek toplumu kışkırtacak nefret söylemi içeren ifadeleri barış ve huzur içerisinde birarada yaşama anlayışı ve hedefi ile bağdaşmaz.

Ne zaman Alevilerle ilgili, herhangi bir pozitif girişim söz konusu olsa, derhal “birtakım kesimler”den bu türden kışkırtıcı mesajların verilmesine hem alıştık ve hem de bıktık!

Hep aynı oyun, hep aynı tiyatro!

Beni asıl şaşırtan ise, yönetim makamında oturanların her defasında bu tiyatroyu hazmetmiş görüntü vermesi!

Öncelikle, Sayın Erdoğan’ın, Sayın Adalet Bakanı’nın, Sayın İçişleri Bakanı’nın ve Sayın Diyanet İşleri Başkanı’nın müdahil olmasını ve derhal tepki vermesini beklerdim.

Çünkü, hem Karaman’ın ve hem de Besli’nin söylemleri açıkça hem Anayasa’ya ve hem de ceza yasasına göre suçtur!

KIŞKIRTMANIN HEDEFİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’DİR!

Sözde dindar görünümlü çevrelerden toplumun diğer kesimlerine yönelik aşağılayıcı, ötekileştirici ve ayrıştırıcı ifadelerin açık kışkırtma olduğunu, bu kesimlerin toplumsal barışı bozmak, ülkeyi karıştırmak, hatta mümkünse iç savaş çıkarmak gibi hain planların piyonluğu yaptıkları bizce tartışmaya yer vermeyecek netlikte olan bu saldırılara karşı Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın girişimde bulunduğunu görmek istiyoruz.

Bu insanların, sadece Alevilere düşmanlık ve nefret yaymadığını, özünde Türkiye’nin varlığına ve dirliğine kastetmek emelleri olduğunu anlamak için daha nasıl bir gelişme bekliyorsunuz?

Bu insanların söylemleri ne İslâm’a sığar ve ne de Cumhuriyetimizin kanunları açısında hoş görülebilir!

İslâm birlik öğütler, insanlar (ve müminler!) arasına nifak sokanları günahkâr olarak tanımlar.

Yine, aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti kanunları da, toplumsal barışı bozan, halkın bir kesimi hakkında nefret söylemi içeren, halkı birbirine düşürecek ifadeleri cezalandırmak üzere yasalar koymuştur.

Bu ülkenin Alevi vatandaşları, Türkiye Cumhuriyet yasalarının uygulandığını görmek istiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ve Diyanet İşleri Başkanı Türkiye’nin toplumsal barışını korumak ve kollamak görevi olan makamlarda bulunuyorlar.

O halde, her iki kişinin toplumsal barışa kasteden ifadelerine karşı verilecek tepki, sadece Alevi vatandaşlara hukuk devletinde yaşadığımız hakkında güvence vermekle kalmayacak, aynı zamanda iç karışıklık ile Türkiye’de siyaset dizayn etmek isteyenlere karşı da net bir cevap olacaktır.

Makale Yorumları

  • Metin Uysal17-11-2021 15:18

    Fikirlerin çatışmasından ileri fikirler doğabilir fakat inançların çatışması sadece kan döktürür.Herbir inanç sahibi,kurgulanmış o inancın adeta genetik mirascısıdır.Bu mirası ancak kişi kendi "reddi miras" yapabilir.Dünyanın bazı yörelerinde bu gerçek anlaşılmış ve buna uygun olarak adına "laiklik"denen uzlaşmacı düşünce sistemi geçerli kılınmıştır.Laiklik aynı zamanda insanın en doğal haklarının bir nevi sigortasıdır.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar