İstanbul
DOLAR17.9515
EURO18.3127
ALTIN1019.4
Sefa Yürükel

Sefa Yürükel

Mail: [email protected]

TÜRKİYE SAHİBİNDEN, KELEPİR SATILIK DAİRE Mİ?

Türkiye, 1938’den beri bürokrasisi, siyaseti ve  1952’den beri de TSK’sı ile, emperyalizminin ve işbirlikçilerinin işbirliği ve planlarıyla, sahibinden halkıyla birlikte satılık dairelere dönüştürülmüştür.

O günlerde, bu satıma karşı çıkan yurtsever, Türkçü, ülkücü ve devrimci nesilden insan ve gruplar ise, Türkiye’yi kelepir olarak satanlar tarafından yok edilmesi gerekenler olarak görülüp, siyasi soykırıma tabi tutulmuştur. 

En son 12 Eylül’de emperyalizminin örgütlediği bir özel plan çerçevesinde, bu yurtsever siyasi nesil vahşice tırpanlanmıştır. 

Neredeyse yok edilmiştir.

Ortalık, 1970’lerde gülüp geçtiğimiz, ABD ve AB destekli iktidar olan (esasında değiller de ‘gözüken’)  RTE ve Gül, onların önümüzdeki ardılları olacak olan İmamoğlu, Kılıçdaroğlu, Bebecan, Davudoğlularına, aynı emperyalizm tarafından kurdurulan ve kullanılan ‘Kürt- Hizbullahı’ (Hüda Partisi)  ve PKK’ya (HDP’ye) kalmıştır.

En son Madrid'de RTE nin ve daha önce de Gül’ün Roma’da attığı tam teslimiyet anlaşmaları, bunun cevabını bugün çok daha iyi vermektedir.

Bunun tersine çevrilmesi gerekli midir?

Gereklidir.

Bunu yüreğinde ve beyninde hisseden var mıdır Türkiye’de ?

Vardır tabi ki.

Türkiye’nin sahipleri ortaya çıkmalı mıdır?

Artık çıkmalıdır.

Ama, Türkler olarak ve Türk Devleti ile var olmak ve Türkler tarafından yönetilmek isteniyorsa bu gereklidir ve çıkmalıdır tabii ki.

Bunun için, Türkiye’nin bir sahibi olması lazım. 

Bunun kendisi kim olduğunu belli etmelidir.

Sahibi, ortaya tüm uzuvlarıyla, hareketleriyle ve fikirleriyle zuhur etmelidir.

Sahibinin ortaya çıkması lazım da ne demek…

Tabii ki bu mutlaka en kısa sürede olması lazım demek.

Bu yüzden de başlar ve yönetim onun bunun çocuklarına bırakılmaması için harekete geçmek gerek..

Bunun için peki ne gerek diyorsanız...

Bunun için, halk deyimiyle aynen kaliteli helvada olduğu gibi, helva için un, su, şeker, yağ ve ateş lazım derim.

Bunun için kaliteli önderlik lazım, derim.

Örgütlenmeye  ihtiyaç  duyulması

ve örgütlenilmesi lazım derim.

Bu  ihtiyacı gidermek, gece gündüz Atatürk’ü anlatarak, onun  resim ve sözlerini dağıtarak olmaz tabii ki.

Çünkü böyle Atatürkçülük: 

şu anda lükstür.

Bu kurnaz, geçinilen ve kullanılan Atatürkçülüktür.

Bu, kokmuş ağızlarda, Atatürkü çiğneyip atılan sakız yapan Atatürkçülüktür.. 
Bu,
Haylazlıktır esasında. 
Hayasızlıktır.
Terbiyesizliktir.
Atatürk’e en büyük düşmanlıktır.
Kısacası yemediği için:
yapılması gerekli olanı yapmamaktır..

Bunun için bunun tam tersini yapmak lazımdır.

O ne mi?

Bunu:

Atatürk’ü bilerek ve tarihsel bir bilinçle okuyup, onun fikir ve uygulamalarını  güncelleyip, halkı fedai bir ruhla ve sokak sokak örgütleyerek yapmak lazım. 

Bu, bugün, Atatürk’ten geçinenlerin, korkarak, korkutarak, kendi korkusunu başkalarına da yayıp, başkalarının da korkutulmasını sağlayarak olmaz.

Peki kim yapacak bunu?

O zaman bu ‘işi' kim yapacak yapmayacak onu konuşalım önce.

Peki başlayalım,

Türkiye’nin sahibi diye yıllarca gözüken ve gerçekte olması gereken TSK’nın görünen hali ortada. Ordan şu anda en azından kısa zamanda pek umut beklemeyin bence. 

Sebebi ise,

Herkesin malumu olan, bugüne kadar ki satılmış, ‘emir kulu’’ (bir Türk Subay emirler Anayasa’ya ve Türk töresine uygun değilse o emri uygulamaz, ucunda ölüm bile olsa o emri reddeder çünkü), burada bir kısım yurtsever Türk olan Subayı tenzih ediyorum tabiki, ama sahte ve çıkarcı Subaylar’ın bugüne kadar ne yaptıklarıda görüldüğü gibi ortada. 

Ülkeyi koruyabilecek ve kollayabilecek bir halleri ve istekleri de yok bunların.

Zaten şu anda hiç bitmeyen bir tatildeler. 

O halde öyleyse ne yapmalıyız deniyorsa?

Bence bunu, 
bir avuç doğru ruh ve liderlikle, 
örgütlenmek lazım.

Ama Atatürk modeliyle.

Atatürk sevgisiyle değil, fikirleriyle.

Anıtkabir’e gitmekle değil, 
O’nun uygulamalarıyla.

Atatürk anıtlarına çelenk bırakarak değil, 
Anıtların bulunduğu şehir, kasaba ve köyleri örgütleyerek.

Atatürk rozetleriyle değil,
Atatürk’ü beyninde ve uygulamalarda hissettirerek.

Atatürk adı ile hareket edip, vakıf ve dernek kurup, milletvekili, belediye başkanı, muhtar olma hevesiyle değil.

Ya da Atatürkçü geçinip, 25 kişilik yönetiminin 25 ayrı baş çektiği, ya da 3 ayrı grubunun bir birini dinlemediği, yapılması gereken fedaice eylemleri nadasa bırakmış bir hayali örgütlenmeyle değil tabii ki.

Ha sahi ADD diye bir örgüt vardı bir zamanlar, bu günlerde adını ve sanını hiç duydunuzmu?

Vardı ya Ankara’da bir zamanlar Genel Merkezi olan ve bir zamanlar dolup taşan, Cumhuriyet mitingleri yapan, hani o nerelerde, biliyor musunuz?

Yaşıyor mu?
Duyanınız edeniniz var mı?
Huuu…

Ya da ADD’nin hangi mezarlıkta yattığını biliyor musunuz?

Bunlardan da pek bir şey beklemeyin bence..

Neyse gelelim sade de..

Örgütsüz halk: umutsuz kedi gibidir. 
Korkar.
Kaçar.
Siner.
Güvenilmez. 
Tehlikelidir. 
Kötüye kullanılır.  
Kendi kendini korkutur.
Herşeyi de kokutur.

Ve  örgütsüz ve tarih bilinci olmayan bir halk asla Türkiye’nin sahibi olamaz. 

Türkiye’nin hiç gerçek sahibi oldu mu ve bugün de kim derseniz? 

Onun sahibi geçmişte olduğu gibi bugünde, aynen Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, iç Anadolu, Karadeniz, Trakya, Ege, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, ölümü ve var olmayı göze almış, kaçanlardan ve korkanlardan olmayan, yüzde 15’lik, Kuvvayi Milliye ruhu ile örgütlenmiş, birlik olmuş, hala geleneklerini ve göreneklerini 12000 yıllık Türk adetleri ile sürdüren ve bu törelerle yoğrulmuş Türkmen obalarının ardıllarıdır.

Ve bu bundan sonrada böyle olmalıdır. Böylede olacaktır. Bu konuda önce herkesi  örgütleyelim de ondan sonra kurtuluruz demek, örgütlenme cahilliği ve kaçak dövüşmektir. Çünkü bu çok iyi bilinir ki, herkesi örgütlemek imkansızdır. Herkesi örgütleyemezsiniz de zaten. 

Tarih bir avuç kişinin çok az yüzdeyi örgütlenmesi ve harekete geçirmesinin yegane başarılarıyla doludur çünkü.

Atatürk’te böyle büyük bir tarih bilincine sahip olduğu için, bunu geçmişte de böyle yapmış ve yüzde 15’lik bir kesme dayanmıştır. Başarılı olmuştur. Bugünkü Türkiye’nin tamamını böyle kurtarmıştır 

Tekrar konumuza dönersek, bu bugünden sonra da böyle olacaktır. 

Ve bu bugünde Türk’ü boğmaya çalışanlardan tek kurtuluş yolu yine ancak Ergenekon’dan  üçüncü defa çıkış azmiyle, yukarıda sözünü ettiğim fedai Türkmen ardılların geçmişte olduğu gibi, bugünde tekrar harekete geçmesiyle olacaktır.

Kısaca, yine bu, Türkiye’nin gerçekten gerçek sahibi olan, şu anda ki durumu gözlemleyen ve ama yıllarca bir volkan gibi kaynayıp, görece de durgun durgun duran  ama patlamaya hazır olan, Kurtuluş Savaşı’n da ki O yüzde 15'lik kesimin ardıllarının birliği o gün olduğu gibi bugünde, şimdi de, kolkektif bir önderlik ile, tekrar örgütlenirse, ancak geri kalan kesim de, aynen kurtuluş savaşı sırasında olduğu gibi, yine boyunduruktan altından kurtulup onlar da tekrar değerli bir vatandaş yapılabilecektir. . 

Onlarda kuru kalabalık veya tesadüfen Türkiye’de doğmuş olmaktan çıkıp tekrar Türk olacaktır.

Şimdilik bu kadar.

Demedi demeyin.

Her zaman olduğu gibi bağımsızlıkçılar:

Atatürk’le kalın 
Cumhuriyetle kalın 
Hoşçakalın!

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar