İstanbul
DOLAR12.6862
EURO14.3278
ALTIN730.87
Osman Selim Kocahanoğlu

Osman Selim Kocahanoğlu

Mail: [email protected]

TARİHÇİ İSMAİL HAMİ DANİŞMEND ÜZERİNE -2

Geçen günlerde İsmail Hami üzerine kısa bir yazı yazmıştım. Bazı okurlardan daha ayrıntılı bilgi vermemiz yolunda istekler geldi. Bu ikinci yazıyı onun üzerine yazıyorum. Ancak bu yazı onun eserleri üzerine değil cumhuriyet devrimleri uzağındaki psiko-sosyal kimlik ve kişiliği üzerine olacaktır.

İsmail Hami Bey üniversite yıllarımda ev sohbetlerine katıldığım milliyetçi-muhafazakar kulvarların bir tarihçisi idi. Nişantaşı Vakıf apartmanındaki dairesinde Cumartesi günleri sohbet toplantıları düzenler, kuru fasulyeli–pilavlı ikramlar yapılırdı. Sohbetlere 20-25 civarında meraklısı gelirdi (1965).

İlk eşi Nazan Hanım aslen Eğinli olup İngiliz Said Paşa diye bilinen Abdülhamid'in ilk mabeyn katibinin torunuydu. Bu Said Paşa saraya Başkatip olunca ilk işi Midhat Paşa'dan kalma Başkitabet kadrosunu dağıtmak oldu. Sadullah Paşa, Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi Yeni Osmanlıcı gençleri saraydan uzaklaştırdı. Bu Said Paşa çok geçmeden Midhat Paşa'nın sadaretten alınıp başına çorap örülmesinde de etkin rol oynayacaktır.( Bu Said Paşa daha sonra yedi kez sadrazam olan Said Paşa ile karıştırılmamalı...)

İ.H. Danışmend, ilk eşi Nazan hanımı erken yaşta kaybetmiş (1948), ikinci evliliğini Tarih öğretmeni İclal Hanımla yapmıştı. Kendisi her hafta bir konuyu evinde sohbet şeklinde sunardı. Kıyafetine titiz ve saçları biryantinli şık giyinen biriydi. Sohbetlerden birini çok iyi hatırlarım. Kitabından bir cümleyi çıkarmasını istyen Nazif Çelebi denilen ham sofuyu haşlamış, bu kitap sonradan “Garp İlminin Kuran’ı Kerim Hayranlığı” adıyla basılmıştır.

Her sabah evine gelen iki gazeteyi “Hâriyyet, Çamuriyyet” diye nüktelerdi. Cumhuriyeti dolgun içeriği, Hürriyeti tirajından dolayı alırım derdi. Kendi yazıları Yeni İstanbul'da çıkardı. Türkçü/ Milliyetçi ideolojinin fikriyatını savunur, muhafazakar cenahın tarihçisi sayılırdı. En ünlü ve kalıcı eseri klasik dönem ve Tanzimat sonrası için önemli bir başvuru kaynağı olan dört ciltlik "İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi" isimli kitabıdır. ( Yeni baskısı Erol Cihangir tarafından yapılmıştır.)

Hayat Tarih Mecmuasınının editörü ve piyasa tarihçisi Yılmaz Öztuna'yı" bizim bankacı" diye küçümserdi. Öztuna'nın Abdülaziz dönemini anlatan " Bir Darbenin Anatomisi" kitabı, ideolojik çarpıtma, saptırma, kin ve nefretin katıksız örneğidir. Uzunçarşılı'nın belgelerinden işine geleni almış, gelmeyenleri gözardı etmiştir. Büyük Türkiye Tarihinde Danişmend'in 30 sayfalık 31 Mart Adana olayları bölümünü, dipnot ve tırnak kullanmadan aşırmıştır. Tam bir intihal. İsmail Hami Bey akademisyen değil ama bilgileri akademik işler, orjinal ve ağır bir dil kullanırdı. Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu? ve Ali Suavi'nin Türkçülüğü isimli kitapları küçük ama önemli.

Merzifon doğumlu İsmail Hami Bey (1889–1967), eski mutasarrıflardan Mehmed Kamil Beyin oğludur. Babası Cebeli Lübnan mutasarrıfı iken Beyrut Fransız Astura okulunu bitirir. Çalışkanlığı dolayısıyla 14 yaşında Mülkiye’ye alınmış, burayı bitirince(1912) tarihçi Abdurrahman Şeref Bey’e asistan olmuştur.. Birinci Dünya Harbi çıktığında Bağdat’ta yedek subaydı.

Mütarekede Memleket gazetesi yazarıydı.Tehcir nedeniyle Beyazıt'ta Nemrut Mustafa divanı harbi tarafından idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in cenazesini büyük gösterilerle Kadıköy mezarlığına götüren Darülfünunlu gençlerin önderiydi. Ali Fuat Paşa'nın(Cebesoy) babası İsmail Fazıl Paşa ile İstanbul delegesi olarak Sivas Kongresine katıldı. Yolculuğu beraber yaptılar ve Ankara'da Ali Fuat Paşa'nın 8 gün misafiri oldular.

Kongre açılınca İsmail Hami Divan katipliğine seçildi. Kongre zabıtları onun kaleminden çıkmış, Sivas'ta çıkan İrade-i Milliye gazetesinin ilk sayılarına yazılar yazmıştır. İsmail Hami kongrede mandayı savunanlar arasındaydı. Mustafa Kemal'e daha baştan ısınamadı denilebilirdi, sonradan da Atatürk'e ısınamadı. Kongre sonrası Merzifon’a geçerek kongre adına para topladığı yolunda gelen şikayet üzerine, Heyet-i Temsiliye tarafından uyarılmıştır. (Hüsrev Gerede).

İsmail Hami Bey'in Mustafa Kemal ve Anadolu hareketiyle bağlantısı Sivas Kongresiyle sınırlı kalmış, İstanbul'a dönünce ilişkisi kesilmiştir. Bunun en temel nedeni Saray ve hanedan taraflısı olmasıydı. Ankara'da TBMM açılmış, Sakarya'da kan gövdeyi götürürken, o Barselona Şehbenderliğine atanmayı bekliyordu. Abdülhamid'in şehzadesi Abid Efendi ve Abdülmecid'in şehzadesi Ömer Faruk Efendi ile özel yakınlığı mevcuttu. Ömer Faruk Efendi ile 34 adet mektuplaşması şimdi daha net ortaya çıkmıştır. (Bkz. Murat Bardakçı, Neslişah Sultan kitabı).

İsmail Hami Bey, Alpaslan’ın kızı Ümmü Asiye ile Malazgirt kumandanı Ahmed Danişmend Gâzi’nin torunlarından ve Danişmend Beyliğinin kurulduğu Niksar ve Merzifon havalisinde oturanların cedleri olduğunu iddia etmiştir. Mükrimin Halil Yinanç, “Danişmend hanedanının soyu asırlar önce tükendi, bu da nereden çıktı” demesine rağmen iddiasını sürdürmüştür.

Fransızca, Arapça - Farsça ve Osmanlı kültürüne hakimdi. Muhafazakar kök paradigmaları ve Hanedan sadakati nedeniyle cumhuriyet devrimlerine uzak kalmış, Ankara bozkırı yerine Dersaadet iklimini temsil etmiştir. Mütarekede Memleket gazetesi yanında Fethi Bey'in(Okyar) çıkardığı MİMBER gazetesinde de yazmıştır. Belki burada Mustafa Kemal ile sütun komşuluğu bile vardır. Ancak Milli Mücadele ve Mustafa Kemal üzerine tek satır yazmamıştır.

Cumhuriyet devrimlerinin Türklük tezleri ile aynı paralele düşmesine rağmen, Kemalist tarih tezlerinin uzağında kalmıştır. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronoloji'sini Hilafetin kaldırılma tarihi ile sonlandırır. Milli Mücadele, saltanat, cumhuriyet, hilafet konularına girmemiştir. Bu tavrı o devrin üniversite gençliği arasında tepki doğurmuş, biraz bunların mazereti biraz pişmanlık gerekçesi olarak Kronoloji'nin 4.cilt 710. sayfasına şu notu koymuştur:

"... Osmanlı tarihinin sona eriş yılları içinde yeni devletimizin kuruluş hareketleri tam bir ihtilaf halinde bulunduğundan ve bu konular ilerde yazılacağından... hazin bir kapanışla aydınlık bir başlangıcı karıştırmak istemedik. İşe bu nedenle menakıbinden bahsedilmemiş olan yeni Türkiye'nin kurucusu ATATÜRK'ün adını burada hürmetle yadetmeyi vazife biliriz..."

Bir vicdan azabı ve özür notuna benzeyen bu açıklama, sanılır ki samimi duyguları değildi, gelen tepkiler üzerine zevahir kurtarılmış oluyordu. Kapital harflerle Atatürk'ün adını özellikle zikreden bu notuna rağmen, zihinsel kök paradigmaları, ailesi ve hanedan yakınlığı onu Atatürk ve cumhuriyet modernizminin uzağına sürüklemiştir. Türkçü ve milliyetçi görünmesine rağmen, tarihe bakışı ve ömrü, başı sonu belirsiz, kör muhafazakarlığın içinde tükenmiştir. Bu ideolojik zaaflarına rağmen kuyumcu titizliğiyle vesikalar arasında dolaşmış, akademisyen olmasa da kullandığı metodoloji sayesinde eserleri ve makalelerini bilgi hazinesi kılabilmiştir...

Şişli Etfal Hastanesinde yatarken iki kere ziyaretine gittiğimi ve yatağa uzanmış halini hatırlarım. Ziyaretçisi az odası boştu. 12 Nisan 1967 Çarşamba günü Şişli Etfal Hastanesinde kalp yetmezliğinden vefat etmişti. 15 Nisan Cumartesi günü Zincirlikuyu mezarlığına defnedildi. Kabri başında elli altmış kadar dostu bulunuyordu. M. Raif Ogan bir konuşma yapmış, Ali Hadi Okan da uzun bir şiir okumuştu.

Edebiyat ile tarihi döşek yap da uyu

Bir cihan diye sarsın seni Zincirlikuyu.

(*) İsmail Hami Beyin cenaze gününde tuttuğum küçük bir not halen arşivimde. Demek 54 yıl saklamışım...

▪OSK/ 24 Kasım 2021

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar