İstanbul
DOLAR12.8022
EURO14.431
ALTIN735.79
Ali Rıza Özkan

Ali Rıza Özkan

Mail: [email protected]

SOSYALİST İTTİFAK İHTİMALİ ÜZERİNE

 Önceki hafta, sosyalist sol açısından hareketli bir hafta oldu.

CHP’nin “liberal” kanadına yanaşık bir site, üçüncü ittifak girişimi hakkında yaptığı haberde, HDP’nin öncülük ettiği “Demokrasi İttifakı”na SOL Parti’nin katıldığından ve Emek Partisi ile Türkiye Komünist Partisi’nin de dahil olma ihtimalinden söz edince, deyim yerindeyse “kıyamet koptu”!

Önce, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, ardından EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve SOL Parti sözcüsü Önder İşleyen haberi tekzip ettiler. Okuyan daha sonra söz konusu ittifakta neden yer almayacaklarını bir televizyon kanalında etraflıca anlattı. (Okura not: Hem Okuyan'ın, hem Akdeniz'in ve hem de İşleyen'in görüşleri medya etraflıca yer aldığı için, burada ayrıca tekrarlamıyorum.)

Daha da önemlisi, aslında 3 sosyalist parti kendi aralarında yeni bir ittifak üzerine görüşmelerini sürdürüyordu ve neredeyse sona gelinmişti!

SOLU HDP’YE EKLEMLEMEK PROJESİ

Abdullah Öcalan, 17 Ağustos 2013 tarihinde Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreya Önder ve Pervin Buldan’la yaptığı görüşmede, HDP’nin bileşenlerini şöyle tanımlıyordu: HDP de Irak’taki gibi olmaz. Türk ve Kürt Partisi gibi ayrışmayın. Tehlikelidir. Yeni model bir Türkiye Partisidir. (…) ESP, BDP, EMEP, Yeşiller, Müslümanlar, feministler, çevreciler, hepsi olsun.

Aslında, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Beşir Atalay’ın gazetecilerin bir sorusuna HDP ile ilgili olarak “Hakan Fidan’la Öcalan’ın baş başa verip gerçekleştirdikleri güzel proje” cevabını vermesinin ertesinde hem daha çok şair kimliği ile tanınan Kemal Burkay ve hem de Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek HDP’yi MİT’in kurdurduğu iddiasını dile getirdiler.

Nitekim, Selahattin Demirtaş da, HDP Eş Genel Başkanı seçilmesinin hemen ertesinde, HDP’nin kuruluşunu bir televizyonda kanalında şöyle ifade etmişti: “Bizim başarımız, HDP’nin başarısı ki kendisinin, sayın Öcalan’ın çok önemsediği bir projedir. Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir.

Hafızayı tazelemek bir yana, aslında bu “proje”nin sosyalist akımları da bir havuza toplama projesi olduğu açıktı.

Böylesi bir “havuz” hem HDP’yi kümülatif olarak büyütecekti ve hem de sosyalist solun kontrolünü kolaylaştıracaktı.

Her ne kadar, Abdullah Öcalan, 21 Temmuz 2013 tarihli görüşmede, Demirtaş’a “Kendinizi biraz daha geliştirebilirsiniz, formasyonunuz biraz eksik. Tamamlarsanız bütün Türkiye için iyi bir siyasetçi olursunuz.Devlet de sizi biraz toy buluyor.” dese de, süreç içerisinde, “proje partisi” HDP’nin öngörülen hedeflerine en uygun siyasetçinin Selahattin Demirtaş olduğu ortaya çıktı!

AYNI PROJEYİ BU KEZ DEMİRTAŞ ÜSTLENDİ!

Sanıyorum, bugün tartışıldığı haliyle, “Demokrasi İttifakı” kavramını ilk kullanan, o dönem HDP Eş Genel Başkanı olan Sezai Temelli oldu. 12 Mayıs 2019’da, partisinin Diyarbakır İl Kongresi’ne katılan Temelli, “Biz Türkiye'ye bir kez daha 'demokrasi ittifakı' seçeneğini yaratıyoruz. Bu seçenek kadınların, gençlerin, emekçilerin buluşacağı bir seçenektir. Bu seçenek çoğulcu, laik, demokratik bir cumhuriyetin seçeneğidir. Bu seçenek hep birlikte var edeceğiniz onurlu barışın seçeneğidir. Şimdi bu seçenekte buluşma zamanı” diye konuştu.

Dikkatli okur, Temelli’nin “bir kez daha” vurgusunu anlamıştır. Geçiyorum.

Selahattin Demirtaş’ın 20 Ağustos 2020’de sosyal medya hesabında yayımladığı “Bir ittifak modeli önerisi” başlıklı yazısı ise, 2023 Genel Seçimlerine dönük bir girişimin işaret fişeği oldu.

Demirtaş, asıl amacını “toplumu temel demokrasi ilkeleri ve ortak bir gelecek fikriyatı etrafında bir araya getirmek” olarak belirlediği ve adını “Demokrasi İttifakı” koyduğu “proje” önerisinin hedef kitlesini de siyasi partilerle birlikte, sendika, meslek odaları, kadın örgütleri, ekoloji hareketleri ve gençlik örgütleri gibi kitle örgütleri olarak tarif ederek, “Bütün toplumsal kesimlere açık bir ittifak olmalı ve ittifakın temel ilkelerini kabul eden herkesi, her kesimi bünyesine katarak sürekli büyümelidir” diyordu.

Tanıdık” geldi mi?

Selahattin Demirtaş’ın da, 8 yıl sonra aynı “proje”yi gerçekleştirmek amacıyla öncü rol üstlenmesi dikkate değer.

Ancak, sanıyorum Demirtaş’ın “yol kazası”, 15 Kasım’da Evrensel gazetesinde yayımlanan “Türkiye Soluna 9 Soru” başlıklı yazısı oldu.

Türkiye Solu” hitabıyla, daha yazısının en başında ayrımcı bir ifade kullanan ve kendisini farklı konumlayan Demirtaş, 9 soruda da, herhangi bir “ilkesel” veya “programatik” birlik önerisi yapmıyor, tersine; sosyalistlere “siz küçüksünüz, elinizden bir şey gelmez, bizimle birlikte olun” mesajı veriyordu.

Ancak, “kâfi miktarda” kibiri de açık eden bu makale ters tepti. Sosyalistler, HDP ile yol yürünemeyeceğini bir kez daha anlamış oldular.

SOSYALİST SOL İTTİFAKI

Kaldı ki, HDP’nin (veya Selahattin Demirtaş’ın) ittifak projesinden bağımsız olarak, 3 partinin sosyalist bir ittifak kurma çabaları sürüyordu. TKP, SOL Parti ve EMEP’in görüşmeleri aynı zamanda Halkevleri ve TKH gibi pek çok sosyalist örgüt tarafından da olumlu karşılanmıştı.

Dolayısıyla, sosyalistler açısından, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın bir televizyon kanalında, biraz da serzenişle söylediği “kendileri olmak” süreci içerisine girildiği söylenebilirdi. En azından, sosyalistlerin siyaset arenasında kendileri olmak diye bir dertlerinin olduğunu ve bunu gerçekleştirmek amacıyla girişimlerde bulunulduğunu öğrenmiş olduk.

Yazımı yazmadan önce, fikirleri almak için aradığım birkaç “eski tüfek” sosyalist, böylesi bir ittifakı heyecanla takip ettiklerini belirterek, başarılı olması temennisinde bulundular.

Sosyalist ittifakı kurmak için çaba harcayan her 3 partinin sözcülerinin konuşmalarına göre, emperyalizme, liberalizme ve gericiliğe karşı sosyalistlerin kadim tecrübelerini ve mücadele geleneklerini sahiplenen, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ortaya çıkan ilerici hamleleri olumlu bularak, daha ileriye taşıma perspektifine sahip, işçi sınıfı ve yoksulların, mağdurların, dışlanmışların sesi ve sözcüsü olmaya talip bir ittifak kurulması söz konusudur, diyebiliriz.

Böylesi bir ittifakın hem CHP ve hem de HDP’deki “rehin oylar”ı geri alabileceğini ve daha da ileri düşünürsek; bütün sosyalist sola, 60’ların sonunda yaşanan MDD bölünmesinden itibaren mevcut olan dağınıklığı ve bölünüklüğü ortadan kaldıracak bir sinerji de verebileceğini düşünüyorum.

Umalım ki, her 3 partinin karar vericileri de, tarihsel bir sorumluluk üstlendiklerinin ve sosyalistlerin seçim ittifakının, aslında bir ittifaktan çok daha fazla anlam içerdiğinin bilincinde davranacaklardır.

Edindiğim bilgi ve bana söylenenlere göre, diyebilirim ki, TKP, SOL Parti ve EMEP’in aralarındaki tartışma ve çözüm önerilerinde gözden kaçırmamaları gereken nokta bir cümlede ifade edilebilir:

Türkiye’nin bütün sosyalistleri nefeslerini tutmuş, sosyalist ittifakın kuruluşu hakkında gelecek olumlu haberi bekliyor! 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar