İstanbul
DOLAR16.9749
EURO17.5075
ALTIN982.41
Oktay Erol

Oktay Erol

Mail: [email protected]

SOKAK ZİLLETİN DEDİĞİ GİBİ...

İstanbul’dan konuklarımız vardı, Kozan’da. Tam da portakalın ağaç dallarını sardığı günler… Kozan girişinde yolu iki yönlü çeviren kaldırımlardaki turunç ağaçlarının meyveli durumu konuklarımıza hoş gelince, bahçeye gitmeyi önermiştim…

Üç konuktan ikisi, daha dalından portakal koparmadığını, mandalinayı ağacın altında yemediğini söylemişti; portakal, ya da narenciyenin her türü içerisinde yaşayanlar için şaşırtıcı bir durum olsa da, konuklar için tam tersiydi…

Birkaç gün önce yağan yağmurun ıslaklığını kuru hava almıştı; Adana soğuğu, temiz bir havada, portakal ağaçlarının arasında konuklarla birlikteydim!

Ağacın dallarındaki portakalı koparmak yerine, avuçları arasına alarak seviyorlardı, bir yandan da doğanın/ havanın/ emeğin verdiği her şeyi bir araya getirerek “en güzel sözcükleri” söylüyorlardı!

İnanır mısınız, portakalı dalından koparmalarına ben yardımcı olmuştum; onun bu biçimde toplandığını, bu biçimde sofralara taşındığını anlatsam da yarar etmedi, meyveyi daldan ayırmakta zorlandılar!

Bilmiyorlardı, kızacak bir şey yok bunda…

***

Şimdi buradan “sokağınız nasıl” diye sorsam, ya da alış veriş yaptığınız yerlerin durumu nedir desem kanımca onlarca birbirinden değişik anlatılarla karşılaşacağım!

Pazara gidip de istediklerini alamayan birinin, pazardan kasayla alışveriş edenin/ üstelik hiçbir sıkıntı yaşamayanın anlattıkları karşısında şaşırmış olsa bile “inanmama” içine düşeceği de bir olasılık!

Portakal ağacını, dallarındaki meyveyi tutuşunu bilmeyen/ görmeyen birinin “koparmadaki” yaşadığı zorluğu anlamama olasılığı gibi…

Yurttaş pazara gitmiş sıkıntılı, aylığını almış sıkıntılı, üniversite mezunu çocuğu işsiz sıkıntılı, market rafları arasında gezinirken gördüğü fiyatlar karşısında sıkıntılı…

İstediğiniz kadar bunca sıkıntının olduğunu söyleyin, ağzınızı/ ses tellerinizi yırtın/ sokakların izin verilen yerlerinde yürüyün, “bir eli yağda/ bir eli balda” olanlara bunu asıl anlatmakta değil, inandırmakta zorlanacaksınız…

Nasıl ki “portakalı koparmayı bileceksin” demek doğru değilse, sokaklarında açlığa/ yoksulluğa direnenin olmadığı yerde “sıkıntıdan” söz etmek doğru olmaz; yaşadıkları o değil!

***

Dün, partisinin grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, “ülkemizin hiçbir yerinde zillet ittifakının söylediği gibi bir durum yoktur” dedi.

Yarına gerek yok, bugünden gerek medyasında, gerekse partililer arasında konuşulmaya başlanmıştır! Öyle ki; ülkemizde öyle denildiği gibi sıkıntı yoktur, denildiği gibi dar gelirli açlık çekmiyordur, emekli yaşadığı günü şaşırmış durumda değildir, esnaf piyasadan kopmamıştır!

Bahçeli’nin dediği/ anlattığı bunlar olmalı; etrafını çevreleyen, sokakta gezerken gördüğü, gezilerde yaşadığı bu ya da benzer olay yok demek ki?

Bunu anlatanlar hep “muhalefettir”, üstelik “zillettir”! doğrudur! Yurttaşın arasına inen “muhalefet, sokakları gezen “muhalefet”, yurttaşın sorunlarını dinleyen “muhalefet”, kentlerin varoşlarında mum ışında kalan yurttaş ile buluşan “muhalefet”…

Şunu da unutmayalım: geçtiğimiz günlerde “İktidar” partisiyle ortağının onayladığı yasaya göre, artık medyada her şey yazılamayacak, her şey sosyal medyada beğenilemeyecek/ paylaşılamayacak ya…

Asıl sıkıntı, sıkıntılar yasayla bastırılmaya çalışılacaksak!

Adam portakal bahçesinin çamurunu görmemiş, adam belediye ekmek kuyruğunda saatlerce bekleyenlerin çilesine tanık olmamış; ne denebilir ki?

***

Doğrudan söylesinler, “yurttaş geçim sorunu yaşamıyor, asgari ücretle/ emekli maaşıyla gül gibi geçiniyorlar, üretici girdi masraflarını zorlanmadan karşılıyor, herkese iş var, herkesin ocağında aşı kaynıyor, insanlar temel gereksinmelerini alabiliyor” desinler tamam da, arkasına ekledikleri “illet, zillet, yaramaz, hayın, kendini bilmez, yalancı, şükürsüzler” sözcükleri hem yersiz, hem anlamsız, hem de ayrıştırıcı özellik taşıması nedeniyle hoş değil!

Portakalı dalından koparmayı bilmeyen konuğuma, yaşadığı ortamı yadsırcasına “nasıl olur, nasıl bilmezsin, bak bunu şöyle yapacaksın, bu beceriksizlik, bu kendini bilmezlik” diye suçlayıcı sözlerle üzerine gitmem mi gerekiyor?

Konuğum ne denli zorlansa da portakalı üretmenin, onun kullanabilmenin “bugün için” yöntemi bu; dalından koparılacak, soyulacak, tüketilecek…

Ülkede bugün yaşananlar da yönetimsel neden!

***

Siyasetin yüreğine “korku ateşi” düştüğünde, zarara uğrayanın kim olduğuna bakılmaksızın saldırıya geçiliyor!

Bu yurdun insanı “iktidarın” yanında olmadığı, “iktidarı” yer yer eleştirdiği için; yurtsevmez oldu, hayın oldu, terörist oldu, cana kıyan oldu, hiçbir şey bilmez oldu…

Bunu çözüm sürecinde yaşayan biri de Devlet Bahçeli; “iktidarla” ne polemikler yaşanmıştı o zamanlar…

Şu da unutulmamalı; ülkenin içinde bulunduğu tablo “zillet” denilen muhalefetin suçu değil, “iktidarın” beceriksizliğinin sonucu!

İstanbul’dan gelen konuğun portakal koparmasını “bilmemesini” seviyorum…

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar