İstanbul
DOLAR17.9597
EURO18.3019
ALTIN1018.5
Osman Selim Kocahanoğlu

Osman Selim Kocahanoğlu

Mail: [email protected]

NAKŞİ ŞEYHİ TEVFİK HOCA VE NECLA HANIMIN MEMELERİ

Dün İskenderpaşa cemaati reisinin ölümü ve cenazesi nedeniyle bir paylaşım yapmıştık. Bu yazıda da bundan 92 sene önce yaşanmış bir olayı paylaşarak, tarikatların değişmeyen içyüzünü okurlara sunmak istedik.

23 Aralık 1930'da Menemen olayı ortaya çıkınca, soruşturma derinleştirilmiş, Kubilay'ın başını kesen Derviş Mehmed yoldaşlarının Erbilli Esad Efendinin İstanbul/ Erenköy köşkünde 15 gün kaldığı tesbit edilmişti. Erbilli Esad Efendi köşkü dahil Nakşi tarikatının Manisa ve Balıkesir'deki yuvalarına da baskın yapılmış, bazı isimler Menemen'e getirilmişti. Diğerlerini bırakıp şimdi Balıkesir tekkesine gelelim.

Tarikatlar 1925'te resmen kapatıldığı halde Balıkesir'deki Nakşi tekkesi Şeyhi TEVFİK Hoca gizlice işine devam ediyordu. 9'u kadın 25 kişi tutuklanıp Menemen'e getirilmişti. Bunlar arasında 23 yaşında Akhisarlı Necla hanım da vardı. Necla Hanım boşanıp dul kalmıştı. TEVFİK Hoca'nın tekkesinde çöpçatanlık yapan Benli Fatma isimli müridesi, Necla Hanımı Nakşi tekkesine götürüp TEVFİK Hoca ile tanıştırdı. Şeyh efendi Necla Hanıma helalinden bir koca bulacaktı.

TEVFİK Hoca Necla Hanıma helal süt emmiş birini bulmak için tarikat sırlarının tüm esrarlı gücünü seferber etti. Nüshacılık, muskacılık, büyücülük burada ilim sayılır; en SOFİSTİK metodlarla hasta ve dertlilere çare bulunurdu. Kimsenin anlamadığı ayetleri üfürükçü hocalar üç köşeli muskalara yazarken, TEVFİK Hoca doğrudan illet ve şehvetin merkezine yazardı...

TEVFİK Hoca Necla Hanımı tekkedeki makamına alarak soyunmasını istedi. Dudakları kıpır kıpır okuyup üfleyerek iki memesine birer ayet-i kerime yazdı. Birini de sağ baldırına nakşetti... Yazdığı ayetler Maide suresi mi, kalem suresi mi belirsiz. Necla Hanım şimdi gidip bir hafta sonra kontrol için gelecekti.

Necla Hanım bir hafta sonra tekrar gelince Şeyh Efendi yeniden muayeneye aldı. Ancak farkına vardı ki, daha önce memelerine dalgınlıkla yanlış ayetler yazmıştı. Özür diledi. Hatayı düzeltip yanlış ayetleri silmesi gerekiyordu. Ancak hastayı incitmemek için yanlış ayetleri diliyle yalaya yalaya silmesi, doğrularının yazılması işin gereğiydi. Bu işlem yazma işleminden uzun sürecekti.

23 yaşındaki Akhisar'lı Necla Hanım Menemen harp divanına getirilmese, bunları anlatmayacak, tarikat dehlizlerinde yaşanan ahlaksızlıklar ortaya çıkmayacaktı.

Divanı harp savcısı bu anlatılan şeylerin doğru olup olmadığını TEVFİK Hocadan sordu. TEVFİK hoca dürüst insandı, yaptığını inkar edecek değildi. Olayı doğruladığı gibi ek bilgiler bile verdi. Allah kelamını kullanarak hayırlı işler yaptığına inanıyordu. Sözlerine devam etti:

".... Paşa hazretleri, ben yalnız Necla Hanım'ın göğsüne yazmadım ki, Onun gibi daha pek çok kadın bana başvurup göğüslerine ayet yazdırdılar!..."

Bezirgan kılıklı şeyh kendini savunurken, Allah kelamı ve kutsal harflerle icrayı faaliyet yapmanın suç değil hizmet olduğuna inanıyordu. Hiç kimseyi sokaktan toplamıyor, kadınlar kendine başvuruyor, o da ayetleri münasip yerlere yazarak hem irşad görevi yapıyor, hem halkın dertlerine çare arıyordu. Ortada kalmış birine koca bulmak şeyh efendinin göreviydi..

Bu konuyu işleyen akademik bir makaleden öğreniyoruz ki, Çankırı'da çıkan DUYGU gazetesinde, "ŞEYH DEĞİL" başlıklı bir yazı çıkmıştı. Cahil bir kadını çırılçıplak soymanın, vücudunun haram yerlerine AYET yazma bahanesiyle dokunma ve sonra bunu yalamanın, "melunluğun ve hayasızlığın en büyüğü" sayılıyordu. Yazı aynen şöyle:

"... Yarabbi senin inzal ettiğin Kur'an şeyh namı ve ulema kisvesi taşıyan melunlar elinde nasıl fena maksatlara alet ediliyor? Böyle bir şenaat, namı bin bir fenalıklarla şöhret bulmuş en sefil bir insanın bile hatırından geçmez. Çünkü din ve şeriat konuları onu titretir..."

1930 yılında yaşanan bu olay Allah yolundaki dergah ve tarikat softaları için güzel bir örnektir. Günümüzde de değişmiş sayılmaz. Tarikat Şeyhlerinin hepsi kutsaldır, Allahla konuşur keramet gösterirler.

Menemen davası ve divan-ı harp yargılamas bittikten sonra Nakşibendi tarikatı üzerine ayrı bir dava açılmış, TEVFİK Hocanın marifetleri de burada ortaya çıkmıştı. Osmanlı tarikatları özellikle Nakşilik üzerine van Bruinessen'in akademik bir çalışması vardır. İran, Irak, Suriye Kürtleri arasında feodal ağalık düzeni ile içiçe yaşayan tarikatların her yerde aynı ayin ve ritüelleri kullandığını tesbit etmiştir. Bu da onlardan biridir.

Örnek. Şeyh Sait İsyanında yargılanan ve Peçeli Şeyh diye anılan Şeyh Şemseddin'in Ümraniye ve Kamışlı'da iki tekkesi ve kadın- erkek 800 müridi vardı. Yüzünü peçe ile kapattığı için müritleri onu, "kaldır peçeni de Allah'ın cemalini görelim!" diye kutsarlardı. Babası Şeyh Yusuf'un ölümünden sonra tekkeyi devralan Şeyh Şemseddin, ondan dul kalan analığı ile evlenmişti. Şark İstiklal Mahkemesinde yargılanırken (1925) Reis Ali Saip Bey'e(Ursavaş) nesebini de şöyle itiraf etmişti:

– Babam Şeyh Yusuf benim annem olan karısını nikahladığı zaman, ben anamın karnında beş aylık nevzad (çocuk) idim. Şeyh Yusuf benim babam değildir..!

Şark İstiklal Mahkemesi sadece Şeyh Said'i yargılamamış, tarikatlarda yaşanan rezaletleri de ortaya çıkarmıştı. Hükumet mahkemenin tavsiye kararına uyarak şirke bulaşmış böylesi Allah ile aldatma mekanlarını da kapatmıştı.

Yaşar Nuri'nin doktora tezindeki tesbitine göre, Kuşadalı İbrahim tarikat ve tekkeleri nasıl meyhane ve kerhaneye benzetmişse, yılan oynatıp kabirdekilerle konuşan Erbilli Esad Efendi de, oğluyla birlikte Menemen'de idama mahkum olmuşlardı. Esat Efendi Divanı harpte şu itirafta bulunmuştu:

- "...Paşa Hazretleri! tekkeler kaldırılırken hükûmet isabet etmiştir: Çünkü tekkelerin pek çoğunda esrar içilirdi..."

Cumhuriyetin 1925 yılında kapattığı tarikat ve tekkeleri, günümüz siyasal İslamı oy uğruna serbest bırakmı vaziyette. Resmen ve hukuken anayasa ihlali. Günümüz siyasal İslamı, çağdaş laik eğitime meydan okuyarak ülkeyi Kuran kursları ve İlahiyat medresesi ile donatmış vaziyette. İlahiyat medreselerinde CİN ve ŞEYTAN üzerine doktoralar bile yapılır oldu. Şunu çok açık görmek gerekir ki Siyasal İslam, çağımızdaki bilimsel düşünceye, insanlık ve uygarlık tarihine ihanet içindedir. ..

▪︎ OSK/ 28 Haziran 2022

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar