İstanbul
DOLAR18.8116
EURO20.4382
ALTIN1164.9
Ali Rıza Özkan

Ali Rıza Özkan

Mail: [email protected]

LAİKLİK VE SİYASET KISKACINDA ALEVİLER

Yıllardır dile getirmekten yorulmadık:

Aleviliği siyasete bulaştırmayın!

Aleviliği, siyasi emelleriniz için istismar etmeyin!

Alevileri kişisel siyasi ikbal heveslerinize kurban etmeyin!

Hırsları o kadar büyük ve azgındı ki;

Bizi dinlemediler!

Bizi dikkate almadılar!

Hatta, bizi muhatap bile kabul etmediler!

Hangi örgütlerin başkanlıklarından kimlerin milletvekilliği sıralarına sıçradığını hepiniz biliyorsunuz. Burada tekrarlamaya gerek yok.

* * *

2023 ilk yazı civarında Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak.

Yine, aynı tiyatro başladı!

Tabelasında Alevi yazan kimi örgütlerin liderleri birer birer sahneye çıkıyorlar.

Biliyoruz, duyuyoruz, izliyoruz...

Birisi çevresinde övünerek, “Malatya’da birinci sıradayım” diyor!

Emekli başkan statüsünde, ama nefsi körelmemiş bir diğeri ise, milletvekili olmanın kapısını “yargılanarak kahramanlaşmakta” aralamayı umuyor!

Gurbetçi aday” ise, hayatında kapağını dahi açmadığı “Komünist Partisi Manifestosu”nun yazarlarına taş çıkartacak söylemlerle sanıyor ki, Almanya’da köylülükten metropollere “uçarak işçileşen” garibanlara yutturduğu sahte radikalizmini Türkiye’de de bozdurup bozdurup harcayabilir!

Sessiz ve derinden giderek “işlerini halletme”yi yaşam felsefesi yapmış bir diğeri ise, ana muhalefet partisinin genel merkezindeki “eski yoldaş” kontenjanından arayış içerisinde.

Bir diğeri ise, hangi cesaretle bilmiyorum ama, iki parti ile aynı anda görüşüyor! Bilgisayarda yedeklemenin faydalı bir şey olduğunu biliyoruz. Ama, milletvekilliği adaylığında yedekleme sistemini de sanıyorum, bu arkadaş siyaset dünyasına hediye edecek!

* * *

Laiklik modern çağda, bir gereklilik olduğu için, hukuk devletlerinin temel ilkesi haline geldi.

Din Ortaçağ’da sadece insanların imanı değil, devletlerin de yönetim ideolojisi olarak işlev görüyordu.

İslâm’ın daha 600’lü yılların başında toplumsal ilişkilerin esası haline getirmeye çabaladığı “birey”leşme, ne yazık ki, ancak Aydınlanma sonrasında ve esas olarak 19. Yüzyıldan itibaren hayatımızı belirlemeye başladı.

Dolayısıyla, kabile-aşiret ilişkilerine bağlanan toplumsal aidiyetin yerini ulus aidiyeti alırken, ulusu oluşturan bireylerin diğer aidiyetlerine özgürlük alanı açılması gerekiyordu.

Ancak, örneğin devlet erki üzerindeki eski hakimiyetini kaybeden din aristokrasisine karşı bireyi korumak da devletin bir görevi olarak ortaya çıktığında, laiklik devletler hukukunun temel prensiplerinden birisine dönüştü.

Din üzerinden yurttaşın siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda görüşlerinin yönlendirilmesini ve istismar edilmesini önlemek, laik hukukun en temel görevidir.

Birey yurttaşın kendisini özgürce yaratmasını güvence altına almak her çağdaş hukuk devletinin temel görevidir.

* * *

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden itibaren en fazla saldırı altında olduğu alanın laiklik alanı olduğunu öne sürmek mümkündür.

Önceleri, özellikle de Osmanlı devletinde de büyük bir güç sahibi olan Nakşibendi tarikatının Halidi kolunun yoğun saldırılarına uğrayan “hukuk devleti” Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdi de cemevlerini politize ederek, belirli siyasi partilerin “oy avlama alanı” haline dönüştürme girişimlerine rastlıyoruz.

Birkaç hafta önce, Fransa’da bir cemevinde “Türkiye’de son siyasal durum ve görevlerimiz” başlıklı bir toplantı düzenlendiğini sosyal medyadan öğrendim.

Terör örgütü ile bağlantısı şüphesi ile Anayasa Mahkemesi’nde kapatılma davası süren partinin milletvekili ile cemevinin içinde yapılacak bu siyasi toplantıya, kurumun başkanı da “canlar”ı katılmaya davet ediyordu!

Yine aynı kişiler, bugünlerde “cemevleri ibadethanelerimizdir” sloganı ile kampanya yürütüyorlar!

Açıktır ki, herhangi bir ibadethanede siyasi bir toplantı yapmak, laiklik ilkesinin inkarı ve çiğnenmesi demektir.

Nasıl ki, camide, kilisede, sinagogda siyaset yasak ise, kanun aynı şekilde cemevlerinde de siyaset yapmayı yasaklıyor!

Laiklik ilkesinin sadece Sünni mezhebine bağlı yurttaşlar için geçerli olduğunu sanan bir Alevi kitle var mı, ayrıca sorgulanması gerekir. Ancak, cemevlerinin yöneticilerinin ve dedelerin-babaların bu konuda hassas olmaları, yasaların cemevlerinde titizlikle uygulanmasının takipçisi olmaları şarttır.

* * *

Ne yasa önünde, ne de bireysel olarak, Alevilerin siyaset yapmayacağı yönünde bir görüş veya uygulama yoktur.

Bizim dikkati çektiğimiz nokta, birer ibadethane olarak cemevlerinin siyasi çalışmalar için istismar edilmesinin önlenmesidir.

Alevilik bir inançtır. Bu bakımdan hiçbir İslâm mezhebi ve Budizm, Hristiyanlık veya Musevilik veya başka bir inanç ile hukuk yönünden aynı muameleye tabidir.

Dolayısıyla, siyasetin girdiği cami, kilise, sinagog nasıl ki gün yüzü görmez, toplumda parçalanmaya ve çatışmaya neden olursa, Aleviler açısından da, siyasetin girdiği cemevlerine hemen ardından çatışmanın gireceğini, birliğin bozulacağını ve Alevilerin parçalanacağını öngörmek mümkündür.

Cemevlerine siyaseti sokanların kişisel ikbal hevesleri olabilir. Ancak, kendi amaçlarına ulaştıktan sonra, arkalarında büyük bir yıkım bırakacakları da kesindir.

O nedenle, tüm Alevilerin, ama öncelikle de cemevlerinin yöneticilerinin ve dedelerin-babaların bu konuda hassas olmaları hayati derecede önemlidir.

Bugün bu uyarımı dikkate almayanların, yarın Aleviler hakkında tek söz söylemeye hakkı da olmayacaktır, şimdiden söyleyeyim.

Ancak, biliyorum ki, Alevi inanç toplumu laikliği benimsemiş, din ile devlet işlerinin ayrılmasının faydalarını kavramış, dinin siyasete istismar edilmesinin zararlarını da kendi deneyimleri ile yaşamış bir toplum olarak, içimizde dolaşan siyaset tüccarlarına hak ettikleri dersi vereceklerdir.

İnanç önderi” kontenjanından siyasi partilerle pazarlık yapanlara da uyarımız olsun:

Köpeksiz köyde değneksiz gezmeye kalkışmayın!

Alevi inanç toplumunu kişisel ikbal hevesleriniz için sıçrama tahtası yapmanıza izin vermeyiz.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar