EnerjiSa
İstanbul
DOLAR31.0488
EURO33.6842
ALTIN2036.1
Abdullah Gürgün

Abdullah Gürgün

Mail: [email protected]

İNCİ TANELERİ’NE İNCE ELEŞTİRİLER

“.....milli eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaratılışımızla hiç ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve milli tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir.”

Mustafa Kemal Atatürk

Yılmaz Erdoğan’ın İnci Taneleri dizisi ortalığı karıştırdı. Özellikle dizinin baş aktristinin Angara havalarında uzun uzun oynaması pek çok kişiyi çıldırttı. Dans sahneleri gerçekten çok uzundu af buyurulsun, hatta bayağı idi. Dizilerde zaman doldurma amacıyla da sahneler aşırı uzatılıyor. Ama bu “Angara oyunları” aşırı uzatılmış, dizinin merkezine oturtulmuş.

Eleştiriler daha dizi yayına girmeden başladı; ikinci bölümün yayınlanmasından (1 Şubat) sonra da sürüyor.

EN SERT AÇIKLAMA SEYMENLERDEN

Gördüğüm kadarıyla, en sert açıklamayı Ankara Seymenler Kulübü Derneği Başkanı Şerafettin Demir yaptı: Pavyon kültürü Ankara için övünülecek, ön plana çıkarılacak bir konu değildir. Hatta Ankara denilince akıllara pavyonun gelmesi başkentimiz Ankara için bir utançtır. Pavyonlar ahlaki düşüklüğün, kadın sömürüsünün, mafyalaşmanın, çürümüşlüğün merkezleridir“.

Haklı...

Başkan devam ediyor:

Milli Mücadelenin merkezi olan Ankara’mızın pavyon kültürü ile değil, bir ülkenin kurtuluşu ve Cumhuriyetimizin kuruluşunun en önemli unsuru olan, Oğuz kültürünün bugünlere kadar gelmesine ve yaşanmasına vesile olan SEYMENLİK kültürü ile anılması için elimden geleni yapacağım”.

Başkan biraz geç kalmış ama zararın neresinden dönerse kârdır tabii. Pavyonlar yeni açılmadı, ulusal kültürümüzün yozlaştırılmaya başlaması ve o amaçla Türk sinemasının ele geçirilmesi hiç yeni değil.

EVRENSEL YOZLAŞMA

Mustafa Kemal Atatürk, sinemanın ulusal ve uluslararası önemini şu sözlerle dile getiriyor:

Sinema öyle bir keşiftir ki, bir gün gelecek barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok, dünya medeniyetinin veçhesini (yönünü) değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini sevmelerini, tanımalarını temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş, düşünüş farklarını silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduğu ehemmiyeti vermeliyiz.

Ne var ki, sinemaya gereken önemi veremedik. Ulusların tarihlerinin, kendi öz kültürlerinin, kimliklerinin yansıtılması için sinema da, ulusal ve tam bağımsızlığın bir parçası olmalıdır. Ulusal sinema yaratma çabaları ise ne yazık ki, çok çabuk Doğu ve Batı sineması etkisiyle tuşa geldi. Bugün Türk kültürünü perişan eden diziler, filmler yapılıyor.

Dizi de neyin nesi? Nereden çıktı bu görsel musibet?

İlk dizi, 1947’den 1950’ye kadar DuMont Television Network’te yayınlanan Amerikan “Mary Kay ve Johnny” idi. Ben ilk dizi olarak 1978-1991 arası yayınlanan ABD dizisi “Dallas”ı anımsıyorum. Oradaki kalleş karakter, kötü adam JR rolündeki Larry Hagman’dı.

(Stockholm’e geldi. Luna Park’ta İsveçli eşiyle birlikte sahneye çıktı. Oldukça sempatik biriydi. Nasıl o kadar kötülüğü yaptırıyorlar bu adamcağıza, nasıl kötü adam oluyor iyiler diye düşünmüştüm)

O zamanlardan kalma format bugün de Türkiye’de her gün daha da berbatlaştırılarak uygulanıp gidiyor. Saray gibi evler, en lüks arabalar. İçki, sigara, esrar, türlü çeşitli uyuşturucu, bol küfürlü çirkin bir Türkçe ve en bayağısından seks... Kim kime kazık atacak, kim kimin karısını kızını kandıracak, kim kimin kocasını, oğlunu baştan çıkaracak, hangi kadın hangi kadınla, hangi erkek hangi erkekle oynaşacak, kaç kişi kaç kişiyle yatıp kalkacak?..

İskandinav dizilerine bakıyorum: Finlandiya, Danimarka, Norveç, İsveç, İzlanda hep aynı format... Sanki filmler diziler klonlanmış. Korkunç bir evrensel yozluk işgali.

KÜLTÜR GLADYOSU

Sinemacı Attila Hakan Ganimgil, Ulusal Kanal’da Zafer Bilgin’in hazırlayıp sunduğu Sanat Hayatı Programı’nda yayınlanan bir söyleşide (17 Aralık 2023) ülkemizdeki yozlaşmanın emperyalizmin evrensel kültür yozlaştırmasının bir parçası haline nasıl getirildiğini mükemmel anlatıyordu.

Ganimgil, anlatmaya, İstabul İçin Son Çağrı filminin daha başında karı kocanın birbirlerini aldatmalarının faziletlerini konuşmaları ve kadının bir Amerikan gece kulübünde orgazm yarışına girmesi gibi sahnelerden başladı; yozlaşmanın tarihine uzandı. Ülkemizin de daha 1945’te ABD’nin kültür ve eğitim tuzağına düştüğünü ayrıntılarıyla anlattı. Emperyalizmin Kültür Gladyosunu ve küresel yayılışını bir şemayla açıkladı ve Netflix’in bu yozlaşmadaki rolünün altını çizdi. Konuya ilgi duyanların bu programıizlemelerini öneririm:
https://www.youtube.com/watch?v=oo0WEwcZ7pE&t=587s

OLUMLU YANI AĞIR

Barlar, pavyonlar, randevu evleri, genel evler bir gerçek. Yalnız Türkiye’nin gerçeği değil uluslararası bir gerçek.

Pavyonlardaki Angara havaları Türkiye’nin her yanına yayılmış. Yöresel müzikler yerine bunlar çalınıyor artık. O nedenle eleştirileri anlayışla karşılıyorum. Ama Seymenler Derneği başkanının, Dizinin yayından kaldırılması için kanuni haklarımızı arayacağım sözü haksız ve yersiz. Bu dizi yasaklanacak bir dizi olmadığı gibi, sansür ve yasak da çözüm değil. Diziler yerine güzel filmler yapmalı. Filimler toplumların ulusal kültürlerini,  gerçek kimliklerini, gerçek sorunlarını ve çözüm önerilerini yansıtmalı.

TOPLUM ELEŞTİRİSİ

Bence, İnci Taneleri toplumdaki yozluklara ağır eleştiriler getiriyor.  Eğitim, dil, kültür alanındaki yanlışlara ışık tutuyor. Verilen selamı, edilen iyi dileği, sorulan soruyu yanıtsız bırakabilen kaba, görgüsüz, ilkel bireylere uygarlık dersi vermeye çalışıyor. Toplumun, insanlarımızın, kadınlarımızın o yozluk, o çirkef içindeki durumlarını gözler önüne seriyor.

Haksız yere yattığı hapisten yeni çıkmış bir öğretmenin o kargaşada kendine dürüst bir yer edinme çabasını yansıtıyor.

KEŞKE FİLM OLSAYDI

Yılmaz Erdoğan, diziye başlayacağı zaman yaptığı açıklamada, Bu öykü insanları birbirine bağlayan pamuk ipliği üzerine... İnci ne kadar değerli, iplik o kadar ince dedi.

Tam da öyle. Dizi, bir pamuk ipliğine inci gibi dizilen yaşamların, tüm çirkinlikler içinde varoluş savaşı verenlerin öyküsü.

Dizide gereksiz rahatsız edici yanlar da var.

Bir kere sahneler gereksiz yere çok uzatılıyor. Pavyondaki kadınları aptal gösterilmesi yersiz, dövüş sahnelerinin koreografileri daha iyi olabilir, sahneye oynamak için çıkan hiç erkek yok; sanki Londra’da bir kulüpte direk dansı (pole dance) yapılıyor da erkekler seyrediyor. Oysa bizim pavyonlardaki erkeklerin davranışları tam bir trajikomik.

(Ülkemizdeki homosapienslerin homososyal yaşamlarında bir kızın kadının elini tutmamış, bir bakışa, bir söze, bir dokunuşa sevdalanan, mahallenin kızına baktı diye meydan dayağı yiyen, kancayı taktıkları kadınları kolayca öldürebilen erkeklerin pavyonlarda kendilerine yakın davranan kadınlar karşısındaki halleri...)

Sonuç: Yılmaz Erdoğan, usta bir senaryocu, oyuncu ve yönetmen. İnci Taneleri’nin olumlu olumsuz yanlarını tartarsak bunca kötü dizi arasında çok olumlu bir yer tutuyor. Ama ben gene de “keşke konuyu, çabuk unutulacak şişirme bir diziyle anlatmak yerine iki saatlik bir film yapsaydı pırlanta gibi güzel ve değerli bir parodi olurdu” diyorum.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar