İstanbul
DOLAR12.6862
EURO14.3278
ALTIN730.87
Sefa Yürükel

Sefa Yürükel

Mail: [email protected]

HAKSIZLIĞA KARŞI EYLEM, ANAYASAL VE DEMOKRATİK BİR HAKTIR

Türkiye’de, her konuda gözü makam ve milletvekilliği avantajlarında olan sinsi profesyoneller, siyaset bizim işimiz demiştir.

Halkın iyi niyetini kullanıp, biz sorunları hallederiz diyerek, Halkı doğrudan Türkiye’de ki siyaseti etkilememesi için, bilindik siyasi akvaryumun dışında tutmaya özen göstermiştir.

Halka siyasi profesyoneller hep te bu yüzden her zaman:  sen konuşma, aklın ermez, sandığı bekle ve sokağa çıkma demektedir.

Bu bir ülkede, Halka karşı yapılan ve yapılabilecek en haksız, en anti demokratik, kanunsuz, hukuksuz, adaletsiz, hadsiz, ahlaksız, mantıksız ve gülünç bir siyasettir.

Halkın kendi kendisini idare etmek için kullanmak istediği ve Anayasa’da ve kanunlarda da yer alan bu demokratik hak, yine Türkiye’de son ondokuz yıldır ‘’ekonomik buhran” altında gerçekleştirilen yokluklaştırılma ve yoksullaştırılma konusundada, Halkın kendisinin bu konuya ilişkin bir siyaset ve çözüm üretmesini engellemek için, son günlerde ki ekonomik krizin Halka doğrudan kötü bir şekilde yansımasına karşı, bu konuda, siyasi profesyonellerin attığı yeni adımlardan da yine görülüyorki, bunlar Halkın bu konuda Anayasal gösteri hakkı olan sokağa inmesini engellemek ve Halka demokratik hakkını kullandırtmamak için yine büyük bir gayret içine düşmüşlerdir.

Esasında bu görüşte olanların hepsi Halkı değil, sinsice iktidarı korumaktadır. 

Bir kere, bir ülkede siyaset yaparken Halkı uyarmak ve şiddete karışmayın demek başka, ama Halka Vatanınıza ve kendi kaderinize sahip çıkmak için sokaklara çıkıp protesto etmeyin demek, azarlamak, parmak sallamak ve parmak göstermek başka birşeydir.

İşte yine bugün bunlar,  bu tür olunsuz söylemleri ile ekonomik krize karşı, Halkın kendini toplu ifade etmesinin demokratik, Anayasal  bir hak ve haklı bir eylem olduğu bildikleri halde, bunu provakasyon diye gösterip Halkın iktidarı protestosunu önlemeye çalışmaktadırlar.  

Bunlar bu yaptıklarıyla esasında Halkı ve Türkiye’yi değil, iktidarı koruyup ve Türkiye’yi batırmaya yardım etmek için ellerinden geleni de yapmaktadırlar.. 

Bu yaklaşım Türkiye’de demokrasiden nasibini almamış, siyaseti meslek ve menfaat sağlama alanı olarak gören iktidar çevrelerinde ve sözde muhalif çevrelerde, klasik ve profesyonel meslek hastalığı haline gelmiş olan bir siyasi yaklaşımdır.

Bilindiği gibi bu tür bir yaklaşım Osmanlı’dan kalma ve Halka benim dediğimi yapacaksın kafasıdır.

Bu söylemler Halkı gütme ve küçük görme ve aşağılama söylemidir.

Bu aynı zamanda Halkı sandığa ve profesyonellerin söylem ve çıkarlarına kilitleme taktiğidir.

Halbuki demokrasi sadece sandık değildir.

Sandık sadece ve sadece demokrasilerdeki elementlerden birisidir.

Onun için, Anayasal olarak halkın toplu gösteri yapma ve ifade etme hakkını görmezlikten gelerek, Halka sokağa çıkmayın söylemi demokratik bir söylem değildir.

Haksızdır.
Zararlıdır.
Hadsizdir.

Halk bu yüzden, bu tip siyasi söylemlerle ve tavırlarla siyasi arenadan kendisini profesyonellerce pasifize ve tasfiye etmeye hayır demeyi bilmelidir.

Halk bu yüzden siyasette, özellikle kendi Vatanı’nın bekası konusunda Anayasal ve kanunlarında koruduğu bir hak olan ve demokrasilerdeki demokratik değerlerden ve eylem yerlerinden birisi olan demokratik ve kitlesel tavrını koymalı, kenfisini toplu olarak ifade etmeli ve sokağı dışlayan bir siyasetin emrine girmemelidir.

HALK bundan sonra her konuda aktif olmalı, safını ve Türkiye’de ki siyaseti ve siyasi gündemi belirlemeli ve siyasetten profesyonellerce tasviye olmamalıdır. 

Profesyonelleri tasfiye etmelidir.

Profesyonellerin eline düşüp onların getiri kapısı olmamalıdır.

Eylemler demokratik bir haktır. Halk bu yüzden kendilerine ait olduğunu bu iktidar odaklı ekonomik krizde de mekanın sahibi olarak göstermelidir. 

Çünkü gerçekten Halk bu Vatanın yegane sahibidir.

 Çünkü  bu Vatan,  bir avuç profesyonelin değil, Halkın Vatanıdır. 

Vatanın kaderi de Halkın kaderidir. 

Halk bu nedenle, Türkiye’nin geleceği için, kendi sokağına, mahallesine, köyüne, kasabasına, şehrine, ülke siyasetine ekonomisine, sosyal yaşantısına, kültürüne, doğasına ve bir birine inadına sahip çıkmalıdır.

Halkın sokağa çıkıp kendini toplu olarak ifade etmesi, TC tarafından ve 1923 Türk ihtilalince de vatandaşa verilen en temel demokratik bir Anayasal gösteri ve yürüyüş hakkıdır.

Halk bu hakkını her konuda sonuna kadar kullanmalı ve amacına ulaşana kadar da iyi yararlanmalıdır.

Siyasi Profesyonellerin, milletvekili hayalleri ve sıf kendi çıkarları için, demokrasiyi sandık ve parti binaları olarak gören anlayışın içine sıkıştırmaya çalışmasını kesinlikle red etmelidir.

Ve Halk bundan sonra, kendi kaderini kendisinin  belirlemesi için  aktif olarak ve vazgeçilmez olan demokratik bir hak temelinde, kendisinin ve ülkesinin siyasi geleceği için, kendi gündemini yaratarak, Anayasa’da da yer alan demokratik hakkını en üst düzeyde ve etkili olarak kullanmalıdır.

Ve Halk sokaklarda kendi hakkı ve hukukunu mutlaka  savunmalı ve bunu da siyasi bir Vatandaş olarak kendisine verdiği temel bir görev misali yapmalıdır. Orada bunun içinde fiilen dim dik bulunmalı ve siyasi olarak da olmalıdır.

Halk Korkmamalıdır.

Bunu yaparken aslada da şirket haline dönüşmüş Partilerin müşterisi olmamalıdır.

Siyasi şeyh ve tarikatların müridi olmamalıdır.

Korkak, edilgen ve iğdiş edilmiş, etki ajanı konumundaki gerçek provaktörler olan ve kendilerini ‘usturuplu’ sözlerle durdurmaya çalışan ve bozuk düzenin gizli silahları olan sözde: aydın, siyasetçi, gazeteci ve akademisyenlerin dar kalıplardaki düşüncelerinin içinde sıkıştırmamalıdır.

Yani karekter olarak Halk, lafın tam anlamıyla gerçekten kendi olmalıdır.

1908 ve 1923 Türk ihtilallerinin mirasçısı olarak gereğini yapmalıdır.

Türk ekonomisine sahip çıkarak Vatanına ve kendine sahip çıkmalıdır.

Evde intiharı, açlığı, yoksulluğu, sadakacılığı, dilenmeyi, aşağılanmayı ve türlü türlü hakareti beklememelidir. 

Kendilerine iktidar ve sözde muhalefet tarafından önerilen "sokakta ses çıkarma ve eteklerin altına gir"i red etmelidir. 

Dayanışarak kendi kaderini belirlemek için sokağa inmelidir.

Çünkü Halk, ölü ve hareketsiz bir taş değil, yaşayan, yaratan ve karar veme kabiliyeti olan, yaşayan, üreten, üreyen ve dinamik bir organizmadır.

Kısacası, Halk kendi ve ülke kaderi hakkında bir ülkede karar doğrudan verici olmalıdır. 

Ve profesyonellere, mekanın gerçek sahibinin kim olduğunu, her daim demokratik ve Anayasal hakkını kullanarak inadına göstermelidir.

Burası Türkiye.

Bu Vatan bizim diyerek bunu açıkça irili ufaklı dosta ve düşmana haykırmalıdır.

Ve egemenlere, iktidara ve kendilerini eylemsizleştirmek, kontrol etmek ve kitlemek isteyen ve sistemin bir parçası olan bilindik sarı muhalefete, biz bu Vatanın yegane sahibi olan Türk Halkıyız demelidir.

Kısaca Halk, ekonomik, siyasi, kültürel, hukuki ve sosyal buhranın esas sorumlusu olan İktidarı değiştirmek için sokağı doğru bir program ve kollektif bir önderlikle, Atatürk ilke ve devrimlerini ve Cumhuriyet rejimini tekrar rayına oturtmak için iyi kullanmalıdır. 

Bu yolda Halk kendini engellemek isteyen sarı muhalefet ve sözcülerini de elinin tersiyle itmelidir.

Yani Halktan korkanlar sadece bu  iktidar değildir. 

İktidar dışında kendini sözde muhalefet gibi gösterip, siyasi  insiyatif ve kontrölün kendi ellerinden doğrudan Halkın kendi eline geçmesinden ve Halk tarafından bir kenara atılmaktan çekinen ve bundan dolayı Halkın doğrudan muhalefetini engellemek isteyenlerdir. Yani Halkın doğrudan demokrasiye katılımından ve iktidarından korkanlardır. 

Aynı zamanda Halktan korkanlar, sözde bozuk düzendeki bir muhalefet gibi gözüküp, kendileri bir gün olur ya, iktidar olduklarında sokakta kendilerine de karşı çıkabilecek olan Halkı şimdiden terbiye etmeye kalkan beynamazlardır ve tescilli umut tüccarlarıdır. 

Her  sıkı zamanda ise, bunlar eteklerin altına gizlenenlerdir. 

Fırsatçılardır.

Sinsi siyaset simsarlarıdır. 

Siz öyle bunların yüksek perdeden ‘muhalif’ olarak ahkam kesmelerine bakmayın bunlar sapına kadar korkaktır. 

Kalleştir.

Sınıflarının gereği bunlar, Halkı her zaman aldatanlardır ve arkadan vuranlardır. 

Ve  Halk, işte bu hadsizlere de artık ‘gölge etmeyin başka ihsan etmeyiz’ demelidir. 

Biz kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz demelidir.

Unutmayalım ki tarih zorluklara, haksızlık ve zulüme teslim olanların mağlubiyetiyle doludur. 

Çünkü ülkelerin ve Halkın her zaman kaderini değiştiren teslimiyetçiler ve korkaklar değil çağdaş devrimciler olmuştur. 

Halkın doğru önderlikle birlikte yaptığı devrimler olmuştur. 

Çünkü, bu anlamda Türkiye’de direnmek demek, esasında Vatanı yani bugünkü Türkiye’yi bu hale getiren emperyalistlerin ve onların iktidar yaptığı işbirlikçilerin elinden alıp, Türkiye’yi tekrar Halk olarak zapt etmek demektir. 

Atatürk’ün başlattığı Milli Demokratik Devrim’i yeniden devam ettirmek  demektir…

Son olarak her zaman olduğu gibi yine:
Atatürk’le kalın.
Cumhuriyetle kalın.
Hoşçakalın.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar