Tarım News
İstanbul
DOLAR18.6385
EURO19.4025
ALTIN1060.2
Osman Selim Kocahanoğlu

Osman Selim Kocahanoğlu

Mail: [email protected]

EŞŞEKLİK VE ÖKÜZLÜK ÜZERİNE MELANKOLİK BİR GEZİNTİ...

İnsanoğlu ilk çağlardan beri hayvanlarla yaşamış, bazılarını çocuklara masal kahramanı yapmış, bazılarını evcilleştirip yaşamına katmıştır. Aslan, kurt, çakal, ayı, tilki, öküz, at- eşek, kedi- köpek koyun - keçi v.s... Bunlardan eşşek, inek ve öküzler tarım toplumunun en çok yararlandığı hayvan olmuştur. At ve eşşekler bazan binek bazan yük hayvanı olarak kullanılmış, kötü muamele görmesine rağmen sahibine sadakatle hizmet etmiştir. Ata gelince ordularda kıtalar fethetmek için en önde rol alacaktır.

Eşeğin adı İncil ve Tevratta da geçer. İsa'nın Kudüs'e eşek sırtında gittiği, Nuh Tufanında gemiye alınmak istenirken inadı tutup ayak dirediği, Şeytanla atıştığı rivayeti bile var. Sabırlı ve dayanıklı olan eşşekler hem inatçı hem ahmaktır. Et yiyen hayvanlar daima ot yiyenlerden daha zekidir. Çünkü ette protein var otta yoktur...

Köyümüzde herkesin iyi kötü bir eşeği bir çift öküzü, birkaç koyunu bulunurdu. Eşeklere hem yük taşıtılır hem binek olarak kullanılırdı. Çocukken eşşekle çok haşır neşir oldum, üzerine binip tarlaya değirmene gittiğim, bağdan üzüm pekmez taşıdığım olmuştur. Çok kanaatkar ve sabırlı olan eşekler, türeyiş gününden beri insana hizmet etmiş, sırtına ne vurursan götürmüştür...

Eşekler açlık ve susuzluğa kulaklarını dikerek dikkati çekerler. Sevişme zamanı gelince kulakları dikleşir, zırlamaya başlarlar. Notası belirsiz kaba bir serenatları vardır ki, buna eşek ANIRMASI denilir. Dişileri geviş getire getire kur yaparak erkeğe yaklaşır, motivasyon sağlar. Kulakları attan malafatları deveden daha gelişkindir. Doğa bunlara utanma duygusu vermediği için herkesin önünde vahşice çiftleşirler. Dört beş ay sonra doğan yavruya da SIPA denilir. Her canlının yavrusu gibi sıpalar da sevimli yavrulardır, annesi yanında zıplaya zıplaya eşşekliği öğrenirler. Erkek eşşek eğer kısrağa çekilirse melez bir yavru doğar ki, buna KATIR denilir. Katırın babası eşşektir ama bunu açık söyleyemez. Eşek benim dayımdır der.. Bizim de bir katırımız vardı. Katırlar daha güçlü olduğu için dağda bayırda hatta askeri hizmetlerde bile kullanılmıştır.

Osmanlının en ünlü eşşekleri Merzifon ve Midilli'de yetişirdi. Evcilleşip, uygarlaşamayan türlerine ŞEDDELİ EŞŞEK denilir. Arap alfabesinin "şedde" işaretini bu yüzden severim. Telaffuzu ağız doldurur. İçimizdeki görgüsüz ve lümpen takımı için de bu"şedde" işaret kullanılır. Yani şeddeli eşşek denilir. İçimizde kravatlı -pantalonlu, diplomalı- diplomasız, sarıklı - cübbeli, dil bilen kariyerli tipleri bile mevcuttur.

Osmanılıcaya Entel kelimesi girmemişti, bunun yerine mütefekkir veya "ekabir takımı" denilirdi. Şeddeli eşeklerin en ekabirleri Saray ve konaklarda, daha güngörmüşleri Babıali'de yetişirdi. Satılmışı, yalakası, nankörü, döneği, rüşvetçisi, hırsız ve yolsuzu ne ararsan bulunurdu. Osmanlıda sadece yazılı basın vardı, günümüzde daha çeşitlendi. Küresel dünyanın yazılı ve sözlü medyasında, bunlara "yalaka zırtapozu" deniliyor. Ancak Osmanlının Merzifon ve Midilli eşekleri günümüz şeddeli takımdan daha haysiyetliydiler.

Divan şairi ŞEYHİ, eşşeklik destanı olan HARNAME'sini, yük taşırken çok sıkıntı çeken eşekler üzerine kurmuştur. Öküze benzemek için kendine iki boynuz isteyen eşek, sonunda iki kulağından da olur.

▪︎ İnsanoğlunun eşekten daha çok yardımcısı öküzler olmuştur. Eşeklere göre daha ağır işlerde kullanılmıştır. İnsanoğlu karınlarını doyurmak için öküzlerin beden gücünden yararlanmıştır. Tarım toplumları ekip biçmeyi, üretimi ancak bunlar sayesinde yapmıştır. Osmanlı kültürü öküz ve eşşekleri çoğu zaman bir nükte ve hiciv metaforu yapmış, bunu siyaset alanına kadar taşımıştır. Örneğin bizim bir Öküz Mehmet Paşa'mız (1550-1622) vardır. Mısır ve İran seferinden sonra sadrazam olunca, I. Ahmed'in yedi yaşındaki kızı Gevher Sultanla evlenerek saraya damat olmuştur. Şair NEFİ (1572-1635) Gürcü Mehmed Paşa'yı öküz Mehmet Paşa diye hicvedince, cellatların kemendiyle boğulur.

Bizim Katip Çelebi de nüktedan biridr. 1625 yıllarının iki ayaklı "dubaracı" hoca ve şeyhlerini (Kadızadeliler) "ümmet-i büleha" sınıfına sokarak "BEHİME" tayfası diye aşağılar. Ayasofya vaizi Balikesirli Mehmet Efendi ve tarikat şeyhi Şemsettin Sivasi "Behime makulesinden" sayılır. Behime Arapçada dört ayaklı hayvan, yani sığır demektir. Bu nükte günümüze uyarlanırsa, sığır sürüsü veya "öküzoğlu öküzler" tayfası demektir.

Halil İnalçık'a göre Batı karşısında geri kalışımızı ilk görenlerden biri Katip Çelebi'dir. Fezleke'de BEHİME tayfası derken sanki günümüzün saray ve medrese gericiliğini kasteder. Yani Katip Çelebi'nin metaforu sıradan bir nükte değil, Osmanlının geri kalışına duyulan öfkedir.

Bizim Sarı Sayfalı müdevvenata gelince, onun hurafe kültürü de düz dünya teorisinde dolaşır. Batı dünyanın yuvarlak olduğunu anlamışken, bizim Hurma Kültürü bundan habersiz. Batı aydınlanma çağına ulaşmışken, bizler küfür ikliminin tartıştığı tezleri kutsal kitapta aramış, burada bulamayınca, dünyayı 30.000 boynuzlu sarı öküzün sırtına yerleştirmiştir. (İbni Kesir Tefsiri c.14).

Katip Çelebi'nin 17.asrını bırakıp Ulu Hakan dönemine gelelim. Askeri, ekonomik ve bilimsel geriliği akılda arayacak yerde, boş zaman etkinliğine kapılmıştır. İspiyonculuk, rüşvet ve irtikap bataklığının en koyusu Kapısından doğruluk ve adaletin girmeyen Yıldız sarayında yaşamıştır. Abdülhamid şirk sarayından sadece Cuma selamlığı için çıkardı.

Abdülhamid'i etekleyen, saçak öpen devşirme ve kapıkulu takımı Eğribozlu Ragıp'tan Arap İzzet Holo ve Ebülhüda'ya kadar saymakla bitmezdi. Namık Kemal de Magosa zindanında sürgünde iken, bu rüşvetçi hırsız takımına ancak şiirle ulaşırdı. Onun dillerde dolaşan bir şiiri mizahın baş köşesindeydi. Eşşek ve öküz yerine metafor seçilen köpektir:

Edepsizlikte tekleriz

Kimi görsek etekleriz

Hakk'tan da yardım bekleriz

Ne utanmaz köpekleriz.

Dalkavuklukla irtikap

İşte etti bizi harap

Sen söyle ey Şevketmeab

Ne utanmaz köpekleriz.

Vatanın girdik kanına

Leke getirdik şanına

Topunuzun b.k canına

Ne utanmaz köpekleriz.

TEVFİK FİKRET "yiyin efendiler yiyin, tıksırıncaya, pıksırıncaya aksırıncaya kadar yiyin" diyen şiirini, İttihatçı şüreka için yazacaktır. Meşrutiyetin bir hiciv şairi de 1908 Meclisine Manisa mebusu seçilen Tokadizade Şekip Bey'dir ( 1871- 1932). Abdülhamid Bitlis'e sürmüştür. Viyana elçimiz Sadullah Paşa nasıl Saray yüzünden intihara sürüklenmişse, Şekip Bey de oğlunun ölümünden duyduğu üzüntüyle intihar etmiştir. Namık Kemal haramzade takıma " rüşvetçi köpekler" derken, Şekip Bey hayvanlar arasında en mübeccel yeri eşeklere ayırır. Onun "ah eşşeklik" şiiri dört ayaklı kara kulak soyunun pişmanlık nâsiyesidir.

Daha sonraki dönemin en pervasız heccavı NEYZEN TEVFİK'in şiirinde ise insan onuru 'DEYYUS' ironisi ile bütünleşir. Sarhoş kafayla bir gün SAHAFLAR Çarşısının kapısından başını uzatıp, "hey eşşoğlu eşşekler!" diye bağırır. Tüm esnafı kapı önüne dizilmiş görünce, amma da çok eşşek varmış diye keyiflenir...

Neyzen, kiminin alçak, kiminin hırsız, kiminin deyyus dediği bir tanıdığının izini sürerken, mebus seçildiğini öğrenince, nükteye sarılır. Mebus ve Deyyus gibi iki estetik kelime arasında kafiye sıkıntısı çekmez... Neyzen, sadece mebusların değil, bozuk ağzıyla kenef çukurunda hardal yiyen Atatürk düşmanı tüm şerefsizlerin de peşine düşer.

İşgaldeki günlerini unutma,

ATATÜRK'e dil uzatma sebepsiz

Sen anandan yine çıkardın amma,

Baban kimdi bilemezdin ŞEREFSİZ...

İsmet Sungurbey bir zamanlar Medeni Hukuk derslerine gelirdi. Ebu'ul-Ula Mardin'in talebesiydi. Onun Huzur Derslerini yayına hazırlamıştır. Yedikule'de oturur civarın tüm kedileri onun evladı sayılır, emekli maaşını onlara harcardı. Hocanın bir de HAYVAN HAKLARI kitabı var. Kapağının ikinci alt başlığı şöyle:

"... Öldürttüğümüz hayvan dostlarımız biz insanları bağışlayınız/ Yazan: İsmet Sungurbey. İ.Ü.H.F. Medeni Hukuk Anabilim Dalı Başkanı, 2.B. İstanbul 1993.

Aynı zamanda bir hayvan hakları savunucusu olan İsmet Sungurbey, kitabının 693. sayfasına Fransız şairi Francis Jammes'in bir şiirini koymuş: "Cennete Eşeklerle Birlikte Gitme Niyazı." Bu şiirde, yük taşıyan, su ve odun çeken uzun kulaklı, melankolik bakışlı, cefakar ve vefakar eşşeklerle cennete beraber gitme ve Tanrı huzuruna girme arzusu dile getirilir. Fransız Şaire göre Tanrının ülkesinde cehenneme yer yoktur...

Patolojik bilinç tutulması içindeki siyasal İslamcı zerzevat kültürüne gelince, benliğinde hayvan sevgisi diye bir söylem bulunmaz. Çünkü at izi it izine, Kurt sesi Çakal sesine karışmıştır. Hayvanlardan daha barbarca din kardeşlerinin kanını içerken, bir de utanmadan köpek, öküz, ayı, eşşek sözlerini kendine hakaret sayarlar. Hatta kendini eşref-i mahlukat cinsi görürler...

Buradaki eşeklik ve öküzlük kavramları masal çağının beden mankenleri değil, günümüze de bir metafordur. Ortaçağın şizofreni saraylarında yalaka ve yobaz sürüsü olmaktansa, fakir fukara yanında melankolik bir eşşek, kaburgası altında merhametli bir yürek taşıyan onurlu bir KARABAŞ olmayı tercih ederiz...

NOT: Beş sene önceki bu yazı biraz güncellenip tekrarlanmıştır.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar