Tarım News
İstanbul
DOLAR18.6377
EURO19.4077
ALTIN1059.8
Osman Selim Kocahanoğlu

Osman Selim Kocahanoğlu

Mail: [email protected]

ENVER PAŞA’NIN BAŞBUĞ OLMA MACERASI -3

(Önceki yazının devamı)

Bundan önce Sarıkamış ve Enver Paşa üzerine iki yazı yazmıştım. Bunun devamı olarak Milli Mücadele'deki Mustafa Kemal-Enver ilişkisini de yazmamız yolunda istek geldi. Gerçekten de bu ilişkinin devamı daha önemliydi, günümüze ders çıkaracak ilişki daha sonraları yaşanacaktı. Bu ilişkinin ayrıntısı için bu sayfa yeterli olmasa da, amacımız polemik dışı bir analiz ve konuyu Milli Mücadele ile sınırlamış olmamıza rağmen gene de kısa bir giriş yapalım.

Hemen belirtelim ki, erken Cumhuriyet ve yakın tarihin halen bilinmeyenleri mevcuttur. Her çalışma ve yazı için pek çok noktanın gene de eksik kalacaktır. Mustafa Kemal Milli Mücadele yoluna çıktığında Talat, Enver ve Cemal Paşalar yurt dışına kaçmış, Almanya ve Rusya’ya sığınmışlardı. İttihatçı Şeflerin Mustafa Kemal ile ilişkileri en başta elimizdeki mektuplarla bellidir. Bunlar içinde en samimi ve lider pozisyonunda olanı Talat Paşa'dır. Almanya’da bir büro kurup geride bıraktığı ülkesi için temaslara başlamıştı. Mustafa Kemal’in desteklenmesi taraftarıydı. Ona göre Milli Mücadele kazanılsa bile ülkeyi yönetmek kolay değildi, barıştan sonra nasıl olsa kendilerine ihtiyaç duyulacaktı. Talat Paşa bir suikaste kurban giderek hayallerini de yanında götürdü.

Birinci Dünya Harbi'nin anlı şanlı Cemal Paşa'sına gelince, Enver’in Pan-İslamcılık rüyasına kapılarak Afganistan’a geçmişti. Afgan ve Hindistan müslümanları ayaklandırılıp İngiliz emperyalizmi arkadan vurulacaktı. Cemal Paşa Pan-İslamcılık davasının bir macera olduğunu kısa zamanda anlayıp Almanya’ya geri döndü ve pişmanlık duyarak Enver’den koptu. Suriye cephesinden tanış oldukları Mustafa Kemal’e yaklaşarak, bir nefer gibi emrine girmeye hazır olduğunu bir mektupla bildirdi. Mustafa Kemal de onun samimiyetine inanarak kapılarını açtı. Ancak Türkiye’ye gelirken Tiflis’te kahpece öldürüldü.

İttihatçı trumvira içinde Mustafa Kemal ile en problemli ilişki Enver Paşa ile yaşanacaktır. Aralarında iki yaş olmasına rağmen Enver - Mustafa Kemal tanışıklığı Harbiye yıllarına indirilebilir. 1907’de Enver binbaşı Mustafa Kemal kolağasıydı. Ancak Enver meşrutiyete kartpostalların hürriyet kahramanı olarak girmiş, arkadaşlarından en çabuk yükseleni olmuştu. İkisi de Trablusgarp’a giden gönüllüler arasında ve Enver onun komutanı olduğu halde, aralarında sıcak ilişki doğmamış, hatta soğukluk bile girmişti (1911).

Mustafa Kemal Trablusgarp’tan döndüğünde Balkan Harbi başlamış, Bulgarlar Çatalca’ya gelmişti. Fethi Bey ile Fahri Paşa’nın Bolayır kolordusuna verilmişti. Şarköy çıkarması günlerinde Enver- Mustafa Kemal ilişkisi düşmanlık seviyesindeydi. Mustafa Kemal, Birinci Dünya Harbine kadar Sofya’da askeri ataşe olarak kaldı. Savaş başlayınca yeni görev istedi. Ancak o döndüğünde Enver Paşa Harbiye Nazırı ve orduların başındaydı. Tekirdağ’daki 19. Fırkaya atanarak, muhtemel Gelibolu saldırısı için görevlendirildi (Ocak 1915).

Babıali Baskını ile öne fırlayan Enver, Kamil Paşa’yı istifa ettirip İttihat-Terakkiyi tam kadro iktidara getirmişti. Birinci Dünya Harbi başlamadan Trablusgarp ve Edirne başarısına iki rütbe birden verilerek Ahmed İzzet Paşa yerine genç yaşında Harbiye Nazırı oldu. Mustafa Kemal ile Enver ilişkisi Çanakkale cephesinde kendini gösterdi.

Çanakkale çatışmalarının en kızgın günlerinde Harbiye Nazırı Enver cephe teftişine gelmişti. Herkesin yanına uğradığı halde emrinde üç alay bulunan fırka kumandanı Miralay Mustafa Kemal’i ziyaret etmedi. Halbuki Mustafa Kemal, Anafartalar ve Conkbayırı’nda görülmemiş bir kahramanlık sergilemişti. Enver Paşa, ancak Liman von Sanders’in ricası üzerine mektupla özür dileyerek bunu telafi edebildi. Harp Mecmuasının kapağına Mustafa Kemal resminin konulmasını da engellemişti.

Müttefik donanması Çanakkale’den çekilince Miralay Mustafa Kemal Şark Cephesine gönderildi. Paşalık terfisi geciktiriliyordu. Bir defasında Dr. Nazım'ı araya koyarak gecikme sebebini Enver Paşa'dan sordurmuştu. Enver'in cevabı şöyle oldu:

- “...O’nu paşa yapsanız padişah, padişah yapsanız Allah olmak ister!...”

Demek araları bu kadar gergindi. Mustafa Kemal Bitlis cephesinde Ruslara karşı başarılar elde edince, gecikerek de olsa mirlliva ve ordu komutanı yapıldı (1916). Savaşın ağırlığı Suriye cephesindeydi. Ruslar yukardan Erzurum,Van ve Bitlis’e kadar sarkmış, Bağdat düşmüştü. Osmanlı ordusunun başına grup komutanı olarak Alman von Falkenhein getirilmişti. Bağdat’ın kurtarılması için yapılan bir toplantıda Mustafa Kemal bu sömürgeci generalin planını yanlış buluyordu. Fikirlerini Enver ve Talat Paşa'ya rapor olarak iletmişti. Daha sonra istifa edip İstanbul’a geldi. Bu hareketiyle Enver’e kafa tutmuş oluyordu.

Mustafa Kemal İstanbul'a gelince, Veliahd Vahdeddin de Alman imparatoru II.Wilhem’in ziyaretini iade için Almanya’ya gidiyordu. Refakatçi olarak Mustafa Kemal yanına verildi. Vahdeddin için Sirkeci istasyonunda yapılan uğurlamada (Aralık 1917) tüm vekil vükela oradaydı. Harbiye Nazırı Enver Paşa, herkesin elini sıkarken, Mustafa Kemal’i görmezlikten gelerek elini sıkmadı. Mustafa Kemal törende bulunan Âyan Reisi Tevfik Paşa’ya şunları şöyledi:

- “Şu mahalle çocuğunun yaptığını gördün mü Paşa!.”

Bu ve benzeri pet çok davranış Enver-Mustafa Kemal arasındaki ilişkinin soğukluğunu ve karakter uyumsuzluğunu göstermekteydi. Vahdeddin Almanya gezisinden dönünce Sultan Reşad'ın ölümü üzerine padişah olmuştu (4 Temmuz 1918). Güney cephesindeki savaşın en hızlı günlerinde boşta bulunan Mustafa Kemal, Suriye’ cephesine ikinci defa 7. Ordu komutanı olarak atandı (Ağustos 1918). Enver Paşa bu tayinde de Mustafa Kemal ile hiç görüşmeden Vahdeddin’e emri vaki yaptırmıştı. Mustafa Kemal Halep'e vardığında Allenby son taarruzuna girişmiş, Osmanlı orduları Halep’ten çekilmiş, dağılışa sürükleniyordu. Çok geçmeden Mondros Mütarekesi imzalanmış (31 Ekim 1918), Liman von Sanders Yıldırım Orduları Komutanlığını Mustafa Kemal’e bırakıp ayrılmıştı. Sadrazam İzzet Paşa Mondros’u imzalayınca Adana'da bulunan Mustafa Kemal’i geri çağırdı. İstanbul’a döndüğünde (13 Kasım 1918) Enver Paşa ve arkadaşları yurt dışına kaçmışlardı.

* * *

İttihatçı Şefler yurt dışında sağa sola dağılmışken Mustafa Kemal Anadolu hareketini başlatmış, Kongreler dönemi bitmiş, TBMM açılmış, mücadelenin lideri olmuştu. Enver Paşa ardına bıraktığı bir sürü macera ardından denebilir ki idealizm ve ihtirasa sıkışmış talihsiz bir umutsuzluk içindeydi. Talat Paşa’nın ölümünden bile medet umar hale gelmişti. Karl Radek’le kurduğu ilişki sayesinde Moskova'ya geçerek Türklüğün ezeli ve eberi düşmanı saydığı Bolşeviklere sığındı...

Enver Paşa, sıkıştığı idealizm ve ihtirası arasında kendine bir çıkışı yolu arıyordu. Mustafa Kemal de Anadolu'da Milli Mücadele hareketini başlatmıştı. Enver Paşa arkada bıraktığı bu kadar seyyiata rağmen Milli Mücadeleye destek olması en azından başarı için dua etmesi gerekirken, gözünü hareketin liderliğine dikmişti. Halbuki Mustafa Kemal adım adım mücadeleyi yarı yarıya başarmış sayılırdı.

Moskova’nın Bolşevik yöneticileri ise Doğu siyasetleri için Enver’in eski şöhretini kullanmak, bu arada Mustafa Kemal’i kendine çekmek için baskı altına almak istiyordu. Enver Paşa’nın Moskova günleri üzerine üç ciddi kaynak mevcuttur. Ali Fuat Paşa’nın Moskova Anıları, Şevket Süreyya biyografisi, daha önemlisi de Enver Paşa’nın kendi mektupları üzerinden yapılan bir doktora tezi... Japon Masayuki Yamauchi bu tezinde Enver’in mektupları üzerinden Moskova günlerini analiz etmektedir:

“... Enver’in Mısır, Hindistan gibi ülkeleri İngilizlere karşı ayaklandırma amaçlı İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı adıyla benimsediği strateji, herhangi somut bir planı olmayan tutarsızlıklarla doluydu...Ancak onun bu birlikten çok beklentisi vardı. Enver’in kalbi esas olarak kahramanca bir karşılama beklediği Anadolu için atıyordu, Mustafa Kemal’in el koyduğu pozisyonunu tekrar kazanacaktı... Enver Paşa, Kasım 1920’de şerefli bir Bolşevik Paşası olarak onurlandırılmasını ve onu takiben bahar aylarında Anadolu’ya yürümesini Sovyet liderlerine cesaretle teklif etmişti... Kesin olan şu ki Sovyet Rusya Enver Paşa’yı Ankara ile pazarlıkta bir kart olarak kullanmaktaydı...”

O günlerde Erzurum’da bulunan Karabekir de Enver Paşa'yı Yamauchi'den pek farklı değerlendirmiyordu: “...Kâbusu hırs ve şöhretle milleti harbi umuminin felaket ve avakibine sürükledikten sonra, memleketi parasız, teşkilatsız ve bütün menabii kurumuş halde bırakıp kaçmış, şimdi de Rusların elinde vatanın bakıye-i izamını kemirmeye teşebbüs eden ve orduyu milis yapmak gibi cinnetlere kapılan fesat ve şer aleti olmuştur...”

Enver Paşa'nın Anadolu'ya lider olma hırsı o derece ileriydi ki, amacını gerçekleştirmek için Sovyet Merkez Komitesinden destek sözü bile almıştı: “... Ancak bu siyasetini uygularken Mustafa Kemal’in şüphesini çekmemek için Kemalist görünmüş, Sovyet ordusu desteğinde Anadolu’ya yapılacak muhtemel sefer hakkında Bolşeviklerin fikrini almaya çalışmıştır. Bu gaye uğruna kendini onlara Mustafa Kemal’den daha güvenilir bir solcu/komünist yoldaş olarak tanıtmıştır...”

Yamauchi'nin bu yorumu Enver açısından açık bir talihsizliktir. Anadolu liderliğini ele geçirmek için, gerekirse Rus ordusunun desteğine bile umut bağlamıştır. Enver'in amacı Anadolu'daki Mücadeleye yardımcı olmak değil Mustafa Kemal'i devre dışı bırakıp liderliği ele geçirmekti. Bu olmayınca Türkiye’ye girebilmek için, şu yolu denemek istedi. Eski İttihatçı militanı Trabzon Kayıkçılar kahyası Yahya Kahya onun için güvenilir bir seçenekti.

Şimdi Mustafa Kemal'in Duatepe'de Sakarya harbini yönettiği günlere gelelim. Eskişehir ve Kütahya’nın düştüğü ordumuzun Sakarya gerisine çekilmişti. İşte bu günlerde Enver Paşa da Moskova’dan Batum’a gelmişti. Enver Batum'a geldiğinde, İttihat-Terakkinin anlı şanlı Dr. Nazım’ı da yanındaydı. Talat Paşa öldürülünce sıranın kendine geldiğini anlayan Dr.Nazım, Berlin'den kaçıp Enver’in yanına sığınmıştı. Enver Paşa Batum’da 5-8 Eylül 1921 tarihinde naylon bir kongre topladı. Kongre “İSLAM İHTİLALLERİ İTTİHADI" adını taşısa da, asıl amaç İttihat-Terakkiyi diriltebilmekti. Bu kongreye katılanlar, Dr. Nazım, amcası Halil Paşa, Küçük Talat ve dört beş yoldaşını geçmiyordu. Dr. Nazım ara sıra Enver’i iğneliyordu:

- “... Ne kabahat yaptın da harbi kaybedip, bu hallere düştük?”

Enver Paşa’nın Anadolu’ya girme planı şöyleydi: Gizlice Trabzon’a gelecek, eski İttihatçılar, Müdafaa-i Hukukçular ve Kayıkçılar kahyasının (Yahya Kahya) hapishaneden çıkaracağı mahkumlarla bir tabur yapılıp Ankara’ya yürünecekti. Enver bu taburun başında olacak, Deli Halit Paşa fırkasını da yanına alarak Ankara'ya doğru yürüyüş başlayacaktı. Mustafa Kemal’i devirip Başbuğ olması başka türlü mümkün değildi...

Tekrar Dr. Masayuki Yamauchi'nin doktora tezine gelelim. Batum günlerinin Enver Paşa’sını şöyle değerlendirir:

“...Enver Paşa, Mustafa Kemal’i devirmek için Bolşevik liderlerden bıktırıcı taleplerde bulundu. Batum/ Acara bölgesindeki müslümanlar ve Trabzondaki taraftarlarıyla Anadolu’ya girerek gerçekleştireceği hükumet darbesini gizlemek için çok ihtiyatlı davranıyordu.(...) İstanbul ve Ankara’daki taraftarları ( Küçük Talat ve Nail Bey) kendilerine destek bulmak için TBMM İkinci Reisi ve Adliye Vekili Celaleddin Arif’le de temasa gelmişlerdi...”

Ermeni tarihçi Dr. Arsen Avagyan Moskova arşivlerinde Enver ile Ardahanlı Hilmi arasında teati edilen mektupları bulmuştur. Enver Paşa Hilmi Bey’den, “ serseri mayın gibi ontalarda dolaşan İttihatçıların Ankara’yı Mustafa Kemal’e bırakmamasını, korkak değil cesur olmalarını” istiyordu:

“ (...) Sen Ankara’ya giderek en doğrusunu yaptın. Trabzon’da Halil’e ve Küçük Talat’a nasıl muamele ettiklerini biliyorsun. Biz her zaman sessizliğimizi koruduk ve bazı şahsiyetlere dikkat ettik, yeter ki o SARI KÖLE sakinleşsin. Ama o bizi istemiyor.(...) Şükrü ile ve eğer uygun görürsen Eyüp Sabri ile buluşarak bizi bilgilendiriniz. Biz savunmanın; İstiklal Mahkemeleri, darağaçları ve kurşuna dizmeler şeklinde devam edemeyeceği kanaatindeyiz...”

Görülüyor ki Enver’in mektuplarında Mustafa Kemal’in adı SARI KÖLE’ diye geçmekte. Bu ifade Enver’in içindeki nefretin derinlerde olduğuna işarettir. Ardahanlı Hilmi’nin Mustafa Kemal nefreti ise Enver’den daha fazlaydı:

“... Hatırlıyor musun, bir seferinde Doktor Baha Merkezi Umumi’de, Mustafa Kemal’in “ eğer bir gün iktidarı ele geçirirsem, ben onların tümünü asarım” dediğini söylemişti. O cümle bugün ve yarın onun özünü teşkil etmektedir. Kırdığı cevizlerin tanesi bini geçiyor. Yunan süvarileri Ankara’ya yakın olduğunda, çokları vatan derdiyle tasalanıp susmak durumundaydık.

(...) Ben bu adamın neye dayandığını anlamıyorum. Bu ülkede hiçbir sadık arkadaşı yok. Buraya geldiğimde, ona en yakın olanlara ‘tek avantajımız bizim ahlakımız ve vatanseverliğimizdir. Eğer Paşa isterse, vatan namına her fedakarlığa hazırız’ diyordum. Biz bu adamın yumuşayacağı ve gerçeği anlayacağı zamana kadar beklemeyeceğiz...”

Mustafa Kemal bir ayağı Mecliste bir ayağı cephede iken, Meclisteki İttihatçılar da onun kuyusunu kazıyordu. Enver Paşa’nın Mustafa Kemal için kullandığı SARI KÖLE nefreti, istisnai olarak aldığı iki rütbenin niteliksiz bir özentisiydi. Trablusgarp ve Edirne’ye girişine birer rütbe verilerek mirliva, genç yaşında Harbiye Nazırı olmuştu. Mustafa Kemal ise Çanakkale ve Doğu cephesinde Ruslara karşı aldığı başarıyla mirliva yapılmıştı. Suriye kumandanlar toplantısında, İzzet ve Cemal Paşa’lar sessiz kalırken, Falkenhein’in Bağdat’ı kurtarma plana karşı çıkmış, gerekçesini de Talat ve Enver Paşa’ya göndermişti (1917).

* * *

Şevket Süreyya, Mustafa Kemal’de Enver, onda da Mustafa Kemal kompleksi olduğunu yazar. Ortada görünen eylemler de bunun gösteriyordu. Enver Paşa, Sarı Köle’nin yumuşamasını boşuna bekledi. Mustafa Kemal, sade askeri konularda değil siyaseten de Enver'den üstün bir zekaya sahipti. Karabekir ve 13. Fırka Kumandanı Sabit Bey (Karaman) eliyle Enver’in planlarını bozmuş, hastalık bahanesiyle orada bulunan Halil Paşa’yı da Trabzon’dan çıkarmıştı.

Enver Paşa, Batum’da bir tren vagonunda beş kişiyle topladığı naylon kongre ile İttihat-Terakki’yi diriltemeyeceğini görmüş, Moskova da Enver’in çapını anlayıp desteğini çekmişti. TBMM’ndeki Enverci tayfa Mustafa Kemal’in altını oymak için ayrıca Çerkez Ethem’i destekliyor, Sarı Paşa’nın “kurmay kafasını Ethem gibilerin küçük zabit kafasına” ezdirmek istiyorlardı. Mustafa Kemal ise "Yorgileşen Ethem" belasını kolayca ezmişti.

Mustafa Kemal bir ara Ardahan mebusu Hilmi’yi Moskova’ya aracı göndermeyi düşünmüş, istek de Hilmi’den gelmişti. Güya Hilmi Bey Enver Paşa’yı bu maceradan geri çevirecekti. Eline bir mektup verilerek yola bile çıkarıldı. Moskova’daki Ali Fuat Paşa’ya da durum bildirildi. Hilmi Bey Trabzon’dan geçerken fırka Kumandanı Sabit Bey'e şöyle çıkışıyordu:

“... Siz kime dayanıp da Enver aleyhine bayrak açıyorsunuz. Biz TBMM’nde müttehid ve mütesanid kırk ittihatçıyız; istediğimiz anda Mustafa Kemal’i alaşağı eder, onun yerine Enver’i getirebiliriz.”

Hilmi Bey’in ikiyüzlü bu davranışı çabuk öğrenilince, Mustafa Kemal onu yoldan geri çevirtti. (Hilmi Bey İzmir suikasti Ankara İttihatçılar davasında asılan kişidir). Anlıyoruz ki Mustafa Kemal de az istihbaratçı değildi, İttihatçıların Trabzon’da niye kümelendiğini biliyordu. Halil Paşa’yı ordan çıkardığı gibi, diğerlerinin tutuklanıp Ankara’ya getirilmelerini istedi. Bunu duyan Enver, 16 Temmuz 1921 tarihli mektupla uzaktan da olsa Sarı Köle’yi tehdit ediyordu:

“... Trablusgarp’tan beri şahsi ahlakınızın hiç değişmediğini görüyorum. Diğer noksanlarınızı artık göze batacak kadar belli ettiniz...Bu nefy şeklindeki arzunuza ilelebet tahammül etmek bize pek ağır ve sefilane gelir...Başta Türkiye olmak üzere kurtarmaya çalıştığımız İslam alemi için, biz Anadolu’ya ne zaman gelmek icap ederse size danışmadan geliriz. İşte bu kadar!...”

Tarihin bize sunduğu belgelere bakınız. Enver Paşa aynı günlerde hem Sarı Köleyi tehdit ediyor, hem sevgili eşi Naciye Sultana içini döküyordu:

“...Sevgili Naciyeciğim! Şimdi Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığım uzun mektubu bitirdim. Bunda baştan aşağı ne yaptığımı ve ne düşündüğümü ve kendisine rakip olacak kadar küçülmediğimi, muvaffak olmasından memnun olduğumu ilh. yazdım. Cidden, arkadaşlara adeta kudurmuş köpek gibi saldıran bu adama vakıa bunlar tesir etmez, fakat ben bir kerre yazmayı borç bildim. Doktor Nazım’da bu fikirdedir...”

Enver Paşa'nın Mustafa Kemal karşısındaki gerçek niyetini artık öğrenmiş bulunuyoruz. Bunları görünce yaşanan entrikaları, Mustafa Kemal’in büyüklüğü ve mücadelenin kutsallığını daha iyi anlıyoruz. Bir yandan Yunan cephesi diğer yandan Enverci ve Ethemci fesatlar, bir yandan da koynunda beslenen yılanlar...

Şimdi size Enver kumpasının arkasından karanlık bir pontre daha sunalım. “Zihin yorgunluğu ve baş ağrısı “ bahanesiyle TBMM’inden 45 günlük izin alıp Ezurum’a gelen Celaleddin Arif, yandaşlarıyla valilik binasını işgal etmişti. Güya “Halk Hükumeti” kurulup Hüseyin Avni vali yapılacak, kendisi umumi vali olacak, ardından da bu işler böyle gitmiyor Mustafa Kemal sen çekil denilecekti.

Garabete bakın bu adam hem TBMM ikinci reisi hem de Adliye vekiliydi. Ordu ambarlarında yolsuzluk yapılıyor, işler böyle yürümüyormuş?! Bu bahane ardında da Enver'i davet düşüncesi vardı. Sıhhıye vekili Rıza Nur da kumpasın içindeydi. Karabekir de bu olaya sessiz kalıyordu.. Enver Doğu Halkları Kurultayı için Bakü’ye gelince, Karabekir ona mektup yazmıştı. Ankara’da Mustafa Kemal varsa, Bakü’de de Enver vardı. Kendini paşa yapan Enver’e duyduğu yakınlığı Mustafa Kemal için hissetmiyordu. Enver’in omuzlarında büyük harbin felaketi olmasa huduttan daha kolay sızabilirdi.

Mustafa Kemal'in politik zekası Celaleddin Arif'in(*) bu sahte oyunlarının üstesinden geliyordu. Enver yandaşları Sarıkamış’ın 35.000 şehidini unutmuş, Cihan harbi felaketinden ders almamışlardı. Enver Batum’da Başbuğ olma planları yaparken, Mustafa Kemal, Duatepe tarassut kulesinde Fevzi ve İsmet Paşalarla Sakarya harbini yönetiyor, Yunan topçusunun şarapnelleri oralara düşüyordu. Şerife Bacılar kağnılarla mermi taşıyor, Sakarya kan akıyordu. Halide Onbaşı da yanlarındaydı. Mustafa Kemal Cepheden dönerken, Ankara’da yer yerinden oynamış, Hüseyin Avni bile karşılayacı çıkmıştı. Fevzi Paşa’nın cepheden telgraf teklifi üzerine, TBMM savaşın Serdarına Müşirlik ve Gazilik ünvanı vermişti.

Tekrar Batum’a dönelim. Enver Paşa Batum’da Anadolu’ya girme planları yaparken, Mustafa Kemal Trabzon’daki İttihatçı fesadı dağıtmış, hem de Yunan ordusunu Sakarya gerisine atmıştı. Bu iki olgu Enver Paşa'nın gurur ve vatanseverlik umutlarını söndürecek, yanındakilere şunları söyleyecektir:

“...Madem burada bir işimiz kalmadı. Ne zamandan beri görmek istediğim Türkistan’a seyahat yapalım. Bir müddet oralarda dolaştıktan sonra tekrar Moskova ve Berlin’e döneriz...”

Sakarya zaferi sadece Yunan ordusu için değil Enver için de dönüm noktası oldu. Sarı Köle’nin bileğini bükemeyeceğini anlayan Enver Paşa, Başbuğluk umudunu tamamen yitirmişti. Ruslar da onunla yola gidilemeyeceğini anlayıp desteğini çekmişlerdi. Buhara tarafından yeni dönen İslamcı fedai Kuşçubaşı Hacı Sami Enver’in akıl hocasıydı. Buhara’da iyi teşkilatımız var diye onu umulandırmıştı. Enver Paşa’yı güneşin doğduğu yerlere davet ediyordu. Bu adam Kuşcubaşı Eşref’in küçüğü Çerkez Hacı Sami’dir. Bizim Cemal Paşa da Afganistan ve İslam alemini İngilizlere karşı ayaklandırma hayalinden pişman olup Almanya’ya dönmüş, Enver’i uyaran mektupları hiçbir fayda vermemişti.

Enver Paşa, Hacı Sami’nin hazırladığı Orta Asya raporunun bir kopyasını Erzurum’da bulunan Karabekir’e de göndermişti. Karabekir’in bu rapordan anlayabildikleri şunlardı:

“... Bu Hacı Sami Enver’i ikna ederek başladığı maceraya onu da iştirak ettirerek felaketine sebep olmuştur. Basit tahsili ve malumatı olan bu Hacı Sami’nin koca İmparatorluğu berbat ederek memleketten firar eden bir başkumandanı iğfal etmesi, Enver Paşa’nın ne kadar basit düşündüğünü ve müthiş bir sükut neticesinde neye saldıracağını bilmediğini gösterir...”

Enver Paşa’nın Batum macerası böyle sona erdi. Aynı zamanda Başbuğluk hülyasının da sonu demekti. Artık Mustafa Kemal kendi Enver kendi yoluna gidecektir. Biri Büyük Taarruza hazırlanırken, diğerini hayal ve ümit arasında başka bir macera bekliyordu. Bu macera hayatının da en hazin ve son yolculuğu olacaktı. Türkistan macerasını da gelecek yazıda görelim...(Devamı var)

(*) Celaleddin Arif portresi için Karabekir kitabıma bakınız. Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın özel katibi Arif Bey'in oğlu ve Sorbon hukuk mezunu olan bu siyasetçi Milli Mücadele ve Mustafa Kemal ile barışamamış, en sonunda Paris'in bir otel odasında Kur'an ayetlerinden fal bakarak ölmüş, cenazesi Türkiye'ye getirilmiştir.

OSK/ 18 Aralık 2021

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar