İstanbul
DOLAR16.9749
EURO17.5075
ALTIN982.41
Bülent Soylan

Bülent Soylan

Mail: [email protected]

DİYELİM Kİ ŞU DOLAR 100 LİRAYA ÇIKTI

Olur mu böyle bir şey?

Hiç olmayacak şeylerin olabildiği yerlerde ve zamanlarda tabii ki olur.

Bu biraz da hayatın akış hızına, bizim bu akışta hangi noktada bulunduğumuza bağlıdır.

Haydi biraz "fantezi" yapalım:

Mesela enflasyonun durumu… yüzde yüz daha artar mı şöyle bir ay içinde?

Teorik olarak artabilir kuşkusuz.

Bakın tarihteki büyük enflasyonların olduğu şu Almanya’ya; 1923 Kasımında bir Amerikan dolarının 4,2 trilyon mark olduğu, paranın el arabasıyla taşındığı günlere (*)

Sözüm memleketten dışarı olsun…

Şimdi bırakın bizim iyimser halkımızı, sorun bir almanı çevirip; “Şu sizin şimdi 0,96 avroya aldığınız dolar var ya, acaba enflasyonunuz bir gün artar artar da o bir dolar elinizdeki parayla 1000 avroya falan çıkar mı?” diye…

Bakalım biraz tarih bilgisi varsa ne diyecektir?

Sonra dönelim “Allah göstermesin” deyip tekrar kendi memleketimize…

Diyelim ki enflasyonumuz dizginlenemedi ya da yükselmesi çok da önemsenmedi ve çıktı yüzde 500’e.

Bunun anlamı, bu enflasyonda eldeki paranın değersizleşmesi dolayısıyla hemen her şeyin fiyatının bir önceki yıla göre tam beş katına çıkması, öncesinde 100 lira olan bir şeyin yıl sonunda 500 lira olması değil mi?

Peki biz “her şeyin fiyatı” derken o “kur” dediğimiz yabancı paranın değeri de beş katına örneğin bu gün 20 lira ise 100 liraya çıkmaz mı?

Çıkar tabii…

Çıkmasına çıkar ve çıkışı önlenemezse çıkabildiği kadar da çıkar.

Burada düşünülecek olan, -olmasın ama- öyle zamanlarda halimizin ne olacağıdır.

Gelin şimdi ona bakalım:

1.Bir kere şurası açık ki, ücretler ya da gelirler enflasyon oranında artabildikçe kimse bundan bir zarar görmez. Fiyatlar 5 katına ücret 5 katına çıkmışsa gider yine aynı mal ya da hizmeti alırsınız. Yani fiyatlar yükselir ama size göre bir “pahalılık” yoktur.

2.Yalnız yukarıdaki durum, elinize geçen paranın sadece elinize geçtiği andaki değeridir. Parayı sabah alıp akşamı beklediğinizde günlük enflasyon yüzde 2 ise, yüzde 2 zarardasınız, hayatınız bu kadar “pahalılandı” demektir. Bu durumda parayı elinize geçtiği anda harcayacaksınız ki satınalma değeri düşmesin. Dolayısıyla böyle bir dönemde bir malın vitrine konmasıyla satılması arasında pek bir zaman farkı olmayacak, yerli para el yakacaktır.

3.Enflasyonda fiyat artışlarından zarar görenler, milli para ile sabit geliri olanlardır. Örneğin ücretliler, kira geliri elde edenler, belirli bir ücret tarifesiyle çalışanlar vb. Ama geliri enflasyonsuz bir ülkenin sağlam para birimi ile tanımlanmış olanlar ücretli de olsa bundan etkilenmezler. Örneğin Almanya’dan emekli olmuş ama Türkiye’ye yerleşmiş işçi, boğazdaki mülkünü dövizle kiraya vermiş mal sahibi ya da dövizle tarife uygulayan diş hekimi falan…

Bu durum haliyle ülkedeki alışverişin olabildiği ölçüde yabancı parayla yapılmasına, çoğu zaman fiyatların yabancı paraya endekslenmesine yol açacaktır.

4.Ülkedeki fiyatlar enflasyon oranında yükselmedikçe yani enflasyon yüzde 500 artarken domates fiyatları 400 artmışsa, yurt içindeki mallar yabancılar için hala ucuz gelecek, “Ne ucuz bir ülkede yaşıyorsunuz” gibi bize ters gelen sözler duyulacak, sınırlarda yoğun bir pazar trafiği yaşanacaktır. Ülkeye gelecek dövizden vazgeçemeyen yönetimler bu yabancı alıcılara ses çıkarmadığında iç fiyatlar bu nedenle de hız kesmeyecektir. Oysa dövizden vazgeçilebilip dışarıya satış yasaklandığında iç fiyatlar içerideki alım gücüne göre kısmen dengelenebilecektir.

5.Geliri enflasyon oranında artmayan ya da işyerlerinin kapanması dolayısıyla işinden, gelirinden olanlar, ellerindeki mülkleri ya da hisse senetlerini ellerinde yabancı parası olanlara satacak, böylece servetlerde bir değişim olacaktır. Bu satışlarda yabancı alıcıların yoğunluğu ayrıca ekonominin ve mülkün yabancılaşmasını, nüfus yapısının değişmesini tetikleyecektir.

6.İçerideki enflasyon dolayısıyla ücretli çalışmanın zorluğunu yaşayan yetişmiş insan gücü, teknik personel, bilim adamı diğer ülkelere göçecek, içeride bu tür insan gücünde zaaf yaşanacaktır.

7.Kamu personelinin maaş artışları kendilerine siyaseten her seferinde bir “jest” olarak sunulsa da, özünde gerileyecektir. Çünkü hükümetlerin enflasyonda en önemli araçlarının başında reel ücretleri kısmak vardır. Bu durum, kamu personelinde kalite düşüklüğüne yol açacak, çoğu hizmet aksayacaktır.

8.Yüksek enflasyon, işletmelerin ileriye dönük beklentilerinde büyük bir belirsizlik yaratır. Dolayısıyla bu gün yatırım ya da üretim yapıp yarın şu kadar kar elde etme üzerine bir hesap yapılamayacağı için üretim gerileyecektir. Üretimin gerilemesi, yaşanan döviz kıtlığı ile birlikte piyasadaki mal sunumunu geriletecek, tedarik sorunu ortaya çıkacaktır. Bu durum, yani mal kıtlığı, elindeki döviziyle alış veriş edene bile bir pahalılık yaratacaktır.

9.Yüksek enflasyonda en az kim etkilenecek denirse, bunlar kendi ürettiği ile geçinen, “parasal ekonominin nisbeten dışında kalmış” kırsal nüfustur. Girdi maliyetlerinde bazı yükselmeler olsa bile, karşılaştıkları taleple yükselen ürün fiyatları onların bu sıkıntıyı şehirlilere göre daha az hissetmelerine yarayacaktır.

10. Fiyatlar yükselirken yaşanan maddi sıkıntı büyük ölçüde insan davranışlarını olumsuz yönde etkileyecektir. Yönetimler böyle durumlarda maddi destek sağlamak ve bu olumsuzluğu gidermek isteseler de karşılaşılan imkansızlıklar bu “paralı” destek yerine daha baskıcı tedbirleri gündeme getirecektir.

Peki, yüksek enflasyon bu kadar büyük kötülükler getirebiliyorsa o zaman ne yapmalı?

Yapılacak olan, her şeyden önce yönetimlerin ekonominin kurallarına göre kararlar alarak en azından piyasa dengelerini bozmamaları, halkın ve yatırımcıya güven vererek telaşı ve tedirginliği önlemeleri, gereksiz harcamalardan vaz geçip tasarruf yapmaları, üretim ve tüketimi dövize bağlı olmaktan uzaklaştırmaları ve gerek içeriye gerekse dışarıya güven vermeleridir.

Eğer ortada savaş, deprem, büyük yangınlar, önlenemeyen salgınlar ya da siyasi çılgınlıklar yoksa kimse korkmasın, bazı koşullarda enflasyon da azar ama bilim ve akıl hakim olursa her şey tekrar yoluna girer.

Olur mu gerçekten?

Konuya girerken 1923 Almanya’sında yaşananları örnek vermiştik. Yazıyı bitirirken yine aynı örneği verelim: Bakın onlar böyle bir enflasyondan çıkmışlarsa, onların durumuna düşenler de yine onlar gibi bu durumdan çıkar, refaha kavuşurlar.

Aklın yolu bir ise, yapılması gerekenler de bir olacaktır.

-------------------

(*) https://www.hurriyet.com.tr/.../tarihin-gordugu-en-yuksek...

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar