İstanbul
DOLAR28.9487
EURO31.4063
ALTIN1893.8
Zeki Sarıhan

Zeki Sarıhan

Mail: [email protected]

ÇOK PARTİLİ HAYAT TEHLİKEDE Mİ?

Millet İttifakı bileşenleri, 30 Nisan’da İzmir’de büyük bir miting yaparak iktidara geldiklerinde neler yapacaklarını anlattılar. Orada Cumhur İttifakı’nın bir şansı olmadığı, bir gün önce Erdoğan’ın mitingine katılanların azlığı da gösteriyor. Bütün Türkiye’de ise kıran kırana bir mücadele sürüyor.

Çok partili hayatın vazgeçilmezliğini 14 Mayıs 2023 seçimleri kadar gösteren bir seçim olmadı.

Milletler sınıflardan oluşur. Sınıflar, siyasi partiler yoluyla iktidarı ele geçirmek için kullanırlar. İktidarın nimetlerinden yalnız kendileri yararlanmak isteyen sömürücü hâkim sınıf, ya ülkede sınıfların olmadığı gibi gülünç bir iddia ile ya da kendileri iktidarda olmazsa ülkenin bölüneceği, batacağı gibi iddialarla başka parti kurulmasına izin vermez. Bir ülkede çok partinin bulunmaması çağımızda artık nerdeyse ayıptır. Bu nedenle hâkim sınıf sözüm ona başka partilerin kurulmasına izin veriyormuş gibi davranır ama bunlar üzerinde kurduğu baskıyla, seçim hileleriyle iktidarı elden bırakmaz.

İkinci Dünya Savaşı bittiğinde Türkiye Batı İttifakına yaklaşırken çok partili hayata geçti. Bu öyle bir çok partili hayattı ki, emekçilerin parti kurması ve seçimlere girmesi yasaktı. Türk burjuvazisi, “Demokrasi dedikse, o kadar uzun değil” demek istiyordu. İktidarın burjuvalar ve toprak ağaları arasında el değiştirmemesi için 1946 seçimlerinde uygulanan “açık oy, gizli sayım” ve muhalefete çeşitli yollarla baskı bu demokrasinin ne kadar gülünç olduğunu gösterdi. 1950’de sosyalizmin yasak olmasına rağmen iki burjuva partisinin yarışması bile halk kitleleri için büyük bir kazanımdı. Seçime giren partiler, seçmenlerin oylarını almak için çeşitli vaatlerde bulundular. Halkın ağzına çekilen bant ve kollarına bağlanan zincir kısmen de olsa çözüldü. Türkiye halkı çok partili hayatın tadını aldı. 1960 Hareketinden sonra emekçi kitleler de kendi partileriyle siyasi mücadeleye atıldılar.

Burjuvazinin sorgulanamaz egemenliği tehlikeye binmişti. Türk Ceza Kanununun sınıf esasına göre parti kurulmayacağına hükmeden 141-142. Maddelerini öne sürerek bu partileri kapattılar. Emekçileri savunanların zaten hiç bitmeyen çileleri devam etti. Hapsedildiler, öldürüldüler, yasaklandılar. Yurt dışına çıkarak canlarını kurtarmaya zorlandılar.

Gel zaman git zaman, 2002’de AKP seçimleri kazanarak iktidara geldi. 21 yıldır da iktidarda bulunuyor. Çok partili hayatı öngören Anayasa ve seçim yasalarına dayanarak iktidara gelmiş olan AKP’nin hiç de çok partili hayatı içine sindiremediği görülüyor. Bütün söylemlerinden çıkarılan sonuç şudur. Hâkimiyet milletin değil, Allah’ındır. Allah adına bu hâkimiyeti ona vekâleten AKP kullanacaktır. Hüküm verilirken kullanılacak olan belge NAS’tır. İktidarın asıl kadroları ruhban sınıfıdır. Diyanet İşleri örgütü her yerde görülmelidir. Ana sınıflarından başlayarak herkes İmam-Hatip eğitimi almalıdır.

AKP sözcülerine göre bu partinin iktidardan düşmesi, ülkenin İslam karşıtlarının eline geçmesi demektir. Ülkeyi muhalefetin yönetmesiyle, Hristiyanların yönetmesi arasında bir fark yoktur. AKP yerli ve millîdir. Muhalefet ise yabancıların oyuncağıdır.

Böyle bir tehlikeyi önlemek için iktidar ne pahasına olursa olsun elde tutulmalıdır. Elde tutma yolları olarak şimdilik seçim kazanmak için devletin hazinesini son kuruşuna kadar kullanılmakta, kendileri iktidardan giderse ülkenin kargaşaya düşeceği korkusu yaratılmaktadır. Muhalefete her türlü iftirayı atmak, yalan söylemek mübahtır.

Türkiye gene de dişe diş bir seçime gidiyor.

Soru şudur: Ya AKP ve Müttefikleri sandıktan çıkamazsa ne olacaktır? Onun “Buraya kadarmış, ne yapalım, halk bizi seçmedi, razı olalım” demesi mi bekleniyor. Bu hükümetin yönetimi altında yaşanan deneyimler bunun hiç de böyle olmayacağı anlaşılıyor. Hani geçmiş seçimlerden birinde AKP tek başına iktidar olavcak çoğunluğu kazanamamıştı. Erdoğan allem etti, kallem etti, öteki partilere koalisyon kurdurmadı ve ülkeyi yeni bir seçime götürdü. İstanbul Büyükşehir seçimlerinin yalnız Belediye başkanlığı pusulalarını iptal ettirerek, bu kez kazanırım umuduyla yeni bir seçime götürdü. Daha büyük bir farkla seçimi kaybetti ama bu kez de o Belediyeleri, yalnız onu değil muhalefetin kazandığı belediyeleri çalıştırmamak için elinden geleni yaptı, yapıyor.

Hiç şüphemiz olmasın ki, mevcut hükümet bütün silahlarını ortaya koyduktan sonra bile seçimi kazanamazsa iktidarını sürdürmek için başka bir planı var. Bunların ne olduğunu henüz bilmiyoruz 14 Mayıs gece yarısında seçimi kimin kazandığını lan edecek olan Yüksek Seçim Kuruludur. Bu kurulun geçmişte aldığı partizanca kararları hatırlamayan var mı?

Partili Cumhurbaşkanı mı olur. Ve bu cumhurbaşkanı, partili kimliğiyle meydan meyan gezip muhalefete ağıza alınamayacak sözlerle hücum etmesinin adaletle uzaktan yakından bir ilgisi var mı? İçişleri ve Adalet Bakanları bile, centilmenlik gösterip seçimlerin güven içinde yapılacağını kanıtlamak için istifa etmeyi düşünmüyorlar. Arkalarını sıvazladıkları çok açık olan bazı saldırganlar, muhalefet partilerinin binalarına ve seçim bürolarına silahlı saldırılarda bulunuyorlar.

Demokrasiden, insan haklarından nasibini almamış, dinle devlet işlerinin ayrılmadığı bazı ülkelerde “Hizbullah” adlı partiler faaliyet gösteriyorlar. “Hizbullah”, “Allah’ın Partisi” demektir. Türkiye’de bu görevi AKP üstlenmiş görünüyor. Türkiye Hizbullahı’nın uzantısı olan bir partiyi ittifaklarına almaları, Meclise ve hükümete sokmaya hazırlanmalarının başka anlamı var mıdır?

Önümüzdeki günlerde önemli gelişmeler olabilir. Türkiye, bu iktidarın seçimi kaybettiği halde işbaşında ayrılmak istemeyişi yüzünden sonu gelmeyecek bir kargaşanın, çatışmanın içine düşebilir.

Seçimi kazanması ve hükümeti devralması halinde yeni hükümetin yapacağı en öemli işlerden biri çok partili hayatın gereklerini yerine getirerek ülkeyi siyasi bir düzlüğe çıkarmaktır.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar