Tarım News
İstanbul
DOLAR18.6378
EURO19.3451
ALTIN1055.5
Osman Selim Kocahanoğlu

Osman Selim Kocahanoğlu

Mail: [email protected]

BİR OSMANLI AYDINI VE GÜNÜMÜZ SİYASAL İSLAMI

Bu yazıda size unutulmuş bir Osmanlı bürokratı ve aydınını tanıtmak istedim. Selanik/ Langaza kazası Malmüdürü Mısırlızâde diye mâruf Aziz Bey’in oğlu olarak, Selânik’te doğan (1874) Süleyman Kani İRTEM, Selânik Şemsi Efendi Mektebi ve Fevz-i Sıbyan Rüşdiyesinde okudu. Balkan Harbinde Selanik kaybedilince Fevz-i Sıbyan Mektebi İstanbul Beyazıt/Mercan'daki binasına taşınmıştır. Fevziye Mektebleri (şimdiki Işık Lisesi ve üniversitesinin) ilk şeklidir.

Selânik merkez idadisi ardından, Mekteb-i Mülkiye’den mezun olur (5 Ağustos 1896). Mülkiye ve Tıbbiye Mektebi o yıllarda Jön-Türk hareketinin destek bulduğu iki okuldur. Recaizâde Ekrem, Âta Bey, Mizancı Murad ve Abdurrahman Şeref gibi hocalar ders vermekteler. İttihat ve Terakki Cemiyeti o yıllarda kurulur. Ali Münif, Tahsin Uzer, Hüseyin Cahid, Cavid Bey, Aynizâde Hasan Tahsin aynı sınıfın öğrencileridir...

Mülkiye’yi bitiren Süleyman Kâni Bey’in ilk görevi, Selânik maiyyet memurluğudur (1896). Daha sonra Serez /Menlik kaymakamlığına atanır (1900). Daha sonraki görev yerleri : Ustrumca (1902), Rupçoz ( 1904), Vodina ( 1904), Darıdere (Edirne), Ohri ( 1906) ve Manastır (1908) kaymakamlıkları olur.... 1908 II.Meşrutiyet öncesi 12 senelik memuriyeti tamamen Makedonya bölgesinde geçer. Meşrutiyet öncesinde Selânik’te gizli faaliyet gösteren İttihat-Terakki ile yakın temastadır.

Makedonya’daki sivil asker memurların hepsi -Hüseyin Hilmi Paşa hariç- gizli İttihatçı idi. Manastır merkez kaymakamı iken, İttihat-Terakki Kulübü üyesiydi. Meşrutiyetin ilan öncesi Şemsi Paşa’nın Manastır'da öldürülmesi, ardından gönderilen Tatar Osman Paşa’nın dağa kaldıırılması gibi olaylar onun Ohri kaymakamı bulunduğu günlere rastlar. İstanbul'da 31 Mart isyanı çıktığında Ohri kaymakamıydı, topladığı milislerle Hareket Ordusunun ilk dalgası içinde İstanbul'a gelirken, yerinde kalması istenmişti.

Meşrutiyetin ilanından sonra Cebel-i Bereket mutasarrıflığına atanır (6 Ağustos 1909). Adana’da başlayan ve Müslüman-Ermeni kıtâline dönüşen olaylar biraz yatışmış ve Adana’da üç Divan-ı Harp kurulmuştu. Vali Cevat Paşa ve Cebel-i Bereket (Osmaniye) mutasarrıfı azledilmiş, Adana valiliğine atanan Büyük Cemal Paşa ile aynı vapurda Adana'ya geldiler.

Cebel-i Bereket denilen yer Islahiye, Erzin, Kadirli, Bahçe ve Osmaniye ilçelerini kapsayan bir sancak merkeziydi. Azledilen mutasarrıf Mehmed Âsaf Bey (Burhan Belge’nin babası, Murat Belge’nin dedesi) Divan-ı Harpte yargılanıyordu. Yargılamada olayların kışkırtıcısı olarak görülen Bahçe müftüsü İsmail Hakkı Efendi (Hasan Aksay oğlu gazeteci Abdurrahman Dilipak bu ailedendir) ile kardeşi Yusuf Efendi de yargılanıp yedi kişi idam edilmişti. Bunlar Süleyman Kâni Bey zamanına rastlamıştır.

Süleyman Kâni Bey’in daha sonraki görevleri şöyle: 1910’da Kayseri Mutasarrıflığına atanır ancak gitmeyip Bolu ve Canik mutasarrıfı olur. (18 Haziran 1912). Mahmut Şevket Paşa’nın katli olayından sonra Beyoğlu mutasarrıflığına atanır. Birinci Dünya Harbinde Çanakkale cephesinin en sıkışık günlerinde Üsküdar mutasarrıfıdır. 1916-1917 arasında İstanbul vali vekilliği yapan Kâni Bey Ocak 1918’de Ankara valiliğine, Talât Paşa'nın sadrazamlığında da İstanbul valiliği ve şehreminliği vekâletine atanır (11 Ağustos 1918). Sultan Vahdettin tahta çıkınca düzenlenen kılıç kuşanma töreninde vali olarak bulunur.

Kâni Bey’in İstanbul valiliği en bunalımlı mütareke döneme rastlar. İzzet Paşa Kabinesi Mondros Mütarekesini imzalamış, İttihatçı Şefler yurt dışına kaçmış (2-3 Kasım 1918), İstanbul da çok geçmeden müttefikler tarafından işgal edilmiştir(13 Kasım 1918). İttihatçı şeflerin firar olayında vali Süleyman Kâni Bey'in sorumluğu büyüktür. Tevfik Paşa hükumeti, 15 Aralık 1918 tarihli Takvim-i Vekâyi’de yayınlanan kararname ile görevinden alacaktır.

Tevfik Paşa ardından Damad Ferid sadrazam olmuş (3 Mart 1919). İttihatçılar vebâ mikrobu gibi tehlikeli sayılmıştır. Ferik Nazım Paşa ve Nemrut Mustafa Divan-ı Harpleri İttihatçıları Bekirağa Bölüğüne doldurur. İngiliz ve Fransız karargâhlarına Rum ve Ermeniler tarafından tevkif listeleri sunulur. Süleyman Kâni de Ankara valiliğinde Ermenilere kötü davrandığı için aranmaktadır. Bir vapurla Köstence’ye kaçar. Tahkikat lehine sonuçlanınca İstanbul’a döner.

Valilik sonrası mâzuliyet maaşı bağlanan Kâni Bey, 1 Mart 1924’de emekli olmuştur. İttihatçı Cavid Bey takımından olduğu için Milli Mücadele ve Ankara rejimiyle de mesafelidir...Boş zamanlarında profesyonel bir gazeteci gibi tarihi tefrikalar yazmaya başlar. Fevziye Mektepleri kurucusu olup uzun yıllar reisliğini yapan Süleyman Kâni İrtem, 30 Kasım 1945 Cuma günü 71 yaşında kalp krizinden vefat etmiş, Feriköy mezarlığına defnedilmiştirir. Hüseyin Cahid'le mezarları yan yana...

Akşam Gazetesi sahibi Kâzım Şinasî (Dersan) ve Hüseyin Cahit arkadaşıdır. Süleyman Kâni Bey ölümüne kadar Tanin ve Akşam gazetelerinde tarihi tefrikalar yazmıştır. 1933 yılına kadar Akşam Gazetesi’nde sohbetlerle işe başlar ve bunun ardından uzun yıllar devam edecek “Saray ve Bâbıâli’nin İçyüzü” isimli tefrikası yayına girer. Yazı başına o gün için 2 lira ödenmektedir. Evinin kütüphaneye çevrilen bir odası, sahaflardan getirilen kitap, dergi ve yazmalarla dolmaktadır. Gündüz kütüphanede, geceleri tefrikalar yazar. Gazetenin tirajı artacaktır.

II. Mahmud devrinden Mütareke sonuna kadar devam tefrikaların Meşrutiyet öncesi “Saray ve Bâbıâlinin İçyüzü”, meşrutiyet sonrası da “Meşrutiyette Saray ve Bâbıâli” başlığı altında yayınlanır. Tefrikalar bitince “Tarihten Sayfalar” başlıklı müstakil sohbet yazıları kaleme alır. Özellikle Meşrutiyet öncesi tefrikalarının arşiv çalışmasına dayalı olduğu söylenebilir. Meşrutiyet dönemi zaten hayatına karışmıştır. Aktüaliteye uzak kalmaz, özel konuları da araştırarak kaleme döker. Akıcı bir üslup ve anekdotlarla süslenen tefrikalar gazetecilik fantezisi gibi görünsede, akademik çalışmalara kaynak olacak bilgiler sunmuştur. Fransızca kaynaklar kullandığı da görülür.

Gazete köşelerinde kalmış bu tefrikalar konularına göre tasnif edilip gözden geçirilerek ilk defa tarafımdan gün yüzüne çıkarıldı. Hem editörlüğünü yapıp hem yayına hazırladım. Abdülâziz devrinden başlayıp özellikle Abdülhamid ve II. Meşrutiyet süreci ilginç olaylar ve tahlillere konu edilmiştir.

Bu tefrikalar arasında en popüler olanı kuşkusuz Osmanlı Sarayı ve Haremin İçyüzü isimli kitaptır. Osmanlı sultanlarının aile hayatı, içki iptilası ve kadın düşkünlükleri, saray kadınlarının müzik raks ve eğlence alemleri, cariyelik ve haremağası kurumları, şehzade düğünleri, muzıkai hümayun ve saray tiyatrosu gibi konular oldukça ayrıntılı işlenmiştir.

Süleyman Kani Bey'in tefrikalarından şu kitaplar yayına hazırlanmıştır: (1). Osmanlı Sarayı ve Haremin İçyüzü (2). Abdülhamid Devrinde Hafiyelik ve Sansür ( 3). Makedonya Meselesi (4). Şark Meselesi (5). Mısır Yemen Hicaz Meselesi (6). Yıldız ve Jön Türkler (7). Meşrutiyet Doğarken (?. Abdülhamid ve Yıldız Kamarillası (9). Ali Suavi Olayı (10). 31 Mart İsyanı ve Hareket Ordusu (11). Sultan Abdülaziz (12). Birinci Meşrutiyet ve Abdülhamid (13). Meşrutiyetten Mütarekeye... (14) Sultan Vahideddin (15). Ermeni Meselesi (16). Ertuğrul Faciası. (17). Saray ve Babıali.(18). Türk Kemankeşleri

Maliye Nazırı Cavid Bey ve Hüseyin Cahid'e çok yakın olan Süleyman Kani Bey, olaylar ve kişilere İttihatçı penceresinden bakmıştır. İttihat Terakkinin topluma sunduğu kozmopolit ve jakoben modernleşme, Ziya Gökalp elinde “asli unsur” milliyetçiliği ve Türkçülüğe dönüşecek, ama unsur tufanında boğulacaktır. İttihatçı modernleşme, imparatorluğun mevcut çok uluslu etnik yapısına çarpmış, Tanzimattan beri yaşanan “medrese - okul” çatışması bir türlü aşılamamış “laik- seküler” kavrayışlar egemen kılınamamıştır.

Şükrü Bey'in maarif nazırlığı zamanında eğitim - öğretim alanında göze batan çalışmalar dışında, en önemli uygulama “Hukuk-u Aile Kararnamesi” dir. Bu da Damat Ferit ve Mustafa Sabri tarafından Mütarekede ortadan kaldırılacaktır. Kısacası on yıl süren II. Meşrutiyet dönemi, içerden medrese öğretisi ve çok uluslu/çok dinli geleneksel yapı, dışardan askeri yenilgi ve ekonomik gerileme, özellikle Birinci Dünya Harbi ile ömrünü tamamlar.

Tanzimattan beri bir adım ileri iki adım geriye yürüyen teokratik Osmanlı siyasal modernizmi, uygarlığın temel parametrelerine ayak uyduramamış, Sevr Andlaşmasıyla da kendi ipini kendisi çekmiştir. Osmanlının bu siyasal, toplumsal, teokratik yapısı aynen Milli Mücadele ve Cumhuriyete devretmiştir.

Osmanlı çağdaş devlet değil imparatorluk, toplum değil çok etnisiteli çok mezhepli bir cemaat yapılanması idi. Aydınlanma devrimini kaçırıp, çağdaşlık bilinci uzağında feodal kalmıştır. Cumhuriyet modernizminin “laik-pozitif, uluslaşma” projesi bu küflü yapıyı değiştirmek istemiştir. İslam dünyasının gördüğü ilk modernleşme sayılan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk'ten sonra dumura uğratılacaktır. Menderes zamanı başlayan küçük Amerika olma hayaliyle emperyalizmin kucağına oturmuş, bağımsızlık ideali kaybolmuştur. İslam dünyasına tek örnek seküler devrimlerini paranteze alma gayretli günümüz siyasal İslamı ortaçağa yönelmiştir. Toplumu kalabalıklara, demokrasiyi sandığa indirgeyen feodal siyasal İslamının medrese kafası, Katip Çelebi’nin ümmet-i büleha çukurundadır.

Doğa nasıl evcilleşemiyorsa, siyasal İslam ve Hurma kültürü de kıyamete kadar normalleşemiyecektir.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar