Kitap Ya Da Köşe Yazısı Yazmak…

Kitap Ya Da Köşe Yazısı Yazmak…

Bir süredir yazmıyorum.
Daha doğrusu, okumakta olduğunuz gazeteye köşe yazısı yazmıyorum.
Nedeni basit ve “yavan”: Çünkü kitap yazıyorum.

Bir süredir yazmıyorum.

Daha doğrusu, okumakta olduğunuz gazeteye köşe yazısı yazmıyorum.

Nedeni basit ve “yavan”: Çünkü kitap yazıyorum.

“Sol” Sinyal zaten yayında.

Yeni kitabın adı, “”Sanki İki Meyhane Bitirmiştiler”

Bir kitap daha şu anda matbaaya gitti, onbeş güne kadar elimizde olacak.

Dördüncüyü ise, yazmakla meşgulüm.

Yazı yazmak, [galiba] ciddi bir bağımlılık.

İçeriye konuşmanın mecburen sansürden geçirilmiş fotokopisini dışarıya aktarmak…

Bana göre kitapta bu sansür endişesi en-aza indirgenebiliyor.

Ama köşenin içini doldururken maazallah…

Ayrıca köşe yazısının amacı, olayların fotoğrafını çekmek değil, eğer yapılabiliyorsa o fotoğrafın üzerine ışık tutmak olmalı. İncirin çekirdeğini bile dolduramayan gelişigüzel zırvalamalar değil…

Ayrıca yaşamakta olduğumuz koşullarda iç-sansür, dış sansürün ya da baskının da bin misli…

Neyse ki ve altını çizdiğimiz bu yumuşak çelişkiye bakın ki, işte şimdi biz de bir köşenin içini doldurmakla meşgulüz –yeniden-…

Ne var ülkenin ya da dünyanın gündemde?

Bol kepçe konu…

Birçok ihlal.

Yüz-bin-milyon tane haksızlık, hukuksuzluk, garabet, ihlal…

Hangi birini yazacaksınız?

Ama işte daha şimdiden köşenin yarısı doldu bile; bu bir iç çekme ya da iç çekiş mi; hayır itiraf edelim, gevezelik…

Şimdi…

Gençliğimiz, yetişkinliğimiz, orta yaşımız ve halen, tüm düşüncemiz, “yanki go home” sloganın içinde ve etrafında gezindi.

Şimdi ülkenin çeyrek-sol aydınları, “yanki come home” düşüncesi çerçevesinde saf tuttular.

Yazık!.. Ama gerçek.

Bir vakitler Sam Amca deniyordu okyanus ötesi dış güçlere…

Sonra Sam Dayı dendi uzun süre.

Ama şimdilerde Sam teyze fırtınası esiyor. Görüldüğü gibi “demokratik” söylemlerdeki kültür patlaması tavan yaptı, sivri-sinek avlıyor.

Peki, biz ne yapacağız?

Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz ama, körü körüne bir ebelik değildir sözünü ettiğimiz.

Dünyanın tüm konjonktürünü masanın üzerine serip, doğru stratejiyi ve o stratejiden üreteceğimiz siyasetleri sorgulaya didikleye yaratacağız.

İlk önce demokrasi-hukuk…

Hemen yanında, emeğin hakkı, adil paylaşım..

Ve doğal olarak üretim…

Peki ilk adım hangisi?

Bu sorunun yanıtı çok önemli:

Bizce, bütün bunların gerçekleşmesine engel olan nedenler neyse, işte önce o etkenlere bir çözüm getirilmesi gerekir.

Demokrasi ile, özgürlük ile, eşitlik için, uygarlık için…

İşte hepsi bu kadar deyip, noktayı koyabiliriz ama…

Birisi de çıkıp, “kolay mı bütün bunlar,” derse ne yanıt vereceğiz.

İşte sorun burada.

 

farukhaksal@gmail.com

www.akceder.com

www.haksal.av.tr

www.sayfalardan.com

Bu son derece basit söylemi gerçekleştirebilmek için ise, üstümüze örtülmüş bulunan korku-dayatma

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
faruk haksal

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM