• DOLAR
    5,5920
    % 0,22
  • EURO
    6,1981
    % 0,14
  • ALTIN
    271,2818
    % -0,08
  • BIST
    95.734
    % -0,87
Kadının dünyası

Kadının dünyası

Şimdi başlığı görünce şöyle başlayacağımı düşündünüz sanırım, bir kadının hayatında neler oluyor bunu yazacağım. Aslına bakarsanız bir anlamda doğru da. Fakat asıl anlatmak istediğim “Kadının Dünyası” bir TV programı. Benim hazırlayıp sunduğum bir program. Hiç aklımın ucundan dahi bir televizyon programı yapmak geçmiyordu. Hatta kendim için değil başka bir arkadaşım için istiyordum bunu. Mizahi olarak […]

Şimdi başlığı görünce şöyle başlayacağımı düşündünüz sanırım, bir kadının hayatında neler oluyor bunu yazacağım. Aslına bakarsanız bir anlamda doğru da.

Fakat asıl anlatmak istediğim “Kadının Dünyası” bir TV programı. Benim hazırlayıp sunduğum bir program. Hiç aklımın ucundan dahi bir televizyon programı yapmak geçmiyordu. Hatta kendim için değil başka bir arkadaşım için istiyordum bunu. Mizahi olarak siyasetle dalga geçmek için bir youtobe kanalı açmayı çok düşünmüştüm ama televizyon programcılığı asla… Ayrıca ben program yapamam ki çünkü ben yorumcuyum ve bu iş nasıl olacak diye düşünmeme fırsat bile bulamadan içine düştüm. İki değerli arkadaşım ” ne var bunda yaparsın, sen neleri yaptın vesaire ” yüreklendirmeleri sonucu başladık bu işe. TV35 bana televizyon konusuda öğrenmek için yeni bir okul oldu. Programlarda başarılı kadınları daha çok konuk ediyorum ve yaşam mücadelesinde pes etmeyen kadınlarla sohbet ediyoruz. 4 program yaptım ve kendimi gördüm ki berbatım 🙁 Her program sonrası iletişim mezunu olan arkadaşımın yanına koşuyorum, eleştirilerini alıyorum, yeniden çalışmaya başlıyorum. Anladım ki hiç bir iş kolay değil.

Yakında televizyonculuk üzerine okul bile okuyabilirim. İşte yine bir kadın mücadelesi başlıyor. Hayat her zaman öğrenmek değil midir? Hiç bir işte mükemmel olmadım ama mutlaka o işi yapabileceğimin en iyisini yapabilmek için çok çalıştım.

Yazmak mı, televizyonculuk mu ? Kalemi ilk elime aldığım günden beri yazıyorum…Çok yıllar sonra İlkokul Öğretmenimi, Divriği’de gördüğümde bana söylediği ilk şey “hala komposizyonlarını saklıyorum ve onları öğrencilerime örnek olarak okuyorum demişti” Bu benim için büyük bir gururdu. Yazmaya İlkokul 5. sınıfta başladım ve Orta lise yıllarımda yarışmalarda ödüller alarak devam ettim. Sınavlarda arkadaşlarımın komposizyonlarını bile yazan biriydim.

İzmir’e geldiğim de sol bir derginin muhabirliğini yapmaya başladım. Basın kartı aldım ama hiç bir işe yaramayan basın kartı işte. Benim hiç basın kartım olmadı yani…Ama bu benim gazeteci olmadığım anlamına gelmiyordu çünkü yıllarca İzmir basını benden çok beslendi. Çok haber yaptım, haber yaptırdım ve haber atlattım. Hep ek işti benim için gazetecilik. Sonra Cezaevi günllüğü yazmaya başladım. Çocukluk arkadaşım gazeteci yazar Akın Olgun cezaevine girince tam 7 yıl boyunca aralıksız ona özgürlük kokusu taşıyan mektuplar yazdım.İnanılmaz bir deneyimdi benim için. 7 yıl sonra Akın dışarı çıkıp yurt dışına çıkına, bildiğiniz sigarayı bırakmış gibi oldum.

Kağıt kalemin yerini artık klavye almış ve bilgisayar o dönemler çok lüks bir eşya ve benim ne internetim, ne bilgisayarım vardı. Sadece bir arkadaşım bana bir klavye vermişti ve klavyede parmak geliştiriyordum. İnternet kafeler çok kötü ortamlar olsada, mecburen bir çok internet kafeyi keşfetmiştim. Akın ile bu iletişim mektup tadında olmadı, buz tutan klavye, ruhsuz tuşlar artık istediğim Özgür’ü yansıtmıyordu. Ve sevgili yol arkadaşımda bunu anlamıştı. Böylece biz “yazışma” faslını kapattık.

Ancak yazma faslını ikimizde devam ettik. O kitaplarını çıkardı. Ben köşe yazmaya devam ettim. Çünkü yazmak gerçekten çok önemli bir içsel yolculuktur.

Yazarken silmek gibi bir şansınız var ve yeniden al baştan düzeltebilirsiniz ancak televizyonculukta hele canlı yayında bunun imkanı yok. Bu yüzden ağzımızdan çıkacak her kelimeyi dikkatli seçmek yada az konuşmak gibi bir durum içine düştüğümü, deyim yerindeyse soğuk terler akıttığımı fark ettim. Tabi arkadaşlarımın, çevremin hepsinin inanılmaz yüreklendirmesi varken elbette bir çok zorluğu aşacağımı biliyorum. Ben TRT spikeri falan değilim neticede.Mükemmel olmak gibi bir derdim de yok. Ama yapabileceğimin en iyisini yapmayı istiyorum.

“Kadının Dünyası neden? ” TV35 Kanalın sahibi Sevgili Mithat’ın önerisi kadın programı oldu. İsmim babası da, Mitahat’ın sevgili oğlu Umut önerdi ve başladık. Ve konuklarımı seçerken hep hayat mücadelesinde kendisini var etmiş ve hayattı erkek sırtına yüklememiş, eşit yaşama inanmış, kadınları tercih ediyorum.

Bu arada kendi hayat okulumda da ne kadar değerli dostlar ve çevre edindiğimi de görüyorum. İzmir gerçekten benim hayata en alt sınıftan başlayarak, en üst sınıfa kadar yol yürüdüğüm bir kent oldu. Benim dünyam da köylülük, kentlilik, ev kadınlığı, işçilik, sendikacılık, dernekçilik, patronluk, gazetecilik, siyaset, belediyecilik derken nasıl da bir birikim kazandığımı anlamamı sağlıyor televizyonculuk. İnsanlarla çıkara dayalı olmayan ilişkilerim, samimi dostlklarım hep oldu. Çok varsıl dostlarımın beni her zaman el üstünde tuttuğu kül kedisi gibi onurlu ve gururlu kadın olarak parmakları ile göstermeleri beni hep daha zengin yaptı. Hem onların saygınlığını kazandım hem de siyaset yaptığım halk kitlesi içinde halkın duygularına tercüman olabildiğim için onların yoksul sofralarının bile en önemli konuşulan, örnek verilen kızları oldum.

İşin gerçeği kendi hayatımla ve mücadelemle gurur duyduğum bir dönemden geçiyorum.Hiç kimseye yük olmadan, hep kendi ayakları üzerinde durmuş bir kadın olmak beni mutlu ediyor. Yorgunluklarım, hayal kırıklıklarım, ayağıma batan cam kırıkları, kalbimi kanatan yol ayrılıkları ve güven duygusunu yitirmişliğim, hayal dünyamın fakirleştiği, dost kavramının acımasızlaştığı, ne varsa eskide varmış gibi sözlerle kendimi teselli ettiğim süreçte sapasağlam kalmak ve sapasağlam savrulmadan yürümek çok önemli. Elbette korumasız kaldığımı düşündüğüm, korkularımın ağır bastığı süreçleride yaşıyorum.İnsanlara çabuk inanırım, bu yüzden başımdan dert eksik olmaz. Ama artık soru işaretlerim çok fazla,güven duygum azaldı, hayata daha temkinliyim, kendimi ve kızımı daha fazla koruma güdüsü taşıyorum. Korkuyorum ama bu korkuya alışmayacağım. Olsun bunları yaşamakta güzel. Bunların beni dantel gibi işlediğinin farkındayım. Bu yüzden kendimizi fark etmek önemli.Ellerimi, kollarımı, hatta ayaklarımı dahi kesseler benim hayatla olan serüvenimi bitiremezler. İnanmak ve inandığım şeyler için yaşamak, yaptığım herşeyi aşkla yapmak, aşka inanmak ve umudu asla kaybetmemek önemlidir. Yazmak benim vaz geçilmez aşkım, Televizyonculuk ise bu aşka güzel bir kalp ritmi oldu…Aslında kadının dünyası benim de dünyam oldu.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM