İyi olan her şey, bize alerji yapar…

 İyi olan her şey, bize alerji yapar…

Garip bir yönetim şeklimiz var. Nedense, bizler için iyi olabilecek her şeye alerjimiz var. Ya da imza atmayı bilmiyoruz, en azından parmak bassalar ya…

İstanbul Anlaşması, her türlü bahane ile askıya alındı ve unutuldu gitti, nerdeyse Türkiye Cumhuriyet’i kuruluş döneminde ki bütün anlaşmaları iptal edebilecek bir zihniyet…

Peki, bütün bu akıl tutulması bir yönetimin mi suçu, onca maaş ödediğimiz bizi temsil edenlerin hiç mi suçu yok?

Marmara Deniz’inin başına gelenler, gelmiş geçmiş bütün yönetimin suçu değil mi?

Ben, bir belediye başkanının çıkıp “bu olaydan sonra fark ettik ki iki, üç noktada kanalizasyon atıkları direkt denize döküyormuş”  “muş…” nedir, nasıl bir akıldır ve nasıl bir idare şeklidir?

İşte! Bunu kabul etmek inanın çok zor…

Ya, “Kanal İstanbul”, bütün bilim insanlarının, “yanlış olduğunu ve salyaların her yere yayılmasına zemin hazırlanacağının” uyarısı yapmalarına rağmen, hiç mi bir Allah’ın kulu “dur artık!” Diyemiyor?

Neyse, yine ben kendi kendime olayların mantığını anlamaya çalışıyorum. Gücüm sadece buna yetiyor maalesef.

Şimdi de Paris İklim Anlaşması’na direnç başladı. Yine türlü anlamsız, bilimsel hiçbir dayanağı olmayan nedenler sıralanıyor.

Peki, “Paris İklim Anlaşması” nedir?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında, iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı hakkında 2015 yılında imzalanan, 2016 yılında yürürlüğe bir anlaşmadır. Mart 2021 itibarıyla, BMİDÇS’nin 191 üyesi anlaşmaya taraftır.

Her zaman olduğu gibi, anlaşmayı onaylamayan, 6 BMİDÇS üye devlet vardır: Eritre, İran, Irak, Libya, Yemen ve Türkiye. Bu altı ülke içinde en büyük emisyon kaynağı ilk 20 içinde yer alan İran ve Türkiye’dir.  Amerika Birleşik Devletleri 2020’de anlaşmadan çekildi, ancak 2021’de yeniden katıldı.

Paris Anlaşması’nın uzun vadeli sıcaklık hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerden 2 °C (3,6 °F) artış seviyesi ile sınırlı tutmaktır ve hatta 1,5 °C çaba harcanmasıdır. Çünkü sıcaklık artışını 2 °C yerine 1,5 ile sınırlamak riskler ve etkiler anlamında iklim değişikliğinin risklerini ve etkilerini önemli ölçüde azaltacağını kabul edilmektedir. Bunu sağlamak için emisyonların mümkün olan en kısa sürede azaltılması ve 21. yüzyılın ikinci yarısına kadar salınan ve tutulan sera gazlarının dengelenmesi hedeflenmektedir. Anlaşma ayrıca, tarafların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlama yeteneğini artırmayı ve “düşük sera gazı emisyonları ve iklime dirençli kalkınma yolunda tutarlı bir finansman akışı” sağlamayı hedefliyor.

Anlayacağınız,  önümüzdeki yüzyılda hepten başımıza dert olacak iklim değişikliğine önlem olacak bir anlaşma, ancak biz bunu imzalarsak nasıl peşkeş çekeceğiz sanayi devlerine, nasıl ki atıklarının  denize gittiğini bildiğimiz devasa fabrika ya da otellere hesap sormayıp, kanunda yer alan yasaları uygulamayıp, şimdi kafamızı taşlara vuruyorsak, bunun sonunda da durum daha vahim olacak.

Bakın iş dünyası bile nasıl bir demeç vermiş;

“TBMM Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’na sunum yapan TOBB ve TÜSİAD, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasını istedi. İş dünyası temsilcileri Ankara’nın Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan tek G20 ülkesi olduğuna dikkati çekti ve bu nedenle serbest ticaret anlaşması bile imzalayamayacak konuma gelindiğinin altını çizdi.

TOBB adına konuşan Sektörler ve Girişimcilik Daire Başkanı Ahmet Saygın Baban, “Türkiye’nin İklim Anlaşması’nın dışında kalması demek, aslında dünyanın dışında kalması anlamına geliyor” diyerek anlaşmanın önemini vurguladı. Ülkelerin dış politikalarını İklim Anlaşması’na göre şekillendirdiğine dikkat çeken Baban, Ankara’nın anlaşmaya onay vermemesi halinde, yurtdışından finansman bulma ve finansmana erişim konularında zorluklar yaşanabileceğini ifade etti. Baban, iş dünyasının karbon vergisiyle, artabilecek finansman maliyetleriyle ve rekabet gücü kayıplarıyla karşı karşıya kalacağına da dikkati çekti. TÜSİAD da Paris İklim Anlaşması’nın 1 Kasım’da başlayacak BM İklim Değişikliği Konferansı’ndan önce onaylanması gerektiğini belirterek, yeni finansman kaynaklarının buradan geldiğini ifade etti.

İş dünyası temsilcileri Paris İklim Anlaşması’yla birlikte küresel ekonomide de değişimler yaşandığına da dikkat çekti. Birçok küresel firmanın, ürünlerde geri dönüştürülmüş malzeme miktarına dikkat ettiğini ve bunu talep ettiğini dile getiren iş insanları, Türkiye’nin de bu sürecin bir parçası olması gerektiğini savundu. İş insanlarına göre bunun için kalkınma ajansları ve yerel yönetimlerin desteği ile ticaret ve sanayi odaları bünyesinde yeşil dönüşüm ofisleri oluşturulabilir.”

İmzalandığı vakit çeşitli yaptırımlar uygulanacak olan, iş dünyası bile durumun farkında olup, “Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın” imzalanmasını savunurken sadece 6 ülkenin inadının içinde nedense hep biz yerimizi alıyoruz, galiba biz 191 ülkeden çok akıllıyız…

O yüzden ya… Dünya hasedinden çatlıyor ve bizi kıskanmaya devam ediyor.

Allah sonumuzu hayır getirsin, her şeyden vazgeçtim umarım seçimlere kadar yaşayacağımız bir toprağımız kalır.

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
seray sayar levent

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM