• DOLAR
    $1.247,4400
  • EURO
    $0,2857
  • ALTIN
    $36.837,0000
  • BIST
    $151,6300
İkibinyirmi yılından geriye kalan…

İkibinyirmi yılından geriye kalan…

Bugün bir, yarın iki…
İkibinyirmi yılından geriye kalan iki gün…
Daha yılın başındayken, Çin’den yayılan haberler karşısında “herkes” gibi kayıtsız/ koşulsuz/ biraz da umarsızdık!

 

Bugün bir, yarın iki…

İkibinyirmi yılından geriye kalan iki gün…

Daha yılın başındayken, Çin’den yayılan haberler karşısında “herkes” gibi kayıtsız/ koşulsuz/ biraz da umarsızdık!

Neydi “o” öyle; insandan insana bulaşıyor, bulaşana yaşamı zehir ediyor, nerede uğrayacağı bilinmeyen şoklar yaşatıyor, insanları birbirinden uzaklaştırıyor…

Görülmemiş, duyulmamış, şu an yaşamda olanların anımsamayacağı bir olgu bu!

Çin’in ardından İran, İspanya, İtalya’da görülmeye başlandığında, hastane koridorları hastalarla dolduğunda da kayıtsız/ umarsızdık!

Bir çember düşünün… Sizi çevreleyen ülkelerde ortaya çıkan bir olgunun, sizde oluşmama olasılığı yok! Oralarda “nasıl” etkilenmeler olmuşsa, oralarda “nasıl” korkular yayılmaya başlanmışsa, oralarda “nasıl” akıl almaz biçimde panik yaşatılmışsa “bize” de gelecekti/ “bize” de yaşatılacaktı; başka bir seçenek yok!

Mart ayının ilk günleriydi sanıyorum, Adana üzerinde dönen/ bölgemizde görülen “olgu” söylentilerinden söz ettiğimde “şunu karıştırmayın” uyarısı almıştım; sanki zevkimden, sanki covid 19’dan çıkarım varmışçasına…

Trakya’da Yunanistan sınırına öbeklenen sığınmacıları unutuyorlardı, İran üzerinden ülkemize giren kaçak insanları unutuyorlardı, ibadet amaçlı “umreye” gidenlerin dönüşlerinde neler olabileceğini unutuyorlardı, ülkeye girenleri karantina altında tutmak için gecenin bir yerinde yurtlarından atılan öğrencileri unutuyorlardı, kayıtsızlığı/ umarsızlığı unutuyorlardı…

Mart ayının ikinci haftası girerken “kendimizi” akıllardan geçmeyecek bir çemberin ortasında bulduk!

Mart ayından başlayarak, aylar boyunca Sağlık Bakanı’nın konuya egemen oluşuna, soruları aksatmadan yanıtlamasına, anlaşılır bir dil kullanmasına hayran kaldık!

Covid 19, küresel bir olguydu, “maske, sosyal aralık, temizlik” kurallarına uyularak “bulaşıdan” uzak durulabilirdi! Şimdilik “hiçbir” ilacı olmamasına karşın; hastane ortamında olsun, evlerinde geçirenlerde olsun “bağışıklığı” güçlendirici ilaçlar çoklarında yararlı oluyordu!

Test sonucu pozitif olanların birçoğu gerek ilaçlardan, gerekse vücutlarındaki “bağışıklık” sisteminin güçlülüğünden dolayı onbeş gün içerisinde “normal” yaşamına dönebiliyordu! Birçoğu hasta da normal solunumunu sürdüremediği için, yapay solunum yolu deneniyordu! Bu işleme de “entübe” adı veriliyordu!

Ne günler yaşandı öyle ikibinyirmi yılı içerisinde?

***

Tamam, olağanüstü bir durumdu, herkes elini taşın altına koymalıydı, özveri herkes için geçerliydi…

Bizde “öyle” olduğunu söylemek; mart ayından bu yana yurttaşların yaşadığını, sokakların acılarını, iş alanlarının vahşiliğini yadsımakla eştir kanımca…

Bu “olağanüstü” olgunun “tek” suçlusu, “tek” özveride bulunmak zorunda olanı emekçiler/ dar gelirliler/ esnaflar/ emekliler/ gazeteciler/ asgari ücretliler sanki…

Örneğin, altmışbeş yaşa HES zorunluluğu getirilip, “ek kazanç” sağlamasını engelleyince, yaşanacak zorluklar hiç de düşünülmesi nedense! Nasıl yaşamlarını sürdürecekler, nasıl mutfakta aş kaynatacaklar, nasıl gereksinmelerini karşılayacaklar! İşin anlaşılmayan yanı da, “bayram ikramiyesinin” bir ay önce verilmesi “emekliye bu kıyağı yaptık” diye anlatıldı!

Örneğin, esnaflar… Bunlar holding değildi, bunlar “iktidarın” yanında durarak varlıklarını sürdüren hiç değildi! Bireysel emekleriyle/ çabalarıyla, babadan-oğula işbölümü yapılarak sürdürülen, ayrıca “devletin” en büyük/ en temiz vergiler topladığı iş alanlarıydı. Piyasada olmayan “alım gücünün” mahalle esnafında olması nasıl beklenmiyorsa, olan “alım gücü” de mahalle aralarını parselleyen “zincir marketler” götürüyordu! Esnafa mı, geriye bir “yazgısı” kalıyordu!

Örneğin asgari ücretliler… Kapitalizmin, çalışanlara harcayacak biçimde “aylık” vermeyecek kadar “aptal” olacağına inanmam! “Gelişmiş” denilen ekonomilerde tek basamaklı yüzdelerle konuşulan “asgari ücret”, bizdekiyle karşılaştırıldığında damağındaki ıslaklık çekiliyor insanın! Ayrıca, insanlarına, piyasada harcamaları için/ yılda bir kez, yeterince “ek aylık” vermeleri bile kapitalizmin işine geliyor! Bizdekinin adını bilmiyorum gerçekten ben! Aptallık mı? Çalışanı sömürme/ damıtma biçimi mi? Emekçiyi yoklukla sınamak mı? Yine “aç kal” denemdi mi?

Taşın altında kimin eli kaldı, taşı daha da ağırlaştırmak için “taşın üstünde” kimler yer aldı; bu yıl, covid 19 ile birlikte bunları bolca gördük/ yaşadık!

***

Bugün bir, yarın iki…

İkibinyirmi yılından geriye kalan iki gün…

Bir yandan covid 19 “korkusuyla” yaşarken, bir yandan da “korkunun” aslında ekonomik olduğuna da tanık olduk!

Ekonomik gücü olan/ ekonomik gücünü biraz daha artırarak, ekonomik gücü olmayan/ ekonomik gücünü çokça yitirerek ikibinyirmi yılının son iki gününe geldik!

Gün boyu karşısından kalkılmayan televizyonlara bakın, sokaklara bakın covid 19 kimlere daha çok zarar veriyor görürsünüz! Sanki bu doğayı bozan, doğayı zorlayan, “kimler” gibi!

ikibinyirmi yılı bitiyor gözünüz aydın; ya gelen yeni yıl…

301220

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
oktay erol

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM