Gölgesizler

Gölgesizler

Oldukça küçük yaşlarda hataya atılmam nedeniyle olsa gerek, özellikle de yaşlıları dinlemeyi, onlardan bir şeyler öğrenmeyi kendime ilke edindim.

 

Oldukça küçük yaşlarda hataya atılmam nedeniyle olsa gerek, özellikle de yaşlıları dinlemeyi, onlardan bir şeyler öğrenmeyi kendime ilke edindim.

Ama, yine küçük yaşlarımdan itibaren gördüm ki, “yaşlılar”ın bir kısmı, bildiklerini genç kuşaklara aktarmak konusunda pek isteksizler. Hatta, cimriler! Hatta, kimseye bildiklerinden, deneyimlerinden bir şey vermemek üzere savunma modelleri (savaş modelleri demeliydim aslında!) geliştirenlerle de çok karşılaştım.

Onlara, gölgesizler dedim.

Gölgesi olmayan ağaç olur mu? Gölgesini paylaşır o ağaç, uzaklardan uzaklara umutlar taşıyan yolcuya!

Gölgesi olmayan duvar olur mu?

Gölgesini yurt yapar, sıcaktan dili dışarıya sarkmış köpeklere! İnsanın da gölgesi, bilgileri ve deneyimleridir.

Çünkü, insan bilgi ve deneyimlerini aktarabildiği sürece bir uygarlığın parçasıdır. Bu parça koptu muydu, ortada insan diye bir şey de kalmaz!

Çoğalmak, sadece üremek yoluyla olmaz! İnsanın kendi benzerlerini yaratması da üremekle olmaz! Nasıl yediğimizi, nasıl davrandığımızı, nasıl güldüğümüzü, nasıl ağladığımızı bir başkasına aktararak hayatta kalırız!

Bilgi ve deneyim bu kadar “hayatî önem”de insanın var oluşunda rol oynarken, gölgesiz insanlar aslında, insan olmanın anti-tezi varlıklar olarak aramızda yaşarlar.

Bilgi ve deneyimin aktarılmasının en önemli olduğu alanların başında gelir sanat! Müzisyenin, yazarın, heykelcinin, oyuncunun öğrendiklerini aktarması, o sanatın yaşaması ve gelişmesi için vaz geçilmezdir.

Ancak, gelin görün ki, şöyle bir çevremize baktığımızda, bilgi ve deneyimlerini kendisinden sonra gelecek kuşaklarla paylaşan kaç sanatçı görüyoruz?

“Kamyonla para kazanan” müzisyenlerden sanatını gençlere aktaran kimse tanıyor musunuz? Ben bilmiyorum.

Ama, gölgesi çok kalın bir sanatçı tanıdım: Talip Özkan! Halk müziğimizin Dedem Korkut’u, yüzlerce yılı ve binlerce kilometre uzaklıkları; yani sonsuz zamanı ve sonsuz mekânı bir sazın içerisinde harmanlayan dev bir müzisyendi, Talip Özkan.

Hasret Gültekin’e sazını öğretmek için çırpınırdı! Aslında, hayatını Türk müziği alanında özel dersler vererek kazandığı halde, Hasret Gültekin’den para almazdı!

Talip Özkan’ın hata yapmadığını, Hasret’in katledilişinin üzerinden 28 yıl geçtiği halde, halkın unutmadığı, tersine yaşattığı bir müzisyen oluşundan anlıyoruz.

Talip Özkan gibi sanatçılarımız olmalı. Ressamlarımız, yazarlarımız, oyuncularımız, yönetmenlerimiz…

İşte, o zaman büyür sanat! Sanatı büyüyen ülke de büyür. Sanatsız bir ülke büyümez, büyüyemez!

Tarih, çok yemek yedikleri için büyük uygarlık kuran tek bir halk dahi yazmamıştır. Ama, tarihe kazınan tüm uygarlıklara bakın, hepsinin büyük sanatçıları vardır!

Yani, uygarlıkları büyüten sanattır; sanatı büyüten ise, gölgesi kalın sanatçılar.

Vesselâm!

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
ali rıza özkan

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM