• DOLAR
    6,1196
    %0,10
  • EURO
    6,6444
    %0,10
  • ALTIN
    324,61
    %-0,48
  • BIST
    7,9212
    %0,20
Evlat olmak…

Evlat olmak…

Charlie Chaplin bir röportajında, babasıyla olan bir çocukluk anısını bahşediyor.

 

“Charlie Chaplin bir röportajında, babasıyla olan bir çocukluk anısını bahşediyor.  İyi ki bahsetmiş, nedenine gelince; kendisi zaten benim için çok önemli ve bu hikaye ile gözümdeki değeri daha da yücelirken üzerine bir de babası ekleniyor. Sonra aklıma gelen kendi babam…  Ne güzel babalar, analar var…

Ve elbette ki evlatlar…

Hikaye…

“Küçük bir çocukken babamla bir sirk şovunu izlemeye gittik. Bilet sırasında uzun bir kuyruk ve önümüzde anne, baba ve 6 çocuktan oluşan bir aile vardı. Fakirlik hallerinden belliydi, elbiseleri eski ama temizdi. (Bu kısma girmek istiyorum, o kadar güzel ki; fakir olup ve bundan asla gocunmayan, kendisine, etrafına duyduğu saygıyla, tertemiz olmaya gayret etmiş her insan çok değerli, sarılırım.) Çocuklar sirkten bahsederken çok mutlu görünüyordu. Onların sırası gelince, babaları gişeye geçti ve bilet fiyatlarını sordu. Gişe çalışanı ona bilet fiyatını söyleyince adam kekelemeye başladı ve dönüp karısının kucağına bir şeyler fısıldadı. Mahcubiyet, yüzünden kolayca okunuyordu. Birden babam cebinden 20 Dolar çıkardı ve yere yattı. Sonra da eğilip yerden 20 Doları aldı ve adamın omuzuna dokunarak şöyle dedi: “Paranız düştü beyfendi. Adam babama baktı ve gözleri dolarak: “ Teşekkür ederim efendim” dedi. Onlar içeri girdikten sonra babam elimden çekti ve kuyruktan çıktık. Çünkü babamın adama verdiği 20 Dolardan başka parası yoktu. O günden beri babamla gurur duyuyorum ve o iki dakika benim hayatımda izlediğim en güzel şovdu. O gün izleyemediğim sirk şovundan eminim daha güzeldi.”

Çok fazla eski değerleri özleyen bir dünyam var, eskimiş tüm değer yargılarının kıymetini az bilerek veya bilmeyerek yaşayanlarla, soluk alıp vermenin yükünü taşıyorum kimi zaman ama, yine de bir çoğunu yaşatabilmek için ruhum direniyor. Hem de hiç şikayet etmeden. Ne varsa eskilerde var sözü, kendini gerçekleştiriyor.

Toplum içinde sanat-sanatçılık oyununu oynayan ve neyse ki bir takım değer yargılarını arada bir dile getiren insanların içerisinde olup, söz sahibi olması gereken, toplumun en naif kişilerini dinlemenin yolunu hayata karışmakta buluyorum elbette. Hayatı solumak, hayata dahil olmak, o insanları dinleyerek, anlayarak, yardım ederek kendini var ediyor ve pek tabi anlam kazandırıyor birçok şeye,  çünkü asıl hikaye sen de ve ben de değil, dünyanın en zor, en kötü, en çirkin yerinde. Bunun dışında var olmaya çalışan birçok insan ise dışarıda çok iyi parlıyor, aldanıyoruz…

‘Bir insanı tanımak için onunla kısa bir yolculuğa çıkmak yeterlidir’. Bahsettiğim yolculuk öyle bildiğin gibi değil.  Birlikte bir film seyretmek gibi örneğin; seçtiği film, filmi izlerken ki duruşu -çünkü iyi film hayat kurtarır.

Ve film sonunda ruhun nereye uzandığını, sormadan, gözünün ucuyla görebilirsin. Ne derin insanlar, ne derin anlamlar, ne derin bir hikaye oluyor kimi zaman. Bunu en iyi bir film sonrası görüyorum.

Yıllar önce ailemle yaşadığım eve bir projektör getirdim, eskiden çokça kullanılan o süslü salonumuz, yine bir misafirlik için açılmıştı ama önceliğimiz izletmek istediğim filmdi. Özellikle de babama. Projeksiyonu kurduk, duvara yansıttık ve film başladı. Canım babam, biricik kızının ona izletmek istediği filmin merakıyla koltuğa yerleşirken, annemin heyecanı filmi izletmemin ötesine geçmişti.  En çok annemin ne hissedeceği benim için önemliydi. Evet, babama izletmek istiyordum ama en çok annemin tepkisini merak ediyordum. Çünkü film sonu babam belki çok üzülecek ama önemli bir şeyi fark edecek, annem ise bahsettiği bir şeyin hayat bulmamış halini görecekti. Her ikisi de empati kuracak ve o filmi yaşayacaklardı. Nitekim her şey tam düşündüğüm gibi oldu, babam derin bir nefes çekti, hafifçe gülümsedi, güzel filmmiş dedi ve usulca yanımızdan ayrılmaya hazırlanırken, annem “evet bu film bize çok güzel bir örnek oldu, ben de oraya hep gitmek istiyorum” dedi.  Çoğu zaman bunu hep dillendirdiği gibi…

Film izlendi, hissedilmesi gerekenler hissedildi. Öğrenilmesi gerekenler öğrenildi ama hala hayatlarına dahil olamadı, o veya bu nedenlerle. Anladım ki o güzel duyguyu yaşamaları için bir itici güce ihtiyaç var, bazen o da benim.  Hayat bana, çokça yaptığımız bir sürü güzel tatilin ötesinde, bir kere ailemle birlikte yurt dışı konserlerime gidebilme olanağını sundu.  Üç ülke gördük birlikte… Babamın ilk uçağa binişi, ilk yurt dışı seyahatiydi ve onun en çok Viyana’yı görmesini istiyordum.  Hala gözümden gitmez, o muhteşem mimarilere hayranlıkla bakışı.

Hayat bize daha güzellerini sunsun.

Sizlere ise daha da güzellerini…

Ama önce iyi birer insan olmanın yolunu, iyi bir evlat olmakta bulalım.

Elimizden geldiğince…”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM