• DOLAR
    5,5848
    % 0,33
  • EURO
    6,2105
    % 0,26
  • ALTIN
    271,7901
    % -0,30
  • BIST
    95.734
    % -0,87
Dinler tarihinde İslamın yeri

Dinler tarihinde İslamın yeri

  Dinler tarihinde, İslamiyet geniş bir yer tutan ve gereğinde fazla gündemde kalan tartışmaların bir noktada son bulması en öncelikli dileğimizdir. Burada amacımız noksansız, yani Kur’ani olan bir bakış açısı açmalıyız. Kur’an mükkemmel bir kitaptır. Mezhep ve tarikatlarla desteklenmesine gerek yoktur. Eğer bir yerde kusur varsa, o yanılgı ve kusurların din işlerinde kendini uzman sananlarda […]

 

Dinler tarihinde, İslamiyet geniş bir yer tutan ve gereğinde fazla gündemde kalan tartışmaların bir noktada son bulması en öncelikli dileğimizdir. Burada amacımız noksansız, yani Kur’ani olan bir bakış açısı açmalıyız.

Kur’an mükkemmel bir kitaptır. Mezhep ve tarikatlarla desteklenmesine gerek yoktur. Eğer bir yerde kusur varsa, o yanılgı ve kusurların din işlerinde kendini uzman sananlarda aranmalıdır.

Burada amaç, Semavi dinlerin en sonuncusu olan, Hazreti Muhammed tarafından insanlara tebliğ edilen güzel İslamı kimin bulandırdığını, kimin karıştırdığını ve suçsuz, günahsız milliyonlarca müslümanın kanına kimin girdiğini görüp biraz düşünmemiz gerekmektedir.

Her düşünen, araştıran, eleştirenler bilir ki; Bilgi cehaletin karşıtıdır. Pozitivizm ise, kör inancı yok etme hareketidir. Araştıran, sorgulayan, eleştiren insanların yanılgı oranı azdır.

Anadolu toprağında yaşıyan insanların yüzde doksan dokuzu müslüman. Ama Müslümanlığın ne olduğunu bilmediğimiz için iç çekişmelerimiz ve kavgalarımız bitmiyor. İslamiyetin ğeçirdiği evereleri, çektiği sıkıntıları araştırmıyoruz. İnceleme ve araştırmaya da açmıyoruz. İslamiyetin doğuşunda günümüze kadar kimilerinin ne yaptığı, kimlerin kimin çıkarına çalıştığı hakkında açık bir bilgi sahibi değiliz. Bilgi sahibi olabilmemiz için araştırıp incelememiz gerekiyor.

Müslümanların arasında nedense, kişilerin önemi büyüktür. İslamın ilk halifeleri ve onları izleyen mevkidaşları çok etkin rol oynamışlardır.

İşte müslümanlar arasındaki karışıklık da burada meydana gelmeye başlamıştır.

Aslında, İslam dünyasında olup bitenleri araştırıp tartmadan bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Bu anlamda kültürel bir bakış açısıyla yola çıkılırsa, kültür verileri arasında bir uzlaşı sağlanabilir.

Dünyanın oluşumundan bu güne; İslam süre gelen bir akıştır. Sürekli yeni düşünceler üreten akıl ve mantığı önde tutan İslamda soru, yanıt yetmeyebilir. Kendini sorgulama ve bu sorgulama sürececinde hataların nerede kaynaklandığını inceleyip gün ışığına çıkarmaktır. Yaşam sürecinde olaylar değiştikçe, ardından koşmak gerekir. Ancak toplumsal barış böyle sağlanır.

Özellikle ülkemizde İslami kurallar, dünyanın en etkili, en rahat tartışılabilen, değerleri sınayan bir anlayışı bünyesinde barındırır.

İslamiyetin çok sağlam bir bünyesi vardır. Yüce Allah yaratıcının vahy eylediği ve sevgili Peygamberinin aracılığıyla insanlara ilettiği bu muhteşem eserin birileri tarafında yıpranması düşünülemez. Düşünülen tek şey bizlerin kendi aramızdaki geçimsizliğimiz, didişmemiz ve çekişmemiz oluyor.

Müslümanım diyenlerin çoğu, inanıp peşinde koştukları kişileri hiç tanımıyorlar. Yanlış bilgi, kendilerine aydın diyen kimi kişilerin işine de yarıyar; çıkarlarına uygun düşüyor. Hatta kendisine oy verilen siyasiler şımararak, seçmene ümmet diyebilecek kadar yanılgılar içindedirler.

Oysa İslam dini, bir bölücülük, bir ayrımcılık aracı olmaması gerek. Din denen kavram, bir hasaplaşma, şişinme, kibirlenme ve başkalarına üstün görünme nedeni değildir. İslam dini akıl ve mantık dinidir. Bilim ve gerçekle çatışmaz. Bir düşünce sistemidir. Bu düşünce ve bu düşüncenin yarattığı iyi yaşam koşulları ve ortak hareket gücüdür. Bu güç; barış, sevgi, özgürlük ve toplumsal bir beraberliğin birlikte bir arada yaşama kaynağıdır.

Hazreti Muhammed zamanında islam dini böyleyken, Resulullahtan sonra, müslümanım diyenler yön değiştirmişler midir? Kendi çıkarları doğrultusunda yaptıkları yanlışları, kabahatleri ve kusurlarını meşrulaştırmak için mezhep ve tarikatlar oluşturmuşlar mıdır? Buna karşın Din bilginlerinin Sahihleri ve tarihçiler ne diyor?

Kur’ana göre müslümanlar kardeştirler. Kendi aralarında kavga yapmayacaklar; Hakkın dışında kimsenin çıkarına çalışmıyacaklar; çeşitli gruplara bölünmeyeceklerdi. Ayrımcılık yapmayacaklardı. Aksine, toplumun çıkarlarını, kendi çıkarlarının önünde tutacaklardı. Toplumu, çağdaşlığa, üretime ve yeniliğe yönlendirceklerdi.

Hazreti Muhammed derki:

“Bilim, İlim Hint de, Çinde de olsa git ara bul öğren” demektedir.

Ama bu böyle olmadı. Peygamberin Sünnetleri daha cenazesi toprağa verilmeden değiştirildi. Yüce Allah’ın emirleri unutuldu.

Hazreti Muhammedin cenazesine bile katılmadılar. Adeta Resulullah unutuldu. Tartışmalar, çekişmeler ve kan dökülmesi tercih edildi. İslamiyetle ilgisi alakası olmayan Hurafelerin peşine düşüldü. Kendi kendilerine siyasal roller seçtiler. Sahte, bilgisiz din adamları türemeye başladı. Barış, sevgi, özgürlük ve üretime boş verildi. Ümmetçiliğe heves edildi. Barış, kardeşlik, özgürlük ve sevgi gözardı edildi. Beylerin çıkarları her şeyin önüne geçti. Yukarıda değindiğim gibi siyasiler kendilerine oy veren seçmene ümmet demeye başladılar.

Sonuç olarak, gelişen küresel dünyadaki ülkelerin gerisinde kalındı.

Güçlü olmak, sorunları çözmüyor, erteliyor. Okumayan, sogulamayan, eleştirmeyen bir toplum kimilerinin dümen suyuna kapılarak karanlığa doğru son hızla batmakta. Böyle olunca da kendi tarihlerinden uzaklaşarak yozlaşıyorlar.

En büyük yanılgılardan biri, din ile Tanrı kavramını eş değer kullanmaktır. Oysa din sözcük olarak bir inanç sistemlidir. İnanç zaman ve süreç içinde değişebilir. İman ise daimidir, tanrısal kavramdır değişmez.

Nikola telsa; küresel dünyada dine şöyle bakmaktadır.

“Dini okuyup anlayanlar ateistir. Ama kendilerine göre bir totem yaratırlar. İçinde bulunduğu toplumun yanlışları dile getirmeleri, sevgiyi, hoşgörü, değer yargılarının yok olduğu toplumun yanlışları sezinleyince; kâinatı var eden bir yaratıcının olduğunu var sayarak, yapılan yanlışlıklara tepkisel bir davranış gösterirler.

Dini okuyup anlamayanlar dindardır. Sevgi ve hoşgörü ile hiçbir canlıya zarar vermek istemezler.

Din hakkında hiçbir bilgisi olmayan, din hakkında hiçbir şey bilmeyenler. Akıllarına ne gelirse konuştukları için yobazlardır. Dindar değil kindardırlar. Beylerin, ağaların çıkarları doğrultusunda hareket eder. Onlara toz kondurmazlar. Her şeyi din adına yaptıklarını sandıkları için yobazdırlar.”

Müslümanların en önemli görevleri kendi tarihleriyle barışmaları gerekiyor. Önemli olan geçmişi sorgulayarak geleceği sağlam temeller üzerine oturtmaktır. Tarihi bigisizlik ile birlikte süre gelen kalıntılarıyla, ayrımcılığı ve nifakı daha da ısıtarak bir yere varılmayacağı açıktır. Devam etmekte olan sömürü, baskı esareti ve tutsaklığı böylece devam etmektedir.

Oysa araştırıp incelediğimizde göreceğiz ki; çağın akışında diğer çağdaş ve uygur ülkeler, sorunlarını nasıl çözüyorsa, bizde öyle çözebiliriz. Tarihte alınacak çok dersler vardır. Sorunları üst üste yığmak yerine, masaya yatırarak ameliyatını başarıyla sonlandırmak gerek.

Demem şu ki İslam tarihinin geçirdiği evredeki sarsıntıları artık masaya yatırma zamanı geldi de geçmekte. Sorunları masaya yatırıp sağlıklı bir tahlilden geçirme zamanı. Amacımız gerçeği bulmak. Kur’ani olanla olmayanı birbirinden ayırmak en doğrusu. Hurafelerden ve geleneksel yapılanmalardan ancak böylece kurtulabilirz.

Barış, sevgi ve birlik gücü ancak böyle sağlanabilir.

Sevg3i ve saygıyla…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM