• DOLAR
    7,9701
  • EURO
    9,4633
  • ALTIN
    487,38
  • BIST
    1,1861
Çanakkale’de başlayan tutsaklık

Çanakkale’de başlayan tutsaklık

1. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’den Çanakkale’ye gelen, Gelibolu Yarımadası’nda savaşırken esir düşen Osmond Walters’ın Türkiye’deki serüveni Afyonkarahisar ve Sivas’taki tutsak kamplarında sürdü.

 

1. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’den Çanakkale’ye gelen, Gelibolu Yarımadası’nda savaşırken tutsak olan Osmond Walters’ın Türkiye’deki serüveni Afyonkarahisar ve Sivas’taki esir kamplarında  sürdü.

Walters’ın İngiltere’de yaşayan torunu Maureen Joan Wakefield, HİBYA muhabirine yaptığı açıklamada, savaş döneminde 1/1st Berkshire Gönüllü Süvari Alayı’nda görev yapan dedesinin 20 Kasım 1891’de doğduğunu ve Berkshire’de yaşadığını söyledi.

Wakefield, dedesinin alaya 1913 yılı ilkyazında katıldığını, 1914 yılının ağustos ayında seferberlik kararını izleyen 3rd (Hungerford) Süvarileri C (Newbury) Birliği’nde hizmet ettiğini, C birliğinin bölünmesinin ardından B (Reading) Birliği’ne katıldığını bildirdi.

Dedesi Walters’ın 21 Ağustos 1915 tarihinde Suvla bölgesi Yusufçuk tepeye yapılan saldırıya katıldığını ve muharebede yaralanıp, 5 arkadaşıyla tutsak düştüğünü anlatan Wakefield, ”İlk olarak İstanbul’a götürüldü ve yaraları iyileşince (Uluslararası Kızılhaç Esir kayıtlarına 16 Ekim 1915 tarihinde girmiştir) Afyonkarahisar esir kampına gönderildi. (Şubat 1916) Daha sonra 4 Nisan 1916 tarihinde Sivas kampına yollandı.” dedi.

Wakefield, dedesinin tutsaklığının1919 yılında sona erdiğini, ülkesine döndüğünü ve bir çiftlikte işçi olarak işe başladığına işaret ederek, ”Daha sonraları tecrübeli bir sürücü olarak iki atıyla hizmet verdi. Bir kaç çiftlikte çalıştıktan sonra, 2. Dünya Savaşı’na gelindiğinde artık Wiltshire kenti Wilton kasabası yakınında Hill Barn Çiftliği’nde yönetici olmuştu.” diye konuştu.

– Tutsaklığı anlatırken gözyaşlarına boğulurdu

Maureen Joan Wakefield, dedesinin ne yazık ki savaş tecrübeleri hakkında çok konuşmadığını söyledi.

Yazı yazmayı iyi bilmediğinden yaşadıklarını sözel olarak annesine, yani en büyük kızına anlattığını anlatan Wakefield, ”Ancak her seferinde muharebe anılarını ve esaretini anlatırken gözyaşlarına boğulurdu. Bildiğimiz tek şey Mısır piramitlerini görmenin onu çok şaşırttığı ve demiryolları inşasında çalışan esirlerin çektiği eziyetler, işin zorluğu ve gıda yetmezliğiydi. Tanıdığı bir kaç esirin kampta öldüğünden de bahsederdi.” dedi.

Wakefield, kendisinin 2 kez Mısır’da bulunduğunu ve büyük babasının 1915 yılında orada olduğunu bilmenin tuhaf bir duygu olduğuna işaret etti.

Büyükbabasından kendilerine birkaç fotoğraf ve Berkshire Yeomanry kep rozeti kaldığını, ne yazık ki öldüğü zaman madalyalarının ortadan kaybolduğunu anlatan Wakefield, 1. Dünya Savaşı hakkındaki görüşlerini şöyle açıkladı:

”Savaş, Avrupa tarihinde yaşanılan en kötü olaylardan birisi ve dünyayı çok da iyi olmayacak şekilde değiştirdi. Wiltshire ve Berkshire kasabalarında çiftlikte çalışan insanların gönüllü olup Fransa ve Belçika’da Almanlara karşı savaşacaklarını zannederken, birden kendilerini Türklerle savaşırken bulmaları inanılmaz bir şey. Dedemin gönüllü olmasından gurur duyuyorum ve oğlum Alan ile savaşın çeşitli yönlerini ve sıradan askerlerin neler yaşadıklarını konuşurken, dedemin neden savaştan pek bahsetmediğine şaşırmıyorum. Ne yazık ki 1966 yılında öldü ve eğer ölmeseydi, sanırım 3 kızına ve bana anlattıklarından daha fazlasını oğlum Alan’a anlatırdı.”

Wakefield, Türkiye’ye hiç gitmediğini, ama tarihe olan ilgisi nedeniyle İstanbul, Efes ve Truva’yı ziyaret etmek istediğini dile getirdi.

Savaş esirleri anısına anıt, müze, plaket, heykel konulması hakkında görüşlerini de aktaran Wakefield, ”Evet kesinlikle. Çünkü onların öyküleri, hemen hemen unutulmuştur. 1. Dünya Savaşı esirleri konusu daha tanınmış olan Colditz ve Büyük Kaçış gibi 2. Dünya Savaşı öykülerinin gölgesinde kalmıştır.” diyerek sözlerini tamamladı.

 

Mehmet Bayer – 31 Mayıs 2020 – HİBYA –

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM