• DOLAR
    $1.399,5600
  • EURO
    $0,2753
  • ALTIN
    $33.821,0000
  • BIST
    $142,4500
Bunun adı “sosyal anlayış” (mı?)

Bunun adı “sosyal anlayış” (mı?)

“İktidarın”/ yerel yönetimlerin dilinden sıkça “sosyal anlayış” deyimini duyuyoruz!
Bir zamanlar elektriği olmayan köylere buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtarak, yaptıkları işin “sosyal devlet” anlamına geldiğini anlatmıştı, avazları çıktığınca “iktidar”.

 

“İktidarın”/ yerel yönetimlerin dilinden sıkça “sosyal anlayış” deyimini duyuyoruz!

Bir zamanlar elektriği olmayan köylere buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtarak, yaptıkları işin “sosyal devlet” anlamına geldiğini anlatmıştı, avazları çıktığınca “iktidar”.

Kalori değeri düşük kömürle hem hava kirliliğinin neden olmuşlar, hem solunum yolları hastalıklarını yaygınlaştırmışlar, hem de anlaşılmaz biçimde sosyalleşmişlerdi!

“İktidar” bunu yaparken, “yerel yönetimlerin” de buna benzer yollar aramayacağını düşünmek aptalca olur kanımca…

“Sosyal belediyecilik” adına ne yapılabilirse artık…

Küresel bir dönemeçten geçiyoruz ya… Yurttaşların büyük bir bölümü yokluk/ yoksulluk çerisinde.

Kimi işinden atılmış, kimi mahalle arasındaki mini işyerini kapatmış, kimi işsiz kalmış, kimi ek iş yapamadığından zorluklar yaşıyor, kimi evine ekmek götüremiyor, kimi çocuğunu sevindiremiyor, kimi ısınacak odun- kömür alamıyor, kimi akan damını onaramıyor…

Belediyeler boş durmamalı…

Kent içerisinde bulunan muhtarlarla eşgüdüm içinde çalışarak, mahallenin yoksullarını belirlemeli, ekmeğini vermeli, başka temel gereksinmelerini karşılamalı, belediye olarak “bazı” alacaklarından vaz geçmeli/ ertelemeli…

“Sosyal belediyecilik” denince bu anlaşılır.

Aynı toplum içerisinde kanayan yaraları saptamak, merhem bulmak, yaraları sarmak, insanı yaşama kazandırmak “sosyal” anlayışın/ insan olmanın belirtileri…

Ancak “kimseye” caka atmamak koşuluyla…

“İktidarın” çalışmadan, çabalamadan yaşatmayı amaç edinen uygulamalarının/ söylemlerinin yaygın olduğu günlerde, yandaş isimlerin kamyonlara doldurdukları malzemeleri mahalle alanında dağıtma sırasında yaşananları unutan olmadı kanımca! Yandaşın, karnını kaşıyarak/ yaptıklarını övünerek anlattığı sırada kayıt altına alan kameraya gülümseyişini…

“Balık tutmayı değil, balık yemesini öğren” tutumunu, ayrıca bu tutumun cakasını…

Geçtiğimiz günlerde Adana Anakent Belediyesi, “sosyal belediyecilik” anlayışına uygun olarak, “ihtiyaç sahiplerine” yılbaşı paketleri dağıtmış; ne güzel, Noel Baba’lık gibi bir şey…

Bir işin cakası olmasa…

Yılbaşı paketleri “ihtiyaç sahiplerine” dağıtılırken fotoğraflarının çekilmesi savsaklanmamış, bir bir deklanşöre basılmış, paketi tutuşları gösterilmiş, yüzleri gizlenme gereği duyulmamış, “verileni alan, alınanı veren” gözler önüne serilmiş!

“Bakın ihtiyaç sahibine paketi veriyoruz” ya da, “bakın paketi verdiğimiz bu” der gibi…

Bunun adı “sosyal anlayış” değil, işin “cakası” olmalı, işin “teşhiri” olmalı…

 

ZAM KASIRGASI YA DA EKMEĞE DE ZAM…

İkibinyirmibir yılı girmeden “güzel dileklerde” bulunanlar, yılın daha ilk gününde anladılar kanımca “hiçbir şeyin” dünden ayrı olmayacağını anlamışlardır!

Sanki dün, emek/ çaba/ üretim konusunda uğraş verilmiş gibi, “yeni yıldan” iyi beklentiler umduklarını dile getirdi koca koca politikacılar, koca koca “sivil inisiyatifler”, koca koca “belgeli” sanatçılar…

Hepsi “koca koca” olunca, “herkes” koroya eşlik etti. “Güzel şeyler olmasını diliyoruz!”

Sanki “güzel şeyler” olmasını var gibi…

Yurdun büyük bir bölümü “güzel şeyler” istiyor! Yaşamı sevmek istiyor, doymak istiyor, birlikte gülmek istiyor, “orman gibi kardeşçesine” demek istiyor da…

Yeni yıl girmeden üç gün önce, “iktidarın”/ sistemin “büyük bir utku” olarak değerlendirdiği “asgari ücret” neydi öyle?

Böl böl harca, günlere/ haftalara ayır harca; ay sonuna yetecek gibi…

“İyi yıl dilekleri” ile girilen ikibinyirmibir sabahı açıklanan zamlarla “asgari ücrette” yapılan artış da/ var olan “alım gücü de” biraz daha ufalanmış oldu; görüldüğü gibi!

Sürekli yineleniyor ya; covid 19 sürecinden geçiyormuşuz, hepimiz taşın altına elimizi koymalıymışız, acı şerbeti içmeliymişiz, bugünleri geçecekmişiz, güçlü bir ülkede yaşıyormuşuz, yurttaşının yanında olan bir “iktidarımız” olduğu için sevinmeliymişiz…

Hepsi yalan, hepsi oyalama, hepsi olanları unutturma çabası…

Şu an ki koşullarda “iyiye giden” bir şey yok! Ekonomi saydam değil, merkez bankasının konumu belirsiz, üretim yok, ekin alanları yazgısına terk, dışa bağımlılığımız her gün biraz daha artıyor; neyin “iyi dileğinde” bulunuyoruz ki biz?

Bırakalım hepsini…

Adana’da, Anakent Belediyesi’nin geçen yılın başında, ekmek büfelerinde sattığı ekmeğin fiyatı altmış kuruştu!

Yılın ortasında seksen kuruş oldu; sözümona yüzde otuzüç zam…

İki gün önce de “yeni yılda ekmek bir lira” duyurusu yapıldı!

Ayrıntısı şöyle: geçen yılbaşı ile yüzde altmışyedi, yılın ortasında belirlenen fiyata göre de yüzde yirmibeş ekmeğin fiyatı artırıldı!

Hemen yanı başında yer alan topraklarda buğday yetiştiricileri dış alım ürünler nedeniyle zorluklara sürüklensin, girdiler nedeniyle ekimden uzaklaşsın, yediğin ekmeğin buğdayı bilmediğin yerden getirilsin, dolar kuru ayağa kalksın…

“İyi dileklerde” bulunduğumuz yılın sabahında, “bundan” zamlarla uyandık işte; kaçınılmazdı!

030121

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
oktay erol

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM