Başımız Dertte…    

Başımız Dertte…   

Salgından sonra, özellikle çocuklar dengesini kaybetmiş durumda ve aileler çaresiz. 
Hepimizin düzeni değişti, yeni normalleşmeye ayak uydurmaya çalışırken, biz oldukça zorlanırken, arkadaşlarından, öğretmeninden ayrılan çocuklar ister istemez davranış bozuklukları göstermeye başladılar. 

Salgından sonra, özellikle çocuklar dengesini kaybetmiş durumda ve aileler çaresiz.

Hepimizin düzeni değişti, yeni normalleşmeye ayak uydurmaya çalışırken, biz oldukça zorlanırken, arkadaşlarından, öğretmeninden ayrılan çocuklar ister istemez davranış bozuklukları göstermeye başladılar.

Okulöncesine ya da çocuk kulüplerine giden çocuklar biraz daha şanslı ancak onlar da hiçbir yere gidememenin çaresizliğini yaşıyorlar.

Geçen gün bir öğrencimin, annesine “Tiyatroya, gezmeye gidemiyoruz, söyleyeceğim Seray teyzeye bize kuzu alsın” dediği gibi…

Kuzu… Neden kuzu, diye sorduğum da “ kimsenin beslemediği bir hayvan olduğu, yanıtını vermişti.

Özünde, farklılık isteğini belirtmişti aslında, düşünün monotonluktan ne çok sıkılmış demek ki.

Bizim grup şanslı çocuklar, zira aileler evlatlarının akranları arasın da daha sağlıklı eğitim alacaklarını biliyorlar.

Ya evde ki çocuklar ki çoğunun elinde tablet ya da telefonlar düşmüyor. Ayrıca bunları kontrol eden bir ikinci göz yok.

Haliyle bu çocuklar da şiddete meyil ve sürekli kapanmayan televizyonlar da ölüm, kavga haberleriyle oldukça kaygılı dönemleri çok fazla içselleştirerek sağlıksız bireyler olarak büyümeye çalışıyorlar.

Bu yazım, özellikle eğitimin içinde olmayan ve evde kalmak zorunda kalan çocukların ailelerine belki biraz yardım edecek fikirlere neden olur ve yapılan hataları fark etmelerini sağlar.

Okul öncesi dönemde çocuk, çizgi filmlerle, karton karakterleri izleyerek şiddeti izlemektedir.

Bugs Bunny, Kayotee, Disney karakterlerinin çoğu, Örümcek adam, gibi hayali kahramanlar her maceralarında, şiddeti uygulamakta ancak hepsinden kurtulmakta ve yeni maceralara atılmaktadırlar.

Çocuklar, oyunlarında bu kahramanları taklit etmekte onlara benzemeye çalışmaktadırlar.

Bunlar 3-6 yaş arasındaki çocukların düş güçlerini geliştirme için önemli olmakla birlikte ana baba denetiminde izlenmesi gereken ve hakkında sağlıklı bilgilerin verilmesi gereken etkinliklerdir.

Şiddet, öfke ve kızgınlığın frenlenememesi sonucu bireyin kendisine ve etrafına karşı gösterdiği zarar verici davranışlar olarak ele alınmakla birlikte, etrafa zarar vermeyecek tarzda bireyin öfke ve kızgınlık duyguları beslemesi olağan karşılanmaktadır.

Bu duyguların eyleme dönüşmemesi için nasıl baş edilmesi gerektiğinin çocuğa öğretilmesi gerekir.

Etrafına, yani arkadaşlarına, kardeşine zarar vererek şiddeti kullanan çocuklara, zarar verme duyguları hissettiği zaman nasıl üstesinden geleceğini oyun etkinlikleri içinde öğretmeliyiz.

Çocuklar da şiddet duygusu yaşar. Bu çok doğaldır. Çocukları bu duygunun olumsuz etkilerinden kurtarmaya çalışmak sağlıklı değildir.

Bunun yapılması, çocuğun şiddet duygusunu bir potansiyel olarak içine gömmesine ve patlamak için fırsat kollamasına neden olabilir.

Çocuğa sevgi şefkat, içtenlik duygularını aşılayıp geliştirerek bunu önlemek olasıdır.

 Bunun yanında şiddeti ayaklandıran bir diğer durum yeterince kural konulmamış, aşırı hoş görülü ana babaların takındığı tutumdur. Ç

ocuğun istenmeyen duygularla baş edebilmesi ve sağlıklı biçimde büyüyüp gelişmesi için ebeveynlerin kuralları ve sınırları koyan olduğunu unutmaması gerekir.

Şiddet göstermek isteyen çocuk, bunu izlediği şiddet içeren filmlerden öğreneceği gibi ailede baş gösteren kimi sorunları gidermede kullanılan dayak, fiziksel şiddetin örnek olmasından dolayı da kullanmak isteyebilir.

Bu nedenle çocuğun fiziksel şiddeti uygulanmaması için öncelikle ailenin çocukta bu eğilimi ayaklandıran nedeni bulması ve bunu değiştirmeye çalışması gerekmektedir.

Bunun yanında, çocuğu açık ve net sınırlamak da gerekir.

Çocuğun kollarından sıkıca tutarak, göz seviyesine eğilip doğruca gözlerine bakarak arkamdan bana vurmanı istemiyorum deyip onu odasında (Kapıyı asla kapatmıyorsunuz) öylece bırakıp çıkmak gerekir.

Bunu kısa açık ve net olarak söylemek gerekir, çünkü dolaylı anlatmayı çocuğun algılaması oldukça güçtür.

Bunun yanında aile ortamı içinde saldırganlığı kırıcı ve sakinleştirici oyunların ortama sokulması gerekmektedir.

Timsah yürüyüşü oyununda öndekini itelemeye çalışmak, adil kurallara göre güreşmek, yastık savaşı yapmak, top yumruklama, dayanma sınırını zorlayan gıdıklama oyunları gibi.

Çocuğun şiddet içeren davranışları göstermesi şu koşullar altında gerçekleşebilir.

*Anne- baba çocuğun psikolojik gereksinimlerini yerine getiremez ve çocukta nefret, öfke duygularını uyandırırsa çocuk şiddete yönelebilir.

*Çocuklar, şiddete başvuran ana babalarını ve örnek aldıkları kişileri taklit ederek şiddeti öğrenir.

*Ana baba çocuklarının gösterdiği şiddet hareketlerine, başka çocukları dövmeleri gibi, karşı çıkmadıkları sürece çocuk şiddete yönelir.

*Çocuklar, olağan olan şiddet duygularını boşaltacak olanaklar bulamadığı taktirde şiddet hareketlerine sapabilir.

*Sadece büyüklerin izleyebileceği şiddet içeren filmleri ana baba denetimi olmadan, kendi istedikleri gibi, istedikleri sürece izleyen çocuklarda şiddet hareketlerine öykünme, seyretmeyen çocuklardan daha sıklıkla oluşabilmektedir.

Şunu Lütfen Unutmayalım!

Mutsuz anne babanın çocuğu saldırgan, huzursuz, şiddete meyilli ve bencil, duygularını öfkeyle yansıtan ve karşıdaki kişilerin duygularını içselleştiremeyen bireyleri oluşturur.

O halde önce siz mutlu olun…

Diğer yazımda Ölüm ve Ölümü nasıl konuşacağımız üzerine olacak.

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı koruma çalışın!

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
seray sayar levent

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM