X
Erdoğan Özgenç

Erdoğan Özgenç

09 Temmuz 2021 Cuma

Tosuncuk…

Tosuncuk…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Azıcık ağzı laf yapan, biraz dini bilgiye sahip olan, birkaç da ayet bilen herkes bu ülkenin ve “gurbetteki” dindar vatandaşlarını rahatlıkla dolandırabilirler…

Akademisyen olmasına,

Bankacı olmasına, finansa sektöründe olmasına da gerek yok; ayak oyunlarını iyi bil, birkaç ağa babaya sırtını daya,

Mafya babalarına, tarikatlara cemaat önderlerine, vakıflara pay ayır gerisi kolay…

Senden iyisi olmaz…

***

İşte onlardan birisi yurt içindeki ve dışındaki vatandaşları “dinci” finans oyunlarıyla soyan, tosuncuk

Mehmet Aydın teslim oldu.

Törenle getirildi…

İzlemişsinizdir, yurda gelişi, gözaltına alınışı, duruşmaya çıkışı, oldukça dikkat çekiciydi…

Polisimiz çok nazikti…

Öyle emekçilere, hakkını arayan kadınlara, Boğaziçi öğrencilerine, İkizdere de toprağına sahip çıkanlara,

Ankara girmek isteyen tütün ekicilerine davrandığı gibi davranmıyordu…

Hamdolsun…

***

Fıtrata aykırı olurdu davransaydı; dinci finans yoluyla soygun yapanlara, cin çıkaranlara, küçücük kız çocuklarına sarkanlara miting yapmak isteyenlere,

Kaç’ Ak Saray müdavimini ve ailesini eleştirenlere ipliklerini pazara çıkaranlar davrandıkları gibi davranamazlardı.

Çarpılırlar…

Sürülürler, fişlenirler, yek ekmeğe muhtaç edilirler…

Muhalif olsa neyse!

Onlar açıklanmaz, dosyaları kamuya açık olamaz, yargılanacaklarsa (!) da gizli yargılanırlar…

Görevliler,

Devletin (!) kurumları denetlenemezler, halkın bilmesi istenemez…

Bizdendir!

***

Soyup (1) soğana çevirmek, düzmek, yurt dışına kaçmak, döviz altın kaçırmak,

Pudra şekeri çekmek,

Nasıl serbestse onlara finansal ayak oyunlarıyla soymak da serbest…

İlke bu…

Namaz (Cuma) kılmanın, Kuran’dan ayet okumanın, bacımızın türbanı diye bağırmanın, Atatürk’e sövmenin ödülü bu…

Çalabilirler…

Çünkü çalışıyorlar, köprümüzü (!) kur(dur)up, yolumuzu “döşüyorlar” bize…

Gemicikler kurban olsun…

***

Neyse ülkemize büyük katkıları olan bazı AK “gurbetçilerin” dediği gibi; 2002 yılına kadar bu ülke yoksulluktan kırılıyordu.

Tüp kuyrukları vardı, hastanelerde ilaç bulunamıyordu, hastalar sıra da geberiyorlardı…

Ne yolumuz,

Ne hastanemiz ne okullarımız ne yiyecek bir lokma ekmeğimiz vardı…

Anaları,

Babaları nasıl yaşamış “gurbetçi” ağaların gerçekten çok merak ediyorum 2002 öncesi Türkiye de…

Onları gurbete

Davulla zurnayla hangi ülke uğurlamış “çalışsınlar” vatana millete faydalı olsunlar diye…

İsrail mi?

ABD’ mi, Rusya mı Suudi Arabistan mı,  Katar mı?

***

Gelelim “finansal soygun” meselesine…

Mesleğin mutfağından gelen birisi olarak diyorum ki; denetlenmek şeffaflıktır.

Hesap verilebilirliktir…

Ancak “denetimsiz finans” kesinlikle gizlilik ister…

Gizlilik keyfiliğin gizlenmesidir.

Kayırılmanın gizlenmesidir. Soygunun gizlenmesidir. Sermayenin korunup kollanmasıdır.

Sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırılmasıdır…

Döneme uyarlarsak;

Sermayenin önündeki tüm engellerin kalkmış olmasına karşın, finans kapitalin yaptığı işlerin, geçtiği yolların, soygunu nasıl yaptığının açık edilmemesi gerekir.

***

Yani diyorlar ki; evet vatandaş soyulabilir ama vatandaşın soyulduğunu bilmemesi gerekir…

Neden!

Ayaklanma olur, protesto olur, rezalet olur…

Onun için “yurdum insanlarının” bankacılık sistemini finans sisteminin, para yönetiminin nasıl işlediğini bilmemesi gerekir.

Yapılacaklar belli…

Vurgun ve soygun tamamlanacak, soyan kişi makbul kişi seviyesine ulaşıp, meşrulaşacak.

Ondan sonra, zaten nasıl soyulduyduk sorusunu soracak kimse kalmayacak…

Bu kadar net!

Kuralsızlık kural olduktan sonra gerisi hikaye; ye Memedim ye…

***

Tosuncuğun verdiği ifadeye, gördüğü muameleye hatta kimse kusura bakmasın gördüğü “itibara” bakıyorum da;

Devletin ve “milletin” malı deniz yemeyen “domuz” hatta domuz oğlu domuz…

Dürüstlük,

Ar namus, efendilik senin neyine manyak, aklını kullan aldığın terbiyeyi öğrendiklerini, makamını unvanını, diplomalarını at bir kenara;

Götür deveyi hamuduyla sende; bu memleketin enayisi sen misin, diyorum; uyanıyorum…

UYANIN ARTIK UYANIN…

 

İstanbul 08.07.2021 04.10

 

Devamını Oku

Odun gözüyle…

Odun gözüyle…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İyi pazarlar…

Seveceğiniz bir öyküyü paylaşmak istiyorum bugün…

İçinde kıssadan hisse tadında bölümler var.

Keyifli okumalar…

***

Bir ağacın gölgesinde adam felsefe kitabı okuyordu.

Sorular üstüne sorular adamın kafasını karıştırmıştı.

Başını kaldırıp ağaca baktı.

“Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım” dedi…

***

Birden ağaç dile geldi:

-Ben düşünmüyorum belki ama düşünen insanlara o kadar çok ders verebilirim ki, dedi.

Adam heyecanla:

“Seni dinlemek isterim,” dedi.

***

Ağaç konuşmaya başladı:

-Şimdi bana bak ve beni dinle, sana on tane hayat dersi vereceğim dedi.

Adam heyecanlanarak:

“Tamam” dedi “çok sevinirim…”

Ağaç:

-Dinle o zaman, dedi ve hayat dersini sıralamaya başladı:

***

-Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur.

Her şeyin bir zamanı vardır.

Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir.

Sizde bilirsiniz ki “yaşlı köpeğe yeni oyunlar, yaşlı kurda yol öğretilmez.”

***

-Düşen ağaca balta vuran çok olur. Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek; güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar…

***

-Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı bizdendir.

Her zaman dış düşmandan korkmayın.

İç düşman daha tehlikelidir.

Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin.

Dişi kıran, pirince en çok benzeyen beyaz taştır…

***

-Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.

İnsanı geliştiren mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar.

Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar.

Uçurtma rüzgara karşı durduğu için yükselir. Engelleri fırsat bilmelisiniz.

***

-Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar.

Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz.

Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız. Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi?

Bir ağaç gücünü gövdesinden değil kökünden alır.

Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak?

Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?

***

-Ağaç yapraklarıyla gürler.

Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır.

Onlarla varlığını hissettirir. Onun için sosyal ilişkileriniz önemlidir.

***

-Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez.

Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar.

Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi şamata yapmadan sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.

***

-Meyveli ağacı taşlarlar.

Bilgili, becerikli, başarılı insanlara haset eden çok olur.

Bir işe yaramayan, niteliksiz, silik insanlar kimsenin umurunda olmazlar.

Onun için başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.

***

-Her ağaç kendi toprağında büyür.

Ağaç ancak uygun toprağı bulması halinde gelişmesini sürdürür.

İnsan yetenekleri de öyledir; ağaç tohumu gibidir.

Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.

***

-Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız. Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz.

Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın.

***

Sözü şöyle bitireyim, insanların kulağına küpe olsun:

“Her şey bir ağacı sevmekle başlar.”

Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin…

***

İşte böyle; bence ağacın odunundan değil insanın “odunundan” korkmak lazım…

Şu sıralar;

Ülkede odunlarla koyunlar maç yapıyor, galiba…

Saray ne kadar cömertmiş meğer…

 

İstanbul 04.07.2021 03.50

Devamını Oku

Sanat ve sanatçı…

Sanat ve sanatçı…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Sanat, yalnızca bir el becerisi ve teknik bir hüner değil, aynı zamanda sanatçının ifade ettiği duyguları başkalarına aktarabilmesiyle insan duygularını biçimlendiren, oluşturan ve geliştiren bir olgudur.

Sanat, bir duyguyu yaşayan insanın, o duyguyu başkalarına aktarma olayı olarak tanımlanabilir.

Diğer bir deyişle güzellik karşısında duyulan heyecan ve hayranlığı uyandırmak için insanın kullandığı yaratıcılıktır…

***

2013 yılında AKP’nin, sanat kurumlarını, “Türkiye Sanat Kurumu” adı altında kendi bürokratlarının yönettiği bir yapı altında birleştirerek, dönüştürmek istediğini ortaya koyan bir yasa taslağı ortaya çıkmıştı…

Büyük tepki topladı…

Ancak “yanlış” bir tanımlama yapıldı;

AKP, yeni bir rant kapısı yaratmak istiyor, dendi…

***

O zaman özellikle sokak sanatçılarına, tiyatroculara ve gece müzik yapılan yerlerde görev yapan ses ve saz sanatçılarına “geleceğinize sahip çıkın” uyarısını yaptığım ve sorgulandığım bir yazı yazmıştım…

İlk satırlarda yaptığım tanımlama da o yazıdan bir bölümdür…

O tanımlama değişmedi ama AKP’nin sanata ve sanatçıya bakış açısı,

Uyarmamı yanıltmayacak şekilde değişti…

***

Pandemi sürecinde etkilenmeyen neredeyse sanatçı kalmadı…

Özellikle ses ve sanatçıları ile tiyatrocular maddi manevi etkilendiler…

Benim rahmetli ağabeyim bateristi, çok zor günler geçirdi…

Sanatçıları anlayabiliyorum…

O günlerden biliyorum, tanıdığım bütün sanatçıların kalplerindeki güzellik ve sevgi yüzlerine vuruyor…

***

Dün akşam dünya iyisi bestakar ve ses sanatçısı sevgili Onur Akay’ı

Sosyal medyada canlı yayında izlerken ne kadar doğru düşündüğümü fark ettim…

Onur Akay

Son derece saygılı, vefakar ve iyiliksever bir sanatçıdır…

Candır…

Annesi benim meslektaşımdır ve gerçek bir hanımefendidir…

***

Değerli dostlarım dünyanın geçtiği ağır covid-19 salgını sürecinde ülkemizin içine düşürüldüğü ekonomik sıkıntılar yüzünden sanat dünyası derin yara aldı…

Geçtiğimiz yıllarda da ciddi sorunlar yaşayan sanatçılar iki yıldır devam eden salgın nedeniyle büyük bir darboğazın içine girdiler…

İntihar edenler oldu…

Hiç bilmediği mesleklerde çalışmak, evini aracını satmak zorunda kalanlar da oldu…

Ne yazık ki devlet diğer ülkelerin sahip çıktığı gibi sahip çıkamadı sanatçılarına…

***

Bu süreçte herkes özellikle de ülke ekonomisinden büyük pay alan iş adamlarının elini taşın altına koyması gerekiyordu.

Ancak Saray’ın şerrinden korkan hiç kimse sanatçıların,

Refahı huzur için ellerini taşın altına koymadılar…

Saray’a yakın bazı sanatçıların suskunluğu ise sanatçıları çok yaraladı…

Farkındalık yaratarak sanat hatta eğitim camiasına karınca kaderince yardımcı olan sanatçılar, derneklerde oldu…

Ama bu yeterli olmadı…

***

Özetle; Koronavirüs salgını tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sahne sanatlarını olumsuz etkiledi.

Pek çok müzisyen 2020 Mart ayından beri sahneye çıkamıyordu…

Albüm satışları ya da dijital platformlardan elde edilen teliflerden kazançlar olsa da sektörün asıl geçim kaynağı konserler…

***

Bilenler bilir;

Orkestrasından sesçisine, ışıkçısından rodisine, menajerinden ulaşım görevlisine, mekan çalışanlarından mekan etrafındaki seyyar satıcılara kadar, müzik sektörü pastasının pek çok dilimi var…

Bu insanların pandemi de yaşadıklarını anlatmaya sayfalar yetmez…

***

1 Temmuz 2021 tarihinden itibaren normalleşme süreci başlayacak ve iktidar bu sürece dair açıklamalar yaptı.

Ancak görünen o ki yukarıda betimlediğim kesimin sıkıntıları,

Kısmen hafiflese de devam edecek gibi…

Umuyor ve diliyorum;

Pandemiyle ilgili alınması gereken etkin önlemler alınır da bu süreç bir daha yaşanmaz…

Her biri birbirinden değerli sanatçılar kaybettiklerinin acılarını hafifletme arayı kapatma imkanı bulurlar…

***

Yazımı sanatçılarla ilgili güzel sözlerle bitirmek isterdim ama yapmayacağım.

Çünkü bu süreçte gördüm ki özellikle son yirmi yılda “devlet” gerçek manada ve söylendiği gibi sanatçısına sahip çıkmamış…

Öğretmenine, köylüsüne küçük esnafına vs çıkmadığı gibi…

Keşke sanatçıları da bölmeselerdi…

***

Neyse!

Umarım sanatçılar kendilerini temsil ettiğini ve zor zamanlarından yanlarında olacaklarını düşündükleri;

Dernek ve sosyal oluşumları bir kez daha gözden geçirirler…

***

Bilmem anlatabildim mi?

***

Büyük küçük tüm sanatçılarımızı ve tiyatro, sinema ve müzik emekçilerini saygıyla selamlıyorum…

Aramızdan ayrılan ustaları da rahmetle ve minnetle anıyorum…

İstanbul 30.06.2021 03.25

Devamını Oku

Neyzen Teyfik…

Neyzen Teyfik…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Soğuk bir kış günü…

Bizlerin yağan o karın muhteşem albenisi ile sevindiğimiz günler belki de…

Kar yağarken sevinmek güzeldir.

Çocuk gibi sevinmeyen var mıdır aramız da acaba…

Yuvamız, aşımız sıcaksa hakkımız elbette böylesi duygular, ama ya üşüyenler için?

Hem soğuktan hem açlıktan tir tir titreyenler?

***

Bendeniz kışı çok sevmem, hatta hiç sevmem, ben Adana çocuğuyum.

Sıcak ve güneş benim vazgeçilmezlerimdir…

Soğuk hastalıktır.

Parası olmayanlar için yokluktur, zorluktur üşümektir…

İşte bu nedenle ne zaman kar yağdığını görsem biraz buruk bir sevinç kaplar içimi.

Gittiğim illerin hepsinde kar yağıyordu.

Buralarda o kadar çok şeye şahit oldum ki-aklımdan hiç çıkmadılar- dediğim gibi ne zaman kar yağdığını görsem aklıma bunlar gelir…

***

Bir de aklımda kalan bir öykü var; Bafra doğumlu bir şair, Neyzen Teyfik ile ilgili…

Gerçek ismi Tevfik Kolaylı

Bizler ise onu Neyzen Tevfik olarak tanıyoruz. Türk kültür hayatının özgün karakterlerinden bir tanesi…

Zorlu hayatı, hastalığı, haksızlığa direnmesi sonucunda yaşadıkları, tercihleri, kendine has kişiliği ve akıl hastanesinde biten bir ömür…

Ama burada onun bambaşka bir yönü ön planda; yine o dondurucu soğuklarda Neyzen Tevfik’in aç sefil ortada kaldığı günlere gidiyoruz…

Cebinde metelik yoktur, üstü başı perişandır. Sokaklarda bir başına dolanırken bir cami avlusuna girer.

Beklemeye başlar…

***

Birisinin onu görmesini, halinden anlamasını ve yardım etmesini umarak, bekler…

Ancak gelin görün ki kimseler yoktur etrafta.

Umutsuz bir şekilde kalkar yerinden; üşümüş kemikleri isyan etse de yürümeye zorlar kendini…

Kalacağı o soğuk yere doğru giderken biri görür onu…

Ve tanır.

Halini anlar.

O dönemin zengin ailelerinden bir gençtir bu kişi. Askerden yeni dönmüştür. Cebindeki parasına eli giden genç tam yüklüce bir miktar çıkarıp verecekken durur…

Neyzen Tevfik’in ne kadar büyük, bir o kadar da deli olduğunu bilir çünkü.

Çocukluğunda onunla ilgili duyduğu hikayelerde hep zekiliği, sivri dili, her hareketi ve her sözü ayrı olay olan cesur davranışları ön plandadır.

***

Genç adam bir an için düşünür.

Bulduğu çözümle elindeki parayı buruşturup Neyzen Tevfik’in ayaklarının dibine doğru atar. Sonra da arkasından seslenerek, parasını düşürdüğünü söyler.

O günlerde oldukça hasta olan ünlü Neyzen ise yerdeki paraya ve genç adamın gözlerine bakar nemli gözlerle.

Onun ne yapmak istediğini çoktan anlamıştır. O zarif yardım teklifini yapan gence; yere düşenin para değil, onun pırlanta kalbi olduğunu söyler.

Yaşam tarzı bir yana; kendini hiç’liğe adayan; maddiyata zerre kadar önem vermeyen, kocaman bir yürekten dökülen en zarif sözcükler.

***

Gerisi mi?

Gerisi teferruat bana göre; asıl olan zorluklar içinde dahi zarafeti ve iyiliği kaybetmemek.

Verirken ne kadar zarifsek, alırken de bir o kadar zarif olmanın en güzel hali…

***

Bu yazıyı Neyzen TEYFİK’i betimlemek için yazmadım.

Amacım;

Yardım elinin “görünmez” olmasına dikkat çekmektir. Ki günümüzde maalesef yardımlar göstere göstere üstelik “utandırarak” yapılmaktadır…

Sağ elin verdiğini sol el görmez diye açıklar atalarımız, aynen katılıyorum “yardım eli görünmez”

Görünmesin ki “gerçek olsun” yerini bulsun…

Kalabalık gerçek sevgilerle kalın…

 

İstanbul 20.06.2021 05.30

Devamını Oku

Hangi takım düşecek…

Hangi takım düşecek…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her alanda olduğu gibi sporda özellikle “futbol” da yıllarca uygulanacak ve dönemin koşullarına göre hafif değişiklikler yapılabilecek köklü kurallar ve “prensipler” birlikteliği yok…

Bizim zamanımızda böyle değildi…

Düşecek ve çıkacak takım sayısı belliydi ve yıllarca değişmedi…

Yabancı oyuncu kontenjanı da az idi…

***

Özellikle “yandaş” siyaset kurmaylarının “spora” da el atmasından sonra bariz bir şekilde ortaya çıkan keyfe keder kurallar ve uygulamalar yüzünden tıpkı eğitim de olduğu gibi futbol arenası da  “yaz-boz” tahtasına döndü…

Her yıl değişen düşecek çıkacak takım sayısı,

Takımlarda oynayacak en fazla yabancı oyuncu sayısı yüzünden futbol ve basketbol sevenlerin kafasında cevapsız ve kuşku dolu sorular dönüp duruyor…

Taraftarların kafasında bu bağlamda “bu sene hangi takımın şampiyon olacağına, hangi takımların küme düşeceğine” sanki önceden,

Yani sezon öncesinde “ masa başında”karar veriliyormuş gibi bir düşünce hasıl oluyor…

***

Sinek küçük ama mide bulandırır hesabı, bu düşünceler maalesef taraftarları spordan soğuttuğu gibi ilginç bir şekilde kulüplerinden de koparıyor…

Taraftar küsüyor takımına…

Şampiyon dahi olsa takımının başarısına kuşkuyla bakıyor, sorguluyor…

Başarısızlığın ardında ise “şike” arıyor…

Sebebi işte bu bahsettiğim kemikleşmiş ve tıkır tıkır uygulanan bir kurallar zincirinin olmayışı…

Her sene yeni sayılar, yeni kararlar…

Sporla yıllarca iç içe olan biri olarak emin olun, bu kuralları ve sayıları takip edemez oldum…

Adam gibi kurallar koyacak hukukçular yok mu bu ülkede?

***

Bakın az evvel (saat 02.10) TFF sitesinden yeni sezonda uygulanacak yabancı oyuncu ve küme düşecek, terfi edecek takım sayısına ilişkin kararı aldım…

Her şey değişmiş…

Hepsini paylaşmayacağım, sadece bahsettiği konuyla alakalı bölümü paylaşacağım…

Buyurun…

Haber kalıbıyla aynen veriyorum…

***

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) yönetim kurulunun kararıyla profesyonel liglerde ilan edilen takım sayılarını ve yürürlüğe giren hususları duyurdu…

TFF’ den yapılan açıklamaya göre, yarın başlayacak 1 nci transfer ve tescil dönemi 8 Eylül’de bitecek.

2 nci transfer ve tescil dönemi ise 12 Ocak 2022-8 Şubat 2022 tarihleri arasında olacak.

***

TFF Yönetim Kurulu tarafından verilen karara göre, 2021-2022 sezonunda profesyonel liglerdeki takım sayıları ile terfi ve tenzil sayıları şöyle:

Süper Lig: 20 Takım (4 takım TFF 1. Lig’e düşecek)

TFF 1. Lig: 19 takım (3 takım Süper Lig’e yükselecek, 4 takım TFF 2. Lig’ e düşecek)

TFF 2. Lig: 39 takım (2 grup) (Toplam 3 takım TFF 1. Lig’e yükselecek, toplam 8 takım TFF 3. Lig’e düşecek)

TFF 3. Lig: 55 takım (3 grup) (toplam 6 takım TFF 2. Lig’e yükselecek, 12 takım alt lige düşecek)

***

Süper Lig kulüpleri, 2021-2022 sezonunda en fazla 14 yabancı uyruklu futbolcuyu tescil ettirerek

A takım listesi ile müsabaka isim listesinde bulundurabilecek.

Bu futbolculardan en fazla 8 futbolcuya aynı anda sahada yer alabilecek…

***

Karar bu, daha genişini merak edenler TFF’ nun internet sitesinde bulabilirler…

***

Dün Türk Milli futbol takımının maçını izlerken sahadaki futbolculara ve yedeklere baktım içlerinde Türkiye’de oynayan dört futbolcu vardı…

Evet, oynayanlar da Türk’tü ama maalesef çoğu Almanya Hollanda İngiltere Fransa vs doğumlu ve o ülkelerin takımlarında futbol oynuyorlar.

O ülkelerin kültürü ile büyümüş, o ülkelerin disiplini ve spor kültürüne göre oynuyorlar.

Babalarının analarının ülkesine yabancılar adeta…

İnanın çoğu Türkiye’yi ilk defa görüyor ve doğru dürüst Türkçe bile konuşamıyor…

Ama milli futbolcu…

***

Başlarında Türkiye’deki futbol kültürü ile futbol oynamış ve örneğin Almanları spor kültürü ve disiplinine ayak uydurmasını bilmeyen bir teknik adam var…

***

Diyeceksiniz ki bu teknik adamın mı suçu?

Elbette hayır…

Bu düşünmeden, gelecek planlaması yapmadan, yukarıdaki yaz boz tahtasına dönen kararları alan Futbol Federasyonu’ nun ve Spor Bakanlığın suçu…

Hoş diyeceksiniz ki “son 19 yılda bu ülkeyi yetenlerin harfiyen uyduğu bir anayasa yok ki sporda yıllarca uygulanacak kuralları hazırlayıp uygulayacak ekip olsun…”

Doğru anayasa delik deşik, hatta rafta…

Hukuksuzluk diz boyunu geçti…

Siyasetin kirli ve karanlık elleri “spor arenasının” da içinde…

***

Buna göre “yurdum insanları” hala Türk takımlarının maçlarını izliyorlarsa küçüğünden büyüğüne tüm spor organları ve yetkililer bu taraftarları öpüp başlarına koysunlar…

İstanbul 17.06.2021 04.03

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.