• DOLAR
    5,8070
    %0,35
  • EURO
    6,4311
    %0,46
  • ALTIN
    273,29
    %0,56
  • BIST
    7,6422
    %0,48
Atilla Kart: Türkiye Cumhuriyeti bir devlet krizi yaşıyor

Atilla Kart: Türkiye Cumhuriyeti bir devlet krizi yaşıyor

31 Mart Yerel Seçimi’nin sonuçlarına birçok seçim bölgesinde itirazlar sürüyor. İktidar partisinin gösterdiği tepkiye bakılırsa, AK Parti Ankara ve İstanbul’u kaybetme ihtimalini öngörememiş. İktidar partisinin yaptığı itirazlar seçim kurullarınca kabul edilirken muhalefetin birçok kritik itirazı reddediliyor. Peki neler oluyor? Geçersiz oy tartışmalarını ve seçimle ilgili merak edilenleri, CHP’den üç dönem milletvekilliği yapmış hukukçu Atilla Kart […]

31 Mart Yerel Seçimi’nin sonuçlarına birçok seçim bölgesinde itirazlar sürüyor. İktidar partisinin gösterdiği tepkiye bakılırsa, AK Parti Ankara ve İstanbul’u kaybetme ihtimalini öngörememiş. İktidar partisinin yaptığı itirazlar seçim kurullarınca kabul edilirken muhalefetin birçok kritik itirazı reddediliyor. Peki neler oluyor?

Geçersiz oy tartışmalarını ve seçimle ilgili merak edilenleri, CHP’den üç dönem milletvekilliği yapmış hukukçu Atilla Kart ile konuştuk. YSK Başkanının suç işlediğini söyleyen Kart, siyaset kurumunun zaman kaybetmeden YSK Başkanı ve AA hakkında suç duyurusunda bulunması gerektiğini söyledi. Atilla Kart, “…bu kadar bariz manipülasyona rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin savcılık makamları ağzını açamıyor, gereğini yapamıyor. Çünkü bütün bu kurumlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumları olmaktan çıktı. Doğrudan siyasi iktidarın güdümünde olan talimat, tavsiye ve telkinlerine göre hareket eden kurumlara dönüştü” dedi. Şimdi sözü Atilla Kart’a bırakalım.

Şu an ne yaşıyoruz? İçinde bulunduğumuz durumu tarif eder misiniz?

Şu anda yaşananı anlayabilmemiz için sadece son 4-5 yıldaki tabloya bakmak gerekiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının geldiği noktada Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasal kurumları işlevini kaybetti. Sadece yargı değil, RTÜK’üyle, YÖK’üyle, Emniyetiyle, tüm üst kurullarıyla… Türkiye bir ekonomik ve siyasi kriz yaşıyor ama bunların ötesinde Türkiye Cumhuriyeti bir devlet krizi yaşıyor. Bu yaşadıklarımız onun sonucudur.

‘ARTIK KANUNSUZ EMİR VE TALİMATLARLA YÖNETİLİYORUZ’

Anayasal kurumlarımız önce siyasi iktidarın kurumlarına dönüştü. Yetmedi, şahsın kurumlarına, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın doğrudan yönetiminde olan kurumlarına dönüştü. Hukuku konuşmamız zaten mümkün değil. Vahim olan kanun devleti bile değiliz çünkü artık kanunsuz emir ve talimatlarla yönetiliyoruz. Öyle olunca iktidar bünyesinde de iktidar adacıkları doğuyor. Bu kez kendi bünyesine kavgalar oluşuyor. Bunun getirdiği vahim sonuçları yaşıyoruz. “Pelikancılar” diye bir grup çıktı. Onların içindeki medya gruplarıyla beraber nasıl toplumsal anlamda manipülasyon yapmaya çalıştıklarını kaygıyla izliyoruz. Bir kaos ve karambol ortamı söz konusu olduğu için YSK gibi kurumlar da doğrudan siyasi iktidarın ihtiyaçlarına, taleplerine, tavsiye ve telkinlerine göre iş yapar hale gelmiştir. Alt başlıkları çok fazla ama önce bu fotoğrafı görmek şart.

‘AKP, CUMHURİYET KAZANIMLARINI TAHRİBATA UĞRATTI’

Türkiye’nin devlet birikimi müktesebatı vardı, AKP bunu da yok etti. Türkiye, cumhuriyetin kazanımları sayesinde laiklikten başlayarak kadın erkek eşitliği, hukuk devrimi, Köy Enstitüleri ruhu ve bunun sayesindedir ki bir modernleşme, aydınlanma deneyimini yaşadı ama maalesef hukuk ve demokrasi inşa edemedi. AKP bu anlamda cumhuriyetin kazanımlarını da maalesef tahribata uğrattı. O devlet birikimidir ki, hatırlarsınız,son zamanlara kadar İçişleri, Adalet ve Ulaştırma bakanları değişirdi. Bunun neden gerekli olduğunu, bunun ne kadar ağır sonuçları olduğunu 16 Nisan Referandumunda, 24 Haziran Seçimlerinde ve en ağır boyutuyla 31 Mart’ta yaşadık.

Atilla Kart

‘YSK BAŞKANI SUÇ İŞLEDİ’

Seçim bitti ama itirazlar, sayımlar bitmedi. İtirazlar olur ancak iktidar partisinin çok yüksek oy farkı olan yerlerdeki itirazları kabul edilirken muhalefet partilerinin üç oyla kaybettiği yerlerdeki itirazları reddediliyor. Gerçi Yüksek Seçim Kurulu (YSK) nasıl bir seçim olacağının işaretini seçim gecesi vermişti.

AA, seçimin başlangıcından itibaren doğrudan seçimi manipüle etme girişiminde bulundu. Bunu saat 23 21’e kadar yaşadık. Aslında saat 18 00’den sonra YSK Başkanının bu noktada kamuoyunu bilgilendirmesi, AA’nın bu şekilde yaptığı bilgilendirmelerin suç unsuruna konu olması gerekir. YSK pazartesi günü 09 10’a kadar ağzını açmadı. Ne yaptı? AA’nın bu anlamda seçimleri manipüle etmesine, kamuoyunu yanlış bilgilendirmesine destek verdi. YSK Başkanı suç işledi. Bunun anlamı budur.

‘YSK, AA İLE ZIMNİ OLARAK İŞBİRLİĞİ İÇİNDE’

YSK Başkanı Ankara ve İstanbul sonuçlarının muhalefet lehine geliştiğini, muhalefetin kararlı tavrını ve CHP’nin bu konudaki ciddi çalışmasını görünce saat 09.10’daki açıklamasında manevra yapmaya başladı. Kurumu korumaya çalışarak, ‘Bakın ben görevimi yapıyorum ama AA manipülasyon yapıyor’ dedi. Anayasa 79’uncu Maddesi bu konuda YSK’ya olağanüstü, yargı yetkisi vermiştir. O yetki ve sorumluluk kapsamında da YSK’nın bu anlamdaki manipülasyonları engellemesi gerekir. İdari ve adli soruşturma sürecini ivedi olarak başlatması gerekir. YSK bu anlamda AA ile zımni olarak işbirliği içinde. Maalesef YSK, 16 Nisan’da ve 24 Haziran’da olduğu gibi yine seçimleri manipüle etmiştir. Bu sebeple siyaset kurumunun, başta CHP’nin, hem YSK hem de AA hakkında dolu gerekçelerle ve dayanaklarıyla suç duyurularını ivedi olarak yapması gerekiyor.

‘SAVCILIK MAKAMLARI AĞZINI AÇAMIYOR’

Gene düşündürücü olan bu kadar bariz manipülasyona rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin savcılık makamları ağzını açamıyor, gereğini yapamıyor. Çünkü bütün bu kurumlar Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurumları olmaktan çıktı, doğrudan siyasi iktidarın güdümünde olan talimat, tavsiye ve telkinlerine göre hareket eden kurumlara dönüştü.

Böyle konuşunca karamsar bir tablo çıkıyor ortaya.

Biraz karamsar bir tablo çizdiğimin farkındayım ama gerçekçi olmak adına bunları ifade etmek gerekiyor. Ben inanıyorum ki, bütün bu anlatımını yaptığım karamsar tabloya rağmen CHP’nin gerek Ankara gerek İstanbul örgütleri ve elbette belediye başkanlarımız son derece dirayetli, kararlı ve bir taraftan emeğe bir taraftan da bilgi ve belgeye dayalı çalışma yapıyorlar. Daha önceki dönemlerdeki gibi soyut söylemler değil tamamen bilgi ve belgeye dayalı olarak kararlı bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının hukukunu koruyorlar.

‘EMEKLİ YSK HÂKİMLERİ DE ÖZLÜK HAKLARININ TEHDİT ALTINDA OLMASINDAN KORKUYORLAR’

YSK’da daha önce görev yapmış hakimler neden susuyor?

Yaratılan baskı, korku, talimat o kadar açık ki! Görevde olanlar zaten iktidara rağmen herhangi bir karar veremiyorlar ama emekli olanlar o statü üzerinden kazandıkları bir takım özlük haklarının tehdit altında olmasından korkuyorlar. Başka bir açıklama getiremiyorum ya da daha evvelki dönemlerdeki bazı yanlışlarının, yanlış ilişkilerinin ya da yanlış işlemlerinin bir tehdit unsuru olarak karşılarına çıkarılmasından korkuyorlar. Bu da çok dramatik, çok düşündürücü.

‘SEÇİM SONUCU, İKTİDARIN KABUL EDECEĞİ BİR TABLO DEĞİLDİ’

Ankara ve İstanbul’un kaybı iktidarın ezberini bozmuş görünüyor.

Seçim sonuçlarına baktığımızda iktidarın öngöremediği biçimde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya gibi kentler, bir yoruma göre “Türkiye’nin idari, yönetim ve iş merkezi” CHP’nin kontrolüne geçti. Bu iktidarın kabul edeceği bir tablo değildi. Bu sebeple özellikle Ankara ve İstanbul hedef alınarak seçim sonuçlarını tahrip etmeye yönelik bir sürecin başladığını kaygıyla görüyorum. İktidar gücüyle devlet nüfuzunu kötüye kullanarak Anayasa’nın 138’inci maddesinin bütünüyle ihlali söz konusu. Anayasa’nın 138’inci maddesi siyasi iktidarın hiçbir organının yargı mercilerine talimat veremeyeceğini, tavsiye ve telkinde bulunamayacağını söyler.

‘YSK’NIN 16 NİSAN’DA YAPTIĞI DA HUKUK KATLİAMIYDI’

YSK’nın 16 Nisan Referandumunda yaptığı da bir hukuk katliamıydı. Orada siyaset kurumu ve maalesef sivil toplum, kaldıysa tabii, görevini yapmadı. 24 Haziran’da da siyaset kurumu sandığa ve sonuçlarına sahip çıkmak anlamında görevini tam yapamadı. 31 Mart’ta CHP Genel Merkezi başta olmak üzere siyaset kurumu ve adaylarımız görevini kararlı bir şekilde sürdürdüğü içindir ki, şu anda ciddi bir mücadelenin içindeyiz.

‘GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK SURETİYLE HAKSIZ OY TEMİNİ, SUÇTUR’

Burada temel amaç seçimin sonucunu iğfal etmek ve oradan haksız oy teminini sağlamak. 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Yasasının 152’inci Maddesine göre, görevi kötüye kullanmak suretiyle haksız oy temini suçtur. Orada sandık kurullarında görev yapan memurlara yönelik baskı ve tehdidin başladığını görüyoruz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının il seçim kurulundan sandık kurulundaki kamu görevlilerinin kimlik bilgilerini istediğini biliyoruz. Burada, muhalefetin bu kararlı tavrını, provokasyonlara gelmeden sürdürmesi çok önemlidir. Bugüne kadar bunu CHP başardı. Bu seçimlere itiraz üzerinden bir taraftan Türkiye’nin gerçek gündemi konuşulamaz hale geliyor. Ankara ve İstanbul üzerinden bir başka amaç ise belediyelerdeki suç unsuru olabilecek kayıt ve belgeleri tahrip etmek. Belediyelerin bütçelerinde geçmiş beş, on yıla dönük denetim yapıldığı zaman belgelerin incelenemez, sonuca ve rapora bağlanamaz hale gelmesini sağlamak.

‘BU SÜREÇTE İŞE ALIMLAR, ARSA TAHSİSİ GİBİ İŞLEMLER YASAYA AYKIRIDIR’

Sayın Mansur Yavaş’ın bugünkü (dünkü) açıklaması son derece önemli. Ekrem İmamoğlu zaten bu konuda tecrübeli bir arkadaşımız. Bu süreçte işe adam alma, ihale ya da benzeri işlemler, kaynak aktarımı, arsa tahsisi gibi bütün işlemler kesinlikle yasaya aykırıdır. Belediyelerin rutin işlemleri dışındaki bütün işlemleri yani belediye bütçesini zarara uğratan, haksız kazanca yol açan bütün işlemler iptale mahkûmdur. Her iki belediye başkanının ve CHP yönetiminin bürokrasiyi bu anlamda uyarması gerekir. “Kanunsuz emir ve talimatların gereğini yapmazsanız siz şahsen sorumlu olursunuz”… Bu mesajı ısrarla anlatmak gerekiyor.

‘GEÇMİŞ İKİ DÖNEME GÖRE DAHA AZ GEÇERSİZ OY VAR’

CHP, AK Parti’nin, örneğin İstanbul’da, ‘geçersiz oy sayısı şüphe uyandıracak kadar fazla’ iddiasıyla yaptığı itirazları 2014 Yerel Seçiminde yaptığı itirazla mukayese ediyor ve diyor ki, ‘YSK o tarihte, geçersiz oyların tekrar sayılması için delil sunmak gerekir demişti ve CHP’nin başvurusunu reddetmişti. Bugün ise YSK’nın bu içtihadı deliniyor.’ Durum bire bir aynı mı?

Bunun cevabı anlattığım fotoğrafın içinde var. O yargı organları; il, ilçe seçim kurulları, YSK, kendi iradesiyle hareket eden kurumlar değil. O kurumlar siyasi iktidarın talep ve ihtiyaçlarına cevap veren kurumlar haline dönüşüyor. O zaman bu içtihadı yok ediyorsunuz. Bu dönemde ortaya çıkan geçersiz oyların geçmiş bir iki seçime göre daha az sayıda olduğu ifade ediliyor. Ancak öyle bir sunuş yapılıyor ki, zannedersiniz geçersiz oylar ilk defa görülüyor. Hayır, geçmiş iki döneme göre daha az geçersiz oy var.

Özlem Akarsu Çelik ve Atilla Kart

Özellikle İstanbul’da fazla görünen geçersiz oyların sebebinin, 80 bin çalışanı olan Büyükşehir Belediyesinin şirketlerinde çalışanlardan oy pusulasının fotoğrafının istendiği, bu insanların bir kısmının da pusulada önce AK Parti’ye basıp bunu fotoğraflayıp daha sonra pusulayı geçersiz hale getirdiği iddiası konuşuluyor siyaset kulislerinde.

Doğrudur bu. Geçersiz oy nedir? Söz gelişi farklı renkte oy pusulası kullanılmışsa pusula geçersizdir. Mühür, iki partinin arasına gelecek şekilde basılmışsa, birden fazla aday ya da parti işaretlenmişse bu, geçersiz oydur. Öyle anlaşılıyor ki, bu nitelikteki geçersiz oylar bunlar.

‘NÜFUZ SUİSTİMALİ YAPILIYOR’

Peki yeniden sayım yapılan yerlerde nasıl oluyor da oylar az miktarda da olsa değişiyor?

Geçersiz oyda tutanak tutuluyor biliyorsunuz. Geçersiz oylardaki ihlal o kadar bariz ki, sandık kurulu oy birliğiyle geçersiz diyor. Bazılarında maddi hata yapılmış olabilir ve bunlar düzeltilir. Ancak

öyle anlaşılıyor ki, iktidar gücü burada devreye giriyor. Aslında iktidara ait olmadığı sabit olan, açık olan belki de iki parti arasında diğer çizgiye de kısmen sarkan ama geçersiz olması gereken bazı oylar iktidara aktarılıyor. İşte burada nüfuz suistimali başlıyor. Bakın Kırklareli’nde bağımsız aday olan Mehmet Siyam Kesimoğlu örneği çok önemlidir. Seçmen, Kesimoğlu’nun hanesine taşma söz konusu olmadığı halde ‘Evet’i basmış ama ‘Hayır sen tam yuvarlağın içine basmadın’ diyerek o oy iptale gidildi.

Sandık kurullarında tüm partilerin, AK Parti ve MHP’nin de üyeleri var. Yani bu geçersiz oylar şerh düşülmediyse onların da imzasıyla geçti kayıtlara.

Evet orada sandık kurulu üyeleri oy birliğiyle o belgeye resmi bir nitelik kazandırıyorlar. O belgenin(geçersiz oy pusulasının) yasal anlamda geçerli olmadığı yönünde oy birliğiyle bir irade ortaya koyuyorlar.

‘MADDİ HATA YOKSA GEÇERSİZ OYLARIN YENİDEN SAYILMASI MÜMKÜN DEĞİL’

Sandık kurulu oy birliğiyle geçersiz oyları kayıt altına aldıktan sonra bunlara itiraz edilebilir mi?

O hakkı tümden ortadan kaldırmak mümkün değil ama sizin somut bir sebep, belge, gerekçe ortaya koymanız gerekir. Söz gelişi geçersiz denilen oy pusulasında bir maddi hata varsa, onu sayım cetveline aktarırken bir kayma yapılmışsa, örneğin toplama yaparken 130 yerine 13 yazmışsanız, bu bir maddi hatadır. Geçersiz oy pusulası da olsa bu anlamda bir maddi hata yapılmışsa ona göre düzeltilebilir. Bu anlamda maddi hata yoksa bu geçersiz oyların yeniden sayılması mümkün değildir.

Nitekim YSK 2014’te bunu söylemişti değil mi?

Bu ilke esas alınarak uygulama yapıldı ve bu anlamda o geçersiz oylarda maddi hata bulunup bulunmadığının, benzeri bir ihlalin olup olmadığının bile incelemesi yapılmadı, engellendi. Çünkü YSK hukuka uygun çalışmayan bir kuruma dönüştü.

‘İL VE İLÇE SEÇİMLERİNİN YENİLENMESİ NOKTASINDA HİÇBİR MADDİ VE YASAL DAYANAK SÖZ KONUSU DEĞİL’

AK Parti’nin ajandasında, Ankara ve İstanbul’da seçimi iptal ettirme ihtimalinin olduğunu da gördük. Seçim hangi koşullarda bir seçim bölgesinde iptal edilebilir?

Söz gelişi, beş on ilçede öylesine bariz ihlaller vardır ki… Ne olmuştur? Sandık kaçırılmış, yok edilmiştir veya bir kısım oy pusulaları yakılmıştır. Böylesine somut olağanüstü haller olmuştur. O sebeple ilçedeki genel sayımın sonucu hukuki anlamda sakatlanmıştır ve o ilçedeki seçimi yasal anlamda denetleme imkanı kalmamıştır. Bu bir ilçedeki seçimin tümden iptalinin şartlarıdır. İstanbul, 39 ilçe. Öyle olabilir ki, İstanbul’un 10 ilçesinde benzeri bir durum söz konusu olabilir ve o ilçelerdeki seçmen sayısının hacmi, ilin seçim sonucunu sakatlayabilir. O zaman ilin seçiminin, sayımın şartları varsa yeniden yapılması söz konusu olabilir. Ama neyse ki Türkiye’nin hiçbir yerinde böylesine bir hal söz konusu değil. Gerek il gerek ilçe seçimlerinin yenilenmesi noktasında hiçbir maddi ve yasal dayanak söz konusu değil. Şu karamsar tabloya rağmen neyse ki bu anlamda bir maddi ve yasal ihlal yok.

‘UMARIM ANKARA’DA BÖYLE VAHİM BİR YANLIŞIN İÇİNE DÜŞMEZLER’

Dün AK Parti İl Başkanlığı Ankara’da oyların tamamının yeniden sayımı için İl Seçim Kurulu’na başvurdu.

Olamaz böyle bir şey! O zaman bu seçimin sonucunu alamazsınız! Bu siyasi iktidarın karakteristiğini gayet iyi bilen biri olarak bu noktada kaygılı olduğumu ifade etmek istiyorum.

İstanbul İl Seçim Kurulu, AK Parti Büyükçekmece İlçe Başkanlığı’nın Büyükçekmece’de usulsüz seçmen kaydı yapıldığını gerekçe göstererek İstanbul seçimlerinin iptali için yaptığı başvuruyu reddetti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz, ‘İstanbul seçiminin iptali istenmedi, Büyükçekmece’ninkinin iptali istendi’ diye açıklama yaptı. Ne oldu orada?

İl ya da ilçe seçim kurulu Yalova örneğinde olduğu gibi bazen doğru uygulama yapıyor. Siyasi iktidarın özellikle hukuku zorlayarak yargıya karşı telkin, tehdit ve baskıyla yoğunlaştığı yerler Ankara ve İstanbul… İlk aşamada yeniden sayım söz konusu olamaz diyerek İstanbul İl Seçim Kurulunun doğru karar verdiği anlaşılıyor. Umarım Ankara’da böyle bir vahim yanlışın içine düşmezler. Orada da bilgi kirliliği yapılıyor. Mağduru oynamaya yönelik ama hiçbir inandırıcılığı yok. Ancak maalesef medya gücü ve kurgular üzerinden kamuoyunun bir bölümü etkileniyor ve kutuplaştırma süreci tırmandırılıyor. Yurttaş olarak kaygıyla izliyoruz.

Artvin Yusufeli’ne CHP, seçimi üç oy farkla kaybetmesine rağmen CHP’nin itiraz başvurusu reddedildi. Muş, Balıkesir, Malazgirt, daha pek çok örnek var.

Orada da aynı şekilde ilke korunarak, yani maddi hata olup olmadığıyla sınırlı olarak inceleme yapılarak geçersiz oylara bakılmalı. Şerh olup olmadığına bakılmalı. Şerh varsa eğer maddi hata olmasa da inceleyebilirsin.

‘TÜRKİYE MEŞRU DİRENME NOKTASINDA’

Diyelim ki İstanbul CHP’nin değil denildi, ne olacak?

Türkiye aslında meşru direnme noktasında. Meşru direnme evrensel demokratik bir haktır. Bizim mevzuatımızda da içerikte vardır, evrensel sözleşmelerde vardır. Şundan umutluyum, her şeye rağmen inanıyorum ve biliyorum ki, AKP içerisinde en azından çok ciddi bir kitle, Türkiye’de barışa ve demokrasiye sahip çıkma düşüncesinde. Bu insanları da doğru bilgilendirerek bu mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor.

‘CHP’NİN TARİHİ DAMARI, 31 MART’TA YEŞERDİ’

Bu anlamda 31 Mart seçimlerinde CHP’nin ve adaylarımızın kullandığı yapıcı üslup sayesindedir ki Türkiye bir nefes aldı, toplumda bir psikolojik rahatlama oldu. Biz ısrarla bu dili kullanmalıyız. Provokasyona gelmeden barışı demokrasiyi ve yurttaş hukukunu anlatmalıyız.

Türkiye, cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkarak anayasal kurumlarımızı hukuk ve demokrasiyi esas alarak inşa etme sorumluluğuyla karşı karşıya. Bu yol haritasını ortaya koymak durumunda siyaset kurumu ve devamında da geçmiş 13-15 yılla yüzleşmesi gerekiyor. Husumet ve intikama yol açmadan, hukuk ve demokrasi içinde yüzleşmek gerekiyor. Bunu CHP yönetimi ortaya koymalı. CHP’nin misyonu bu. Son seçimler bizi bu noktada umutlandırdı. İnanarak ifade ediyorum, bu partinin Türkiye’nin bütünlüğüne sahip çıkan ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları arasında ayrım yapmayan, yurttaş hukukunu esas alan, kucaklayan tarihi bir damarı vardır. O damar, 31 Mart’ta yeniden yeşerdi. Bunu daha da ileri boyutlara taşımamız gerekiyor.

duvar

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM