ÜÇÜNCÜ YILINDA TARIK AKAN'I ANIYORUZ...

  • DOLAR
    5,7122
    % -0,30
  • EURO
    6,3051
    % -0,01
  • ALTIN
    275,9364
    % -0,03
  • BIST
    101.033
    % -1,52
Artık cırlavuklar(*) ötmeyecek

Artık cırlavuklar(*) ötmeyecek

Canlı, dünyaya geldiği ilk andan başlayarak yaşayabileceği “havayı” arar!
Rahatça soluyabileceği, iç organlarına devinim kazandıracak havayı…

 

Canlı, dünyaya geldiği ilk andan başlayarak yaşayabileceği “havayı” arar!

Rahatça soluyabileceği, iç organlarına devinim kazandıracak havayı…

Havayı soluyabilmek, yaşamda kalabilmek için de “doymayı”…

Doymasıyla birlikte de barınacak yerler, eşler, dostlar, birlikte uğraş verecek yoldaşlar…

Solunacak “havanın” yok olmasına alkış tutanların,

Yiyemeyeceği, kokusunu alamayacağı, yüreğine can katmayacak “kapitalist” değerler uğruna çırpınanların utkuları arasına sıkışmış;

Doğa talanını,

Orman yangınını,

Canlıyı gereksinimine boğanlarla, açlık sınırında yaşamaya zorlayanlar arasında ne ayrım var ki?

Biri “havasını” çalıyor, diğeri “emeğini”…

***

Yıllar önce “biri bizi gözetliyor” adlı bir izlence vardı…

Kalabalık bir kadro, yaptıklarının birçoğu kameralarla gözetlenirdi! O günün kuşağına ne “hoş” gelirdi ama… Hepsi gençti! Doyumsuz gençlik, kameraya takılan görüntüleri, karşı cinslerin “çekildiklerinden habersiz” mini yakınlaşmaları ilgiyle izlenirdi; bir yandan da söylenilirdi, kızıldı, “bu da olmaz” bile denirdi!

Bugün artık tevilerin sabah izlencelerinde, toplumun yüzde üç-beşlik bir katmanının koylarda, yatlarda, sakladığı sevgilisini görüntülemek için yarışan bir medya oluştu. “Biri bizi gözetliyor” anlayışıyla başlayan bir süreç…

Akşam yedikleri yemek, sosyal medyada yazdıkları bir ileti, bir şarkının içerisinde geçen bir tümceye eşlik etmesi “öyle” boyanarak-süslenerek, pazardan yarım kilo sarımsağı alırken üç kez gidip-dönen ev hanımının karşısına getiriliyor ki;

Soluyacağı “hava”, yiyeceği “ekmek”, barınacağı “ev” gibi sunuluyor!

Geçinemeyen, alım gücü olmayan yurttaşın gözünün içine bakarak da “bu ülkede yoksul yok, işini bilmeyen var” diyecek denli de söz söyleme hakkı veriliyor!

***

Bu ülkeyi bir “adım” daha yükseltme sözü veren siyasetçiler,

Bu ülkeyi “aydınlatmak” görevini üstlenen sanatçılar,

Bu ülkeyi “yaşanılır” noktaya getirmek için seçilen yerel yönetimler,

Bu ülkenin “insanını” mutlu etmek için yola çıkan ekonomik güçler,

Bu ülkenin “tüm değerlerini” koruma sözü verenler…

***

Zamanında, Aziz Nesin, “halkın gereken besini alamadığından dolayı aptal-cılız kaldığını” dile getirdiğinde, bildiğimiz “aydınlar” arasından da çığlıklar yükselmişti! Oktay Ekşi’yi hiç unutmam! O günlerin “Kırmızı Koltuk” izlencesinde, Ekşi’nin eleştirmesinin-kınamasının ardından, Nesin “yanılmışım, yüzde altmıştan çokmuş aptal” demişti!

Gereksinmesini karşılayamayan “toplumlar” nasıl olur ki?

Düşünsenize; ülkenin beşte birlik katmanı gereksinmelerini karşılama bakımından özgür olacak; üstelik çalışmadan, emek vermeden, bir gün orada bir gün burada fink atarak, tek özellikleri ya “işlerini” bilmek, ya da “omurgaları” alınmış olmak olacak…

Yaşamları için gereken “havadan”, gereken “aştan”, “dinlenceden” uzak kalan toplumun büyük çoğunluğundan “üstün verim” beklenecek!

Üstelik bunu düzeltmek için yıllardır söyledikleri “yalanları”, yeni “yalanlarla” kapacaklar!

***

Yaşamın kapalı kapılar arkasından görülmesi olanaksız…

Sokağa, pazara, kalabalığa, parktaki banka, uzun yıllık bir ağacın gölgesine, bir iri kaya arasından süzülerek gelen “pınar” coşkusundaki suya dokunmadan olmuyor!

Yönetenler “bir” kendi dünyalarının varlığına inanmış!

Kendi dünyaları için de “herkesin” imece yöntemiyle katkı yapmasının zorunluluğuna inandırılmış!

Yok ki öyle bir dünya!

Canlının, yaşamını sürdüreceği alanda “gereksinimlerine” karşılık verilme istemi “hiçbir zaman” sağlanamadı! Üretici üretemedi, esnaf aldığını satamadı, tüketici alma gücü bulamadı, işçi emeğinin karşılığını alamadı, bilen kendini kanıtlayacak alan bulamadı, eğitim tabulardan sıyrılamadı, yöneten egosunu yenemedi, ulusal gelirin bölüşümü sağlanamadı, bir avuç varsıl uğruna toplumun büyük çoğunluğu “açlık sınırı” altında yaşamını sürdürmeye sürüklendi!

***

Bu ülke…

Canlının soluyacağı “hava”, doyuracak “toprak”, korunak olacak “doğasıyla” eşi-benzeri az olan bir yeryüzü… Havasını bozmak için ormanlarını-ağaçlarını katlederken, bir yandan da tarımsal alanların talan edilmesi, “canlının” yaşamını sürdürmekte zorlanacağı bir ülke durumuna dönüştüremeye çaba harcayanlar…

Canlının yaşamını sürdürebilmesinin “öncül” gereksinimlerini unutarak, ya da bilmek istemeyerek salt ülkenin “açlık sınırı altında” yaşamını sürdürenleri değil; allı-pullu, renkli-ışıklı yaşamını sürdürenlerin de geleceklerini karartmaktasınız!

“Koca ülkenin” Orman Bakanlığı’nın, özellikle “yangın mevsimi” denilen yaz aylarında, ormanı söndürecek ekipmanlarının-gereçlerinin ya arızalı, ya da olmaması bize bir şey düşündürmeyecek mi?

Doğasız, ormansız, tarımsız alanlarda, artık cırlavuklar ötmeyecek…

 

*Cırlavuk: Adana yöresinde ağustos böceği…

 

210819

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM