ABD nereye gidiyor?

ABD nereye gidiyor?

Bırakalım ABD’yi, tüm Batı dünyasında, 2. Dünya Savaşı sonrasında bu sertlikle bir iktidar mücadelesi görülmedi.

 

Bırakalım ABD’yi, tüm Batı dünyasında, 2. Dünya Savaşı sonrasında bu sertlikle bir iktidar mücadelesi görülmedi.

‘Yol kazası’ olarak niteleyebileceğimiz “Portekiz deneyi” ve Avusturya’nın geleceğine ipotek koymasından endişe edilen, ancak bir trafik kazası sonucu hayatını kaybederek siyaset arenasından çekilen Jörg Haider’in çıkışını saymazsak, “burjuva demokrasisi” bugüne kadar tıkır tıkır işledi.

70’li yıllar Almanya’sının efsane Başbakanı Helmut Schmidt, “küreselleşme” kavramının parlatıldığı dönemde, aslında dünyanın eskisinden daha güvensiz ve sorunlu bir sürece doğru ilerlediğini öngörürken, yanılmadığını geçen süre içerisinde yaşayarak öğrendik.

1945 sonrasında oluşan statüko, Batı ülkelerini sosyalist ülkeler karşısında “varlık kaygısı” ile, ABD liderliğinde uzlaşmaya zorluyordu.

Ancak, Sovyet Bloku’nun kapitalizme teslim olması ile ortaya çıkan tek kutuplu dünyada ABD, güç zehirlenmesi yaşadı. Dünyayı tek başına, egemenliği altında sürdürebilmesi için, kendisine yeni bir dünya düzeni kurmak istedi.

Yeni düzenin adı “küreselleşme” olarak açıklandı. Tarihin sonuna gelmiştik! Sınıflar mücadelesi bitmişti, hatta hiç olmamıştı! Yaşlı, bunak bir Alman’ın uydurmasıydı! Yukarıdan aşağıya doğru, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler “hak edene” hediye edilecekti!

Tüm insanlığın “zenginlik hiyerarşisi” düzeni içerisinde, demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri güvence altına almak için sınıflandırılması emperyalizm açısından ciddi bir çatışmanın fitilini ateşledi. Çünkü, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde görece varolan “konsensüs”, ABD tarafından kendi lehine bozulurken, en büyük zararı aslında yine Batı metrepol ülkelerine veriyordu!

Şirket birleşmeleri yoluyla sermayenin küreselleşmeye zorlanması, milli ekonomileri güçsüz ve korunmasız duruma sokuyordu! Bunu anlamayanlar, salgın döneminde arka arkaya bütün Avrupa ülkelerinde en önemli ekonomik tedbir olarak, şirket birleşmelerini/satışlarını kısıtlayan, hatta yasaklayan kararlar alınmasının nedenini düşünsünler.

ABD’nin küreselleşme ideolojisinin en somut ve kendisini açığa çıkaran hamlesi Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi, BOP olarak bildiğimiz girişimdir. BOP’u sadece bölge halklarına ve devletlerine karşı bir hamle olarak düşünürsek, eksik olur. BOP aynı zamanda Avrupa’yı da teslim alma girişimidir.

Nedenleri ayrıca incelenmeye muhtaç olsa da, bugün BOP hamlesinin tamamen fiyasko ile sonuçlandığını söyleyebiliriz. Bunun bir işareti, dünyanın geri kalan kısmında ABD’ya kafa tutan ülkelerin sayılarının giderek artması ise, diğer işareti de, ABD’nin kendi toprakları üzerinde iç çatışmasının şiddetlenmesidir.

Yani, ABD’nin uluslararası egemenlik iddiasında sarsılması, ülke içinde de ABD hakim sınıflarını giderek bölüyor ve parçalıyor!

Trump ile Biden arasında izlediğimiz çatışma da, kaba bir şekilde demokratlar/faşistler gibi etik değerlerle açıklanamayacak bir çatışmadır. Trump ile Biden buz gibi sınıf savaşı veriyorlar!

  1. Dünya Savaşı sonrasında, Sovyet Bloku varlığının zorladığı “konsensüs”, küreselleşme ile birlikte ve bizzat ABD tarafından rafa kaldırılmıştı. Dolayısıyla, Karl Marks’ın ana hatlarını ortaya koyduğu ve sonrasında Vladimir İ. Lenin’in formülasyonuyla söylersek, “burjuvazi arasında uzlaşma geçicidir, çatışma esastır” ilkesini yeniden hatırlamamız gerekiyor.

Karl Marks “kâr ilkesi” ile, tarih sahnesine çıktığı andan itibaren, kendi yok oluşunu hazırlayacak iradenin esiri olarak burjuvaziyi tanımladığında, tam da kapitalizmin kökten çatışmacı özüne işaret ediyordu. Lenin de, bu ilkeyi, veciz bir formülasyonla anlaşılır haline getirdi.

Kapitalizm, 1945 sonrasında kendi varlığının tehdit odağı olarak genel anlamda sosyalist siyasi hareketleri, ama özel olarak da Sovyet Bloku’nun kendisini tanımlaması, Batı dünyasında bir uzlaşmayı zorunlu kılmıştı. Ancak, bugün hiçbir kapitalist ülkenin ABD jandarmalığına boyun eğmeyi ve onların belirlediği ekonomik ve siyasi hiyerarşiyi kabul etmesi mümkün değil.

Kapitalist dünyadaki bu kırılmayı tespit etmeden, Trump ve Biden’ın neyin kavgasını verdiğini anlamamız da mümkün değildir.

En genel anlamıyla ABD’nin ulusalcı kesimleriyle, küreselci kesimlerinin büyük bir çatışma içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Donald Trump’ın ülke dışındaki sermayenin dönüşünü zorlayan kararlar alması, Joe Biden’ın ise, daha makamına geçmeden bu kararların hepsini iptal edeceğini açıklaması, tam da bu ayrımı bize ifşa eden hamlelerdir.

Dolayısıyla, bundan sonra, ABD’nin yeniden ülke içi birliği sağlamasını beklemek hayalcilik olur. ABD hakim sınıfları karpuz gibi, ortadan yarılmıştır.

Bundan sonra, ABD içerisinde kamplaşmanın daha da artacağına; iç savaşa varıncaya kadar çatışmanın çeşitli varyasyonlarına tanıklık edeceğimizi söylemek kehanet olmaz.

Dolayısıyla, ABD iç çatışmasını “çekirdek çitleme modunda” izlemek yerine, bu çatışmanın getirdiği fırsatları konuşmak ve değerlendirmek doğrusu olacaktır.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
ali rıza özkan

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM