• DOLAR
    6,7368
    %1,85
  • EURO
    7,3003
    %1,25
  • ALTIN
    350,71
    %2,20
  • BIST
    8,2747
    %0,45
42 yıl sonra 42 yıl öncesini yaşamak

42 yıl sonra 42 yıl öncesini yaşamak

                                                  “Hiçbir gün devretmez                                   Yaşadıklarını bir sonraki güne                                   Ne acıların kıyamete benzer                                   Ne sevinçlerin gonca bir güle.                                     Yarın bugüne vedanın yeni doğanı                                   Dünse anı defterinin müsvedde yaprağı                                   Ne yapsan döndüremezsin atiyi düne                                   Yarınsa her yeni doğanın umut bayrağı.”               […]

                

                                 “Hiçbir gün devretmez

                                  Yaşadıklarını bir sonraki güne

                                  Ne acıların kıyamete benzer

                                  Ne sevinçlerin gonca bir güle.

 

                                  Yarın bugüne vedanın yeni doğanı

                                  Dünse anı defterinin müsvedde yaprağı

                                  Ne yapsan döndüremezsin atiyi düne

                                  Yarınsa her yeni doğanın umut bayrağı.”

                            

     “Herkesin sessiz ve derinden yaşadığı duygularını bir sır gibi zulasında sakladığı bir dünyada yalnızca yüzler ve yüzlere anlam veren gözler sesini katabilir öykülere,şiirlere bir yazarın,şairin kaleminden.Gökyüzüne başını kaldırıp her baktığında sakladığın bir öyküyü yaşarsın.Belki de kendi öykünü. Herkesin öyküsü yaşadıklarından süzülerek akar kaleminin ucundan sayfalara ter misali.Yaşadığımız bir damla güzelliği ummanla çarparak büyütelim içimizde umudu.Köküne kıran girsin umutsuzluğun her zerresinin.”

Kırk iki yıl sonra buluşuyoruz demişti,lisede aynı sınıfta okduğumuz bir arkadaş.Heyecandan yüreğim göğüs kafesimde çırpınmış,açık bir pencere bulsa kuş olup gökyüzünün maviliğine kanat açacaktı.Kırk iki yıl sonra arkadaşlarımızı,öğretmenlerimizi görmenin heyecanını anlatmaya şairin dediği gibi “sözcükler kifayetsiz” kalıyordu.

Anladım ki ; yaşamın acımasız gerçekleri karşısında,en etkileyici sözcükler bugün, dünkü güzelliğinden,ahenginden ve zihnimizde bıraktığı tadından uzak.Ne kadar az paylaşmış olsak da kalbimizdeki çıngıyı,o gün gök o  kadar çok maviydi,kuşlar o kadar çok özgür kanatlı,ağaçlar o kadar çok çiçekliydi.Ve Çukurova o kadar çok bereketliydi,o kadar topraktı,o kadar anaydı.Nefesi nefesimizde nara atardı gençliğmizin.Günlerimiz üç öğün sevgiye kaşık sallardı. Günlerimizde,gecelerimizde ince bir sızı olsa da yaşadıklarımız,bir kolu sende olsa da ırmağın,bir kolu bende,aynı denizde buluşurdu sızılarımız.Buluştuğumuz nokta ayrıldıklarımızdan büyüktü. Aynı aya baktığımızda,aynı güneş tenimizi yaktığında, aynı hislerdi payımıza düşen yaşamın gerçeğinden. Dalında solan bir çiçek gibi solduğumuz günler oldu ama kuru bir dal gibi olmadık.Ancak kırıldığımız yerden ışkınlamasını da bildik.

Bağrımıza bastık kimi zaman korkularımızı,kimi zaman sol yanımıza taktık memleket hasretini,insan kokusunu.Usumuzda biriktirdiğimiz düşünceleri  zamanla özümseyerek bilince dönüştürdük.Yaşadıklarımızı ,okuduklarımızı,gözlemlediklerimizi,deneyimlerimizi,ders aldıklarımızı 42 yılın imbiğinden geçirerek damıttık.42 yıl öncenin arkadaşlığı, bu süreç içerisinde  dostluğa dönüştü.Ne kırk iki yıl öncesinde o sıralarda oturan deli kanlılardık, ne de fikrini öfkesiyle bileyen,hırçınlığını hançere dönüştüren gençlerdik bugün.Kimimizin aileleri köylerden göçüp kente gelmişti,kimimizin aileleri çocuklarına bir ev tutup onları yalnızlığın,gurbetin  kiracısı yapmışlardı.İçinden geçtiğimiz koşullarda erken büyüdük yaşımızdan,erken olgunlaştık güneşin alnında,aşağı yelinin koynunda.

Andığımız anlarda değil,birbirimizi bulduğumuz anlardaydık.Tenimiz zamanın,yer çekiminin acımasızlığına direnme azmini yitirmeye başlamış,saçlarımız bir yandan hayatın değirmeninde rengini yitiriken,bir yandan da deli rüzgarda savrulmaktan kurtulamayıp dökülmüş.Ama zaman yüreğimizde atan arkadaşlık,kardeşlik sevgisini eksiltmek yerine,sonsuz kere çoğaltmış.Bu sevgiyi yüreğimize,öğretmenliğe ilk başlamanın heyacanıyla ilmek ilmek örmüş Mesut Öğretmenimiz,Ayhan öğretmenimiz,aramıza sağlık sorunları nedeniyle katılamamış İbrahim öğretmenimiz ve diğerleri.Öğretmenlerime sunmak isterim yüreğimin ömrü uzun çıngısını:”

Sevgili Öğretmenim,

Sizi ilk tanıdığım gün ile bugün yüreğimde duyduğum kıpırtının tadı ve heyecan debisi hiç değişmedi.Kalbimin gönderinden hiç inmediniz bir bayrak gibi.Biz sizin için “dünyanın bütün çiçekleriydik.” Her birimiz ayrı renkte,ayrı kokuda.Ama hepimiz bir çiçektik sizin için.İçinizdeki sevgi ummanıyla yoğurdun benliğimizi harf harf.Şarkılarla besledin ruhumuzu,iyi dileklerle dokudun damar damar hayatımızı.Varlığınla can verdiğin o taş binaya koşarak gelirdik,verdiğiniz ödevleri yapmanın gururuyla.Alfabeyi öğrendiğimiz ilk gün gibiydiniz bizim için, A harfiyle “Atatürk’ü” B harfiyle “barışı” öğrendiğimiz gün gibi.Her harfinde bir sözcük öğrendik.Her sözcüğünde çocukça bir dünyayı,gözlerinizde akan hayat ışığını öğrendik.Güzelle çirkini,akla karayı,artıyla eksiyi öğrendik.Doymadık öğrenmeye.

 Canım Öğretmenim,

Nasıl ki yurdumun gönderinden ay yıldızlı bayrağımız hiç inmeyecekse, siz de kalbimin gönderinde hep dalgalanacaksınız. İçime bıraktığınız sevginin sıcaklığıyla, içtenliğiyle kucaklar ,ellerinizden öperim.”

Hurmalı  Konak’ta birbirimize sarılıp 42 yıl öncesinin siluetini canlandırmaya çalıştık heyacanla,şaşırarak.42 yıl öncesinden bugüne hayatlarımızın satır aralarında dolaştık birbirimizin.Hüzünlendik,üzüldük,sevindik.Her yaşanan şeyin bir insana yaşamın bir nimeti,bir külfeti olduğunu düşünerek söyleştik Değirmen’de yemekte.Yaverin Konağı’nda konaklarken,Kozan Kalesi’nden kenti panoromik seyre dalarken.Kozan Lisesi’nin girişinde poz verdik zil seslerine karışık seslerimiz kulaklarımızda çınlarken. O an  yaşadıklarımız 42 yıl öncesi kadar güzel,içten,sıcak,berrak ve harikulade idi.O gün hepimiz gençliğin eşiğinde birer çocuktuk.Büyüdük,hayatın dersleriyle            sınandık,olgunlaştık,acımızı,kederimizi,hüznümüzü o gün  içimizde zulaladık, bir iki gün de olsa ağız dolusu güldük,hazzına vardık 42 yıl sonra buluşmanın.42 yıl öncesini yaşamanın.O gün biz öğretmendik,öğrenciydik.O gün biz Harun,Eyüp,Muzaffer,Yusuf,Şemsettindik,

Mustafa,Ahmet,Hilmi,Kemaldik,o gün biz Müberra,Kaysı,Seçay,Nigar,Refika,Mualla Mukadderdik,o gün olamasak da İbrahim Hoca,Ayhandık,Mesut idik,kalplerimiz farklı göğüslerde aynı çarparken.

Bu zaman dilimi içinde hepimiz, farklı düşüncelerimizi hayattan öğrendiklerimizle bir etmişiz,pir etmişiz,sevgi etmişiz,saygı etmişiz,memleket etmişiz,insan etmişiz,Cumhuriyet etmişiz,gönderimize bayrak etmişiz.42 yıl öncesi bir film şeridi gibi değil,bir romanın,bir şiirin hazzı gibi  usumuzda, kalbimizde canlandı. Yaşadığımız yerlerden bir aşağı yeli gibi gelip serinlettik hasretimizi.Aşağı yeli ki, Çukurova’da  tatlı esintisiyle tarlada çalışan ırgatın tenini ürperten hasret,daldaki yaprağı dansa kaldıran kavalye, teldeki kuşun şarkısında ezgi aşağı yeli. Aşağı yeli gibi estik Kozan’ın sokaklarında,konaklarında kalesinde.Kozan Lisesi’nin önünden.Çok güzel delikanlılardık bıyığı yeni terlemiş,çok güzel öğrencilerdik

kırk iki yıl öncesinden bize el sallayan, çok güzel öğrencilerdik  bayrak gibi geleceğin burcunda dalgalanacağı günü bekleyen.42 yıl sonra 42 yıl öncesini yaşayan.

27 Kasım 2018

 

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM