• DOLAR
    6,7368
    %1,85
  • EURO
    7,3003
    %1,25
  • ALTIN
    350,71
    %2,20
  • BIST
    8,2747
    %0,45
1998 yılıydı…

1998 yılıydı…

1998 yılıydı. O dönemde Türkiye’nin en iyi belgesel ekiplerinden biri kabul edilen, Can Dündar’ın başında olduğu bir ekibin içinde yönetmen olarak yer alıyordum.

 

1998 yılıydı. O dönemde Türkiye’nin en iyi belgesel ekiplerinden biri kabul edilen, Can Dündar’ın başında olduğu bir ekibin içinde yönetmen olarak yer alıyordum. Cumhuriyet’in 75. yılı yaklaşırken “cumhuriyet”i nasıl anlatabileceğimiz üzerine uzun süren toplantılar yapıyorduk.

Sonunda tüm ekibin üzerinde anlaşmaya vardığı bir konu bulduk; “Atatürk’ün kafasında cumhuriyet fikrinin nasıl oluştuğunu” onun kendi el yazısı ile tuttuğu notların izini sürerek anlatacaktık.

Bu düşünce üç bölümlük “Yükselen Bir Deniz: Cumhuriyet” adlı belgeselin ortaya çıkmasını sağladı.
* * *
Bu proje için Mustafa Kemal’in not defterlerinin yanısıra kütüphanesinde bulunan binlerce kitap teker teker incelendi. Bu kitapların hemen hemen tamamında Mustafa Kemal’in altını çizdiği satırlar not edildi.

Mustafa Kemal’in eski Çankaya Köşkü’nde ki çalışma odası ve çalışma masasında günlerce süren bir araştırma süreci, bütün ekip için çalışmanın en unutulmaz anılarını oluşturdu. (Ben hala o masada oturup, O’nun kullandığı bardaktan su içip, O’nun okuduğu kitaplara dokunmanın heyecanını ve keyfini her fırsatta anlatırım)

Genellikle kitap okurken bir yanı kırmızı, bir yanı mavi kalemlerden kullanmıştı.

Okurken ruh halini sayfalardan takip etmek mümkün oluyordu; çok heyecanlandığı bölümlerde satırların altını defalarca çiziyordu. Kimi bölümlerde sayfanın yanında ya da altındaki boşluklara küçük notlar alıyor, bazen de hesaplar yapıyordu.

Bütün bu günlükler ve kitaplardan Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’e nasıl koşar adım ilerlediğini görmek her geçen gün artan bir heyecan yaratıyordu.

Dünyanın en önemli görüntü arşivleri tarandı ve buralardan daha önce Türkiye’de hiç yayınlanmamış görüntülere ulaşıldı. Her görüntüye ulaştığında bayram yaşanıyordu.

Belgesel hazırlandıktan sonra NTV, CNN Türk ve Kanal D televizyonlarında yayınlandı. Belgeselin kitabı ise önce İMGE, ardından CAN yayınevi tarafından basıldı.
* * *
Ancak bu belgesel kadar tüm ekibi heyecanlandıran başka bir gelişme daha oldu. Belgeselin galasında dağıtılan bir kitapçık: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi…

“Yükselen Bir Deniz” belgeselinin hazırlıkları sırasında Tannur Arat, Serhat Özkan ve ben Soner Sevgili’den oluşan araştırma ekibi Çankaya Köşkü’nde Atatürk’ün kütüphanesinde çalışırken, ikiye katlanıp sonradan ciltlenmiş bu taslağı buldu. Okuduğu kitapların arasında gerçekten tozlanmış ve gözden ırak bir halde duruyordu.

Belgeselin danışmanı Dr. Faruk Alpkaya, bunun altın değerinde bir belge olduğunu hemen farketti.

Bu kitapçıkta, hem taslağın ilk hali, hem Atatürk’ün el yazısıyla yaptığı düzeltmeler vardı. Cumhuriyetin kuruluş senedi anlamı taşıyan bu belge Cumhuriyetin 75. yılında yeniden gün ışığına kavuşmuştu.
* * *
Belgenin öyküsü, 1923 yılının Temmuz ayına kadar uzanıyor.

Lozan konferansının sonuçlanmasından hemen sonra Mustafa Kemal, özel kalem müdürü Hasan Rıza (Soyak) Bey’i Çankaya’ya, şimdi müze olan eski köşke çağırır. Salonda bulunan eşi Latife Hanım ve diğer konuklarını bahçeye davet ettikten sonra Hasan Rıza Bey’le yalnız kalınca, yelek cebinden birkaç küçük kağıt parçası çıkarıp uzatır:

“- Bunları müsvedde halinde temize çekeceksin. Dikkat et, yazılar biraz karışıktır; okuyamadığın veya anlayamadığın bir şey olursa beni çağırır sorarsın. Ama bunları şimdilik yalnız sen ve ben bileceğiz, amirlerine dahi bahsetmeye lüzum yoktur” der.

Sonra da Hasan Rıza Bey’e çalışması için kendi masasını gösterip bahçeye, konuklarının yanına gider. Hasan Rıza Bey anılarında, Gazi’nin eşinden bile gizlediği bu notların ne olduğunu ölesiye merak ettiğini yazar. Gazi Paşa’nın hep kullandığı defterinden koparılmış bu yapraklara, çok küçük harflerle yazılmış notlara şöyle bir göz gezdirince herşeyi anlar. O an hissettiklerini, yıllar sonra anılarına şöyle yazar.

“- Daha ilk satırlarda büyük bir heyecana kapıldım. Bunlar o zaman mevcut olan 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun (anayasanın) bazı maddelerini tadil mahiyetindeydi ve birinci maddeye Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir’ cümlesi ilave edilmişti”.

Hasan Rıza Bey’in, temize çekme işi bitince Gazi, yazılarları alıp cebine koyar, kendi notlarını da yırtıp atar.

Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasa tasarısının taslağıdır.

Gazi’nin o ana dek bir “milli sır” olarak sakladığı “cumhuriyet”, kayda geçmiştir işte…

Bu ilk taslak, önce Adliye Bakanı’na gönderilecek, küçük değişikliklerden sonra da Ekim ayı başında kurulan bir “Mütehassıslar encümeni” (uzmanlar kurulu) tarafından incelemeye alınacaktır. Çoğu zaman Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında istasyon binasının alt katında toplanan bu Encümen’de, Meclis’teki anayasa komisyonu üyeleri, Bakanlar ve Gazi’nin bizzat davet ettiği uzmanlar görev yapıyorlardı. Bunlar arasında Ziya Gökalp’ten, Yunus Nadi’ye, Ahmet Ağaoğlu’ndan, Yusuf Akçura’ya kadar dönemin en etkili isimleri vardır.

Encümen, 21 Ekim 1923 günü son toplantısını yaparak anayasadaki değişikliklerin yer aldığı taslağa son şeklini verir. Ortaya çıkan metin, Gazi’nin rahat düzeltebilmesi için sayfa diklemesine ikiye bölünerek basılır.

28 Ekim’i 29 Ekim’e bağlayan gece Mustafa Kemal, İsmet Paşa ile birlikte bu taslak üzerinde çalışır. Aşağıda birkaç örneğini göreceğiniz sayfalarda ki düzeltmeleri, bir ucu mavi, bir ucu kırmızı kalemiyle bizzat yapar. Sonra da 29 Ekim sabahının ilk saatlerinde kapağı kapatıp, üzerine imzasını atar.

Artık cumhuriyet ilan edilebilir…

Fotoğraf açıklaması yok.Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.Fotoğraf açıklaması yok.Fotoğraf açıklaması yok.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
soner sevgili
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM